Ahir Zamanda Erkeklerin Görünümü
Bismillahirrahmanirrahîm
Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Erkeklerden oluşan yirmi kişilik bir grubun -az veya çok- içinde bulunduğunda ve onların yüzlerine dikkatle baktığında, aralarında Allah rızası için kendisinden çekinilen (korkulan) tek bir kişi bile bulamazsan, bil ki 'Ferec' (kurtuluş) emri yaklaşmıştır."
Yirmi kişi, iki yüz kişi veya iki bin kişi arasında Allah rızası için kendisinden çekinilen (korkulan) tek bir kişiyi bulmak; yani iyiliği emreden, kötülükten sakındıran, sözü tesirli olan, insanların hürmet ettiği, Allah korkusu nedeniyle huzurunda günah işlemekten çekindiği birini bulmak demektir. Ne yazık ki günümüzde, değil yirmi kişi arasında, yüzlerce hatta binlerce kişi arasında bile böyle birine rastlanmamaktadır.
Bugün tüm korkular toptan, tüfekten ve muhtemelen para ile makamdandır. Bu durum oldukça üzücüdür. Çünkü erkekler, eşlerinden, çocuklarından ve torunlarından sorumludurlar. Gençlerin sapkınlıklarına karşı kayıtsız kaldıklarında, çocuklarının hatalarına göz yumduklarında ve eşlerinin nefsani arzularını yerine getirmek için çabaladıklarında, gençlerin küstahlaşmasına ortak olurlar ve bu duyarsızlıklarıyla evlatlarını bu karanlık günlere itmiş olurlar. Toplumdaki her türlü fesat ve bozulmadan o toplumun erkekleri sorumludur; zira toplumu yetiştirme görevi yalnızca onlara aittir ve ortaya çıkan her türlü yozlaşma onların eğitimdeki zafiyetinden kaynaklanmaktadır.
Şüphesiz ki Resul-i Ekrem (s.a.a) ne söylerse, vahyin mantığıyla söyler ve kendiliğinden tek bir kelime bile konuşmaz; tıpkı onun masum evlatları da ne söylerlerse, büyük dedelerinden nakletmektedirler. İşte İslam Peygamber’inin (s.a.a) dilinden bu zamanın erkeklerinin diğer özellikleri:
“Benden sonra erkekler için ortaya çıkacak hiçbir fitne, kadınlar tarafından gelen fitneden daha zararlı olmayacaktır.” [1]
Sonraki hadis onu tefsir etmektedir:
"Kadınlara itaat eden erkekler helak olur." [2]
Burada yazar, saygıdeğer hanımlardan özür dileme gereği duymaz; zira Hz. Resul-ü Ekrem'in (s.a.a) kastettiği şeyin, erkeklerin heva ve hevesine düşkün kadınların nefsani arzularını yerine getirme hususunda onlara boyun eğmesi olduğu gayet açıktır. Aksi takdirde, faziletli kadınlar zaten çocukları için birer örnek ve eşleri için hayat arkadaşıdırlar.
Sonraki hadisler de bu manayı netleştirmektedir:
"Ümmetim hakkında kadınlar ve alkollü içecekler kadar başka hiçbir fitneden endişe etmiyorum." [3]
"Sizin hakkınızda en çok korktuğum şey, kadınların görünmez fitnesidir; o da altına boğuldukları, zengini zahmete soktukları ve parası olmayanı gücünün yetmediği şeylere zorladıkları zamandır." [4]
Bu hadiste geçen "fitne-i serâ" ifadesi; “can yakıcı fitne”, “gurur verici fitne” ve “görünmez fitne” gibi çeşitli anlamlara gelir ki, bu manaların hepsi kadınlar hakkında geçerlidir. Bu fitnenin uğursuz sonuçlarını toplumumuzda şiddetle hissetmekteyiz. Bu fitneler, temiz erkeklerin düşünce ve ferasetini ellerinden alarak onları hayali putlara dönüştürmüştür. Öyle ki bu erkeklerin tüm dert ve tasaları, o kadınların arzularını tatmin etmek olmuştur; üstelik bu kadınlar hayat arkadaşları oldukları için değil, birer bebek ve oyuncak gibi görüldükleri, daha açık bir ifadeyle hayvani içgüdülerin doyum vasıtası kılındıkları içindir.
"Erkek karısına itaat eder ama anne ve babasına isyan eder; kardeşini helak etmek için çabalar; komşusuna zulmü reva görür; akrabalık bağlarını koparır ve günahkarların sesi yükselir." [5]
Günahkarların sesinin yükselmesinden kasıt, belki de şarkıcı ve çalgıcıların seslerinin İslam ülkelerinin semalarında yankılanmasıdır; ya da devrin günahkarların devri olduğu, onların sesinin gür çıktığı ve müminlerin ise, savunmasız kaldığı anlamındadır.
"Bir erkeğin tüm derdi midesi, kıblesi karısı, dini ise dirhemi ve dinarı (parası) olacaktır." [6]
Ardından "muhannes" (kadınlaşmış erkek) fitnesinden müstakil olarak bahsederek şöyle buyurmaktadır:
"Kadın elbisesi giyen erkeğe ve erkek elbisesi giyen kadına Allah lanet etsin." [7]
"Allah, kadınlaşan erkeklere ve erkekleşen kadınlara lanet etsin." [8]
Sonraki hadisler "muhannes" ve "müteraccil" (erkekleşen kadın) kavramlarını açıklığa kavuşturmaktadır:
"Akılsızlar iş başına geçtiğinde ve kadınlara danışıldığında..." [9]
Ardından açıkça “muhannes” ve “müteraccilden” bahsederek şöyle buyurmaktadır:
"Erkekler erkeklerle ve kadınlar ise birbirleriyle birlikte olduğunda!!!" [10]
"Erkekler erkeklerle ve kadınlar da kadınlarla yetindiğinde!!" [11]
"Akrabalarla (mahremlerle) ilişkiye girip bununla yetindiklerinde!!!" [12]
"Hayvanlarla ilişkiye girildiğinde." [13]
"Erkek, kadınlarla ilişkiye girdiği için kınandığında!" [14]
"Genç erkek, tıpkı bir kadın gibi kendini müşteriye sunduğunda!" [15]
"Erkekler erkekler için ve kadınlar da kadınlar için süslendiğinde!!" [16]
"Erkekler, gelinin damatla gerdeğe girdiği gibi birbirleriyle gerdeğe girdiğinde!!" [17]
Ey her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten Rabbimiz! Senin gazabının ateşine düşmekten sana sığınırız. Ey İslam'ın yüce Resulü! Tüm bu utanç verici felaketler gerçekleşti; artık kimse bunların yaşandığını inkâr edemez; oysa bizim çağımıza kadar hiç kimse bunların mümkün olabileceğine inanmazdı! Düne kadar imkânsız görünen ne varsa, bugün fiiliyata dökülmüştür! 20. yüzyılın ortalarına kadar gerçekleşmemiş olan ve kimsenin ihtimal dahi vermediği bu nefret uyandırıcı facia, büyük bir üzüntü ve şaşkınlıkla görülmektedir ki, bizim çağımızda vuku bulmuştur. Bu durum yukarıdaki hadiste tam bir açıklıkla beyan edilmiş ve diğer hadislerde ise, daha detaylı bir şekilde yer almıştır. Aşağıda bunlardan birkaç örneğe değiniyoruz:
"Erkek, kadının kocası için saçını tarayıp süslendiği gibi, erkek için saçını tarar ve süslenir; erkekler bu iş için ücret alırlar. Bazen bu erkekler talipleri arasında rekabet konusu olurlar; bazen de bir erkek, bir diğer erkeğin namusu haline gelir, onun için kıskançlık gösterir ve onun uğrunda canını ve malını feda etmekten çekinmez!" [18]
"Ümmetimin erkekleri altınla süslenir, ipek ve atlas giyer, kendilerine pars (leopar) derisinden elbiseler yaparlar. Böyle bir zamanda yağmur çok yağar; fakat hayır ve bereket azalır, depremler ise çoğalır." [19]
"Erkek geçimini sağlamak için kendini satar ve kadın da öyle!" [20]
"O zamanda, evdeki bir genç kız için gösterilen kıskançlık ve koruma (gayret), bir erkek çocuk için de gösterilir!" [21]
"Dünyayı gözlerinin önünde canlandır: Ümmetim namazı zayi ettiğinde, şehvetlere uyduğunda, fiyatlar yükseldiğinde, eşcinsellik yaygınlaştığında, evlerin duvarları süslendiğinde, saraylar ve yapılar yükseltildiğinde, pars (leopar) derileri üzerine binildiğinde, bulduklarını yediklerinde, ziynet eşyaları taktıklarında ve günah işlemek övünme ve gösteriş vesilesi hâline geldiğinde…" [22]
Bir hadiste, günümüzde yaygın bir uygulama haline gelen Pars (leopar) derisi giyilmesinden bahsedilmiştir; bu hadiste ise pars (leopar) derileri üzerine binilmesinden söz edilmektedir ki bu da bir dereceye kadar gerçekleşmiştir. Evlerde ve arabalarda pars (leopar) derileri üzerine oturuyoruz. Helal haram demeden ne bulursak yiyoruz; hatta gayrimüslim ülkelerden ithal edilen ve "meyte" (leş) hükmünde olan dondurulmuş etler Müslüman pazarlarında sunuluyor. Eşcinsel haklarını savunan organizasyonlar kuruluyor ve günahlar birer övünç, gurur vesilesi, aydınlanma ve medeniyet göstergesi haline gelmiş durumda.
"Benden sonra öyle topluluklar gelecek ki, çok lezzetli ve rengarenk yemekler yiyecekler, binek araçlara binecekler, bir kadının kocası için süslendiği gibi süslenecekler, kadınlar gibi kendilerini sergileyecekler. Simaları azgın kralların siması gibidir. Onlar ahir zamanda ümmetimin münafıklarıdır; içki içerler, kumar oynarlar, nefislerinin arzularına uyarlar, cemaatle namazdan uzak dururlar, gece ibadeti vaktinde uyurlar ve sabah namazı konusunda gevşeklik gösterirler. Onların misali, çok güzel bir çiçeği olan ama tadı çok acı olan 'zakkum' (zıkkım) ağacı gibidir; sözleri hikmetli, eylemleri ise hastalıklıdır ve hastalıkları tedavi edilemez." [23]
Hadisin bölümleri gayet açıktır ve açıklamaya ihtiyaç duymaz; sadece ahir zaman binekleri için kullanılan "devâb" (canlı/hareketli varlıklar) ifadesine işaret ediyoruz. Bu kelime, sözlükte "hareket ve hız" anlamına gelen "debîb" kökünden türediği için otomobil, tren ve uçak gibi günümüzün tüm hızlı ulaşım araçlarını kapsamaktadır.
Diğer masum imamlardan gelen hadisler büyük oranda yüce dedelerinin buyruklarına benzediği için, bu bölümde Emirü’l-Müminin Ali'nin (a.s) kıymetli sözlerinden örneklere yer veriyoruz. Emirü’l-Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:
Takva sahiplerinin önderi (Hz. Ali (a.s)), ahir zaman insanlarını sanki yirminci yüzyılda yaşıyormuş ve bu asrın insanlarının tüm sırlarına vakıfmış gibi tasvir etmiştir. İşte o yüce zatın sözlerinden bölümler:
"Erkek, eşinde cinsel sapkınlıklar görür de itiraz etmez; onun fuhuş yoluyla kazandıklarını alır ve yer. Eğer sapkınlık eşinin tüm varlığını sarsa bile ses çıkarmaz; yapılanlara ve hakkında söylenenlere kulak asmaz..." [24]
"Kadın kadınla birleşir ve gelinin damat için süslendiği gibi birbirleri için süslenirler." [25]
"Bu özellikler gerçekleştiğinde, onların üzerine direnç gösteremeyecekleri fitneler çöker." [26]
İşte yaklaşık yarım asırdır bu fitneler üzerimize çökmüş durumda; artık huzurlu bir uykumuz kalmadı. Siyonist düşmanın topları bizi uykumuzdan uyandırıyor ve varlığımızı rüzgâra savuruyor.
"Kadın gayrimeşru yoldan para kazandığında ve erkek onun kazancını yediğinde! Onun bu gayrimeşru durumunu bildiği halde onunla yaşamaya devam ettiğinde! Karısını, cariyesini ve kızını kiralığa çıkarıp dünyanın aşağılık zevklerine razı olduğunda!" [27]
Utanç vericidir ki, bunun örneklerine çağımızda rastlanmaktadır; hem de sadece geçim derdi çeken fakir aileler arasında değil, bazı ülkelerin yasaların üzerinde olan ve kanunların hanelerine giremediği yönetici sınıfları arasında bile!
"Erkek, eşini (yabancılardan) sakındırdığı ve tesettürüne dikkat ettiği için kınanır!" [28]
Eşlerinin hicabı ve iffeti için kınanan ne kadar çok faziletli erkek var? Babasının ve eşinin arzusuna rağmen İslami örtünmeye ilgi göstermeyen ne kadar çok kadın ve kız var? Ve müsamahakâr insanlar tarafından sertlik yanlısı olmakla suçlanan ne kadar çok erkek var? Onların tek suçu, eşlerinden veya kızlarından daha ağırbaşlı elbiseler giymelerini rica etmektir! Eğer başörtüsü giymelerini rica etmişlerse, bu durumda gericilik ve hurafecilikle suçlanırlar!
"Erkek, gayrimeşru yollarda bolca mal harcar da kimse ona itiraz etmez; ancak Allah yolunda az bir miktar para harcamaktan alıkonulur." [29]
Bütün zenginler bu meseleye müpteladır.
İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:
"Bir erkeğin, “fuhuş”, “eksik tartma”, “dolandırıcılık” veya “içki içmek” gibi büyük bir günah işlemeden geçirdiği bir gün olduğunda, sanki o gün ömrü boşa gitmiş gibi derin bir kedere ve üzüntüye kapıldığını gördüğünde..." [30]
"Ve erkeğin geçiminin eksik tartma (ölçüde hile) ve hilekarlıkla sağlandığını gördüğünde..." [31]
Bizim talihsizliğimizdendir ki, çağımızda “tüccar” ve “esnafın” çeşitli tabakalarının her birinde, hayatlarının temeli hile, düzen ve ihanete dayanan ve geçimlerini bu yoldan sağlayan pek çok kimse bulunmaktadır! Nitekim daha uzun bir rivayette şöyle buyuruyor:
"Görürsün ki günahlar açıkça işlenir hâle gelmiş; erkekler erkeklerle yetinir, kadınlar kadınlarla birlikte olur; erkekler erkekler için süslenir, kadınlar da kadınlar için kendilerini süsler. Erkek, geçimini kendi bedeninden sağlar; kadın da kendini satarak maişetini temin eder. Erkekler, cinsel arzularını karşılamak için çok mallar harcar; bir erkek için de eşe gösterilen gayret ve kıskançlık gösterilir. Erkek, karşı cinsten biriyle ilişkiye girdiği için kınanır. Ana-babaya karşı gelmek (isyankârlık) açıkça yapılır; anne ve baba, evlatlarının yanında hor görülür ve onların gözünde herhangi bir kimseden daha aşağı sayılır…
Ve görürsün ki hakka dair nişaneler yok olup gitmiştir. İşte böyle bir zamanda Allah’ın gazabından sakın, Yüce Allah’tan kurtuluş dile. Bil ki insanlar, Rabbin gazap ve öfkesine uğramışlardır; Allah, bazı hikmetler sebebiyle onlara mühlet vermektedir. Öyleyse bekle ve gayret et ki Allah seni onların durumunun aksine bir hâl üzere görsün." [32]
Kurtuluş ile felahı bekleyenler, buna gönül verenler ne kadar da azdır!
-----------
[1]- Nehcü'l-Fesaha, c. 2, s. 533.
[2]- Nehcü'l-Fesaha, c. 2, s. 638.
[3]- Nehcü'l-Fesaha, c. 2, s. 540.
[4]- El-Havi li'l-Fetava, c. 2, s. 138 ve Nehcü'l-Fesaha, c. 1, s. 61.
[5]- İlzamü'n-Nasib, s. 181; Beşaretü'l-İslam, s. 22 ve 76; Biharü'l-Envar, c. 52, s. 263.
[6]- Beşaretü'l-İslam, s. 132.
[7]- Nehcü'l-Fesaha, c. 2, s. 473 ve Beşaretü'l-İslam, s. 23.
[8]- Nehcü'l-Fesaha, c. 2, s. 474.
[9]- Beşaretü'l-İslam, s. 44.
[10]- Keşfü'l-Gumme, c. 3, s. 324; Müntehabü'l-Eser, s. 435; El-Mehdi, s. 199 ve 219.
[11]- Müntehabü'l-Eser, s. 425; İlzamü'n-Nasib, s. 64, 182 ve 195; Beşaretü'l-İslam, s. 5, 26, 76 ve 99; El-İmamü'l-Mehdi, s. 217 ve 227; Biharü'l-Envar, c. 5, s. 70 ve c. 52, s. 192 ve 228; İ'lamü'l-Vera, s. 433.
[12]- İlzamü'n-Nasib, s. 183; Beşaretü'l-İslam, s. 133 ve Müntehabü'l-Eser, s. 429.
[13]- Müntehabü'l-Eser, s. 430.
[14]- Biharü'l-Envar, c. 52, s. 257; Müntehabü'l-Eser, s. 430 ve Beşaretü'l-İslam, s. 131-135.
[15]- İlzamü'n-Nasib, s. 183; Müntehabü'l-Eser, s. 429; Biharü'l-Envar, c. 52, s. 257 ve 135.
[16]- Biharü'l-Envar, c. 52, s. 257; Müntehabü'l-Eser, s. 429 ve Beşaretü'l-İslam, s. 131.
[17]- Beşaretü'l-İslam, s. 76 ve İlzamü'n-Nasib, s. 121 ve 195.
[18]- İlzamü'n-Nasib, s. 183; Biharü'l-Envar, c. 52, s. 257; Beşaretü'l-İslam, s. 133 ve Müntehabü'l-Eser, s. 429.
[19]- Müntehabü'l-Eser, s. 431; İlzamü'n-Nasib, s. 182 ve Beşaretü'l-İslam, s. 22 ve 26.
[20]- Biharü'l-Envar, c. 52, s. 257 ve Beşaretü'l-İslam, s. 133.
[21]- Müntehabü'l-Eser, s. 433; Biharü'l-Envar, c. 52, s. 257; İlzamü'n-Nasib, s. 182 ve Beşaretü'l-İslam, s. 26.
[22]- El-İmamü'l-Mehdi, s. 219; Müntehabü'l-Eser, s. 431; Beşaretü'l-İslam, s. 23 ve İlzamü'n-Nasib, s. 181.
[23]- Müntehabü'l-Eser, s. 427 ve İlzamü'n-Nasib, s. 21.
[24]- İlzamü'n-Nasib, s. 195 ve Beşaretü'l-İslam, s. 77.
[25]- İlzamü'n-Nasib, s. 195 ve Beşaretü'l-İslam, s. 77.
[26]- Beşaretü'l-İslam, s. 78.
[27]- İlzamü'n-Nasib, s. 183; Müntehabü'l-Eser, s. 430; Biharü'l-Envar, c. 52, s. 257 ve Beşaretü'l-İslam, s. 132.
[28]- Beşaretü'l-İslam, s. 133 ve İlzamü'n-Nasib, s. 183.
[29]- Biharü'l-Envar, c. 52, s. 256; Beşaretü'l-İslam, s. 132 ve İlzamü'n-Nasib, s. 183.
[30]- Müntehabü'l-Eser, s. 431; İlzamü'n-Nasib, s. 183; Beşaretü'l-İslam, s. 133 ve Biharü'l-Envar, c. 52, s. 259.
[31]- İlzamü'n-Nasib, s. 183.
[32]- Biharü'l-Envar, c. 52, s. 256-300; Beşaretü'l-İslam, s. 131-135; Müntehabü'l-Eser, s. 425, 429 ve 432; İlzamü'n-Nasib, s. 183; Biharü'l-Envar, c. 51, s. 70 ve El-Mehdi, s. 217.
Tarih: 10-04-2026