içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Din mi, Gösteri mi?

Bazen sosyal medya platformlarında dinin tebliği, samimi bir davetten çıkarak maneviyatın aldatıcı bir gösterisine ve kendini teşhir etmeye dönüşmektedir…

Din mi, Gösteri mi?

Bismillahirrahmanirrahîm

 

Bazen sosyal medya platformlarında dinin tebliği, samimi bir davetten çıkarak maneviyatın aldatıcı bir gösterisine ve kendini teşhir etmeye dönüşmektedir.

“İmanı yaymak” ile “dijital riya” arasındaki sınır nerededir?

Dinî bir blog yazarının medyadaki popülerliği neden dinî itibarla veya Allah katındaki kabul görmüşlükle eş değer tutulmamalıdır?

 

Telefon seccadenin yanındadır, ışık ayarlanmıştır ve görüntü, hafif bir müzik eşliğinde başlar. Birkaç saniyelik dua, gözlerin yaşlı hâlini gösteren yakın çekim bir görüntü ve paylaşmaya davet eden bir cümle…

Böyle bir görüntü, bir kimsenin namaza ilgi duymasını sağlayabilir; ancak ibadeti, kişinin kendisi hakkında beğenilen bir imaj oluşturduğu bir sahneye de dönüştürebilir. Dışarıdan bakıldığında her ikisi de birbirine benzer. Asıl zor soru tam da burada ortaya çıkar:

Kamera ne zaman imanın anlatıcısı ve ne zaman onun yönetmeni olur?

 

Dinî blog yazarı, dikkat çekme rekabetinin yaşandığı bir alanda faaliyet gösterir. Mesajının duyulabilmesi için görünür olması gerekir; ancak bu zorunluluk, zamanla mesajın görünür olma amacına tâbi hâle gelmesine yol açabilir. Sorun, dinin sosyal medya platformlarında yer alması değildir. Asıl sorun, Allah’a davetin, davet eden kişinin kendisini tanıtmasına ve öne çıkarmasına yöneldiği andır.

 

Görünür Olmak, Kendi Başına Riya Değildir

İslamî bakış açısına göre, açıktan yapılan her ibadet ile riya arasında eşitlik işareti koymak mümkün değildir. Cemaatle namaz, hac farizası ve birçok dinî ibadet açıkça yerine getirilir. Kur’an da Bakara sûresinin 271. âyetinde sadakanın açıktan verilmesini güzel bulmakta, bununla birlikte onu ihtiyaç sahiplerine gizlice vermeyi daha üstün olarak nitelendirmektedir. Dolayısıyla bir hayır işinin görüntülenmesi, tek başına ihlassızlığın kanıtı değildir. Aynı şekilde kamerayı kapatmak da ihlasın kesin bir göstergesi değildir.

 

Riya, insanların bakışlarını ve takdirini kazanmanın dinî bir eylemin gerekçesi hâline gelmesiyle ortaya çıkar. Kur’an-ı Kerim, Nisâ sûresinin 38. âyetinde, insanlara gösteriş yapmak amacıyla malını harcayanları kınamaktadır. Buradaki ayrım, “hayır işinin görülmesi” ile “görülmek için hayır işinin yapılması” arasındadır. Bu, incelikli bir ayrımdır ve mutlaka kurgu kalitesinden, takipçi sayısından veya izlenme oranından hareketle tespit edilemez.

 

Bununla birlikte, insanların niyetleri bizim bilgimizin dışında kalır. Kur’an’ın Hucurât sûresinin 12. âyetinde dile getirdiği kötü zan konusundaki uyarı, dinî konularda eleştiri yapanları da muhatap almaktadır. Birkaç video izleyerek insanların iç dünyaları hakkında hüküm verilemez. Sorumlu bir eleştiri, “riyakâr” etiketiyle Allah’ın hüküm verme makamına geçmek yerine, davranışları, iddiaları ve bunların sonuçlarını incelemelidir.

 

Dijital Çağın Görünmez Hatibi, Algoritma

Tehlike yalnızca bireysel niyetle sınırlı değildir. Sosyal medya platformlarındaki ödül mekanizması, mutlaka daha derin bir anlayışı değil, dikkati ve kullanıcı tepkilerini ön plana çıkarır. Doğru ve sakin bir açıklama, heyecan uyandıran bir anlatıdan daha az ilgi görebilir. Böyle bir ortamda ayartıcı eğilimler baş gösterir: Daha fazla gözyaşı, daha çarpıcı başlıklar, daha kesin vaatler ve daha görkemli gösteriler…

Bu tercihler tekrarlandığında, iyi niyetli bir mesajı bile değiştirebilir.

 

Dinî içerik, bu süreçte aşamalı bir eğitim ve terbiyeden anlık uyarılmaya; düşünmeye davetten, hızla tüketilen duygular üretmeye doğru kayabilir. İçerik üreticisi, izleyicisini kaybetmemek uğruna her yaşanan olayı mucize olarak nitelendirir, her anlaşmazlığı iman ile küfür arasında bir savaş gibi gösterir veya kaynağı belirsiz bir sözü din büyüklerine isnat ederse, sorun artık yalnızca riya ihtimali değildir; dinî tebliğin dürüstlüğü de zarar görmüş demektir.

 

Elbette beğeni, dinin düşmanı değildir. İzlenme sayısı, bir mesajın insanlara ulaştığını gösterebilir. Ancak “mesajın ulaşması” ile “terbiye edici bir etki meydana getirmesi” arasında mesafe vardır. Hiçbir grafik, kaç kişinin daha merhametli, daha sorumlu veya daha adil hâle geldiğini göstermez. Hata, medyadaki popülerliğin dinî itibarla veya Allah katında kabul görmüşlükle eş değer tutulduğu noktada başlar.

 

Sınır Nerede Aranmalıdır?

Birincisi, dinî blog yazarının konumunda aranmalıdır. İzleyici, içeriği izledikten sonra dinî anlam ve uygulamalar hakkında daha fazla bilgi mi edinmektedir, yoksa yalnızca içerik üreticisinin övülmesine mi yönlendirilmektedir? Kişisel bir deneyimin anlatılması öğretici olabilir; ancak her şey anlatıcının temizliği, gözyaşları, cömertliği ve seçkinliği etrafında dönmeye başladığında, kişiye tapınma tehlikesi ciddi bir boyut kazanır. Dinî tebliğde bulunan kişi, yolu göstermekle yükümlüdür; kendisi varılacak hedef hâline gelmemelidir.

 

İkincisi, içeriği ilgi çekici kılmak uğruna başkalarının ödediği bedelde aranmalıdır. İhtiyaç sahibi bir kişinin yüzünü, ağlayan bir çocuğu veya bir ailenin mahcubiyetini göstermek, yalnızca sanatsal bir tercih değildir. İslam ahlakında insanın onuru ve itibarı dokunulmaz bir değere sahiptir. Yardıma bağımlı durumda olan bir kişinin görünürde rıza göstermesi bile her zaman özgür iradeyle verilmiş bir kararın göstergesi değildir. Yardım faaliyetleri, yardım alan kişinin yaşadığı sıkıntı izlenme sayılarını artırmanın bir aracına dönüştürülmeden de haberleştirilebilir.

 

Üçüncüsü, para ile güven arasındaki ilişkide aranmalıdır. Dinî içerik üretiminden gelir elde etmek, kendi başına riyanın kanıtı değildir; zira bu faaliyet de zaman ve masraf gerektirir. Ancak örtülü reklamlar, aldatıcı vaatler ve halktan toplanan yardımların nereye harcandığının belirsiz olması, kamuoyu tarafından eleştirilmeyi gerektiren konulardır. İzleyicinin, hangi durumda dinî bir davetle, hangi durumda reklamla karşı karşıya olduğunu bilmeye hakkı vardır. Aynı şekilde, hayır amacıyla ödediği paranın nasıl harcandığını da bilmelidir.

 

Dördüncüsü, eylemin teşvik ve takdirden bağımsızlığında aranmalıdır. Dinî blog yazarı kendisine şu soruları sorabilir:

Bu ibadet veya hizmet paylaşılmasa da benim için aynı değeri taşır mı?

İzlenme sayısını korumak uğruna bir gerçeği gizliyor veya birtakım duyguları yapay biçimde mi oluşturuyorum?

Elbette eğitim amaçlı bir program, izleyicilere yönelik olarak hazırlanır; izleyicinin bulunmaması, böyle bir programın üretilmesini anlamsız kılar. Buradaki soru, profesyonel içerik üretimini reddetmekle değil, ibadet ve hizmetin sahiciliğiyle ilgilidir.

 

Sorumlu Dinî Tebliğ Nasıl Olmalıdır?

İçeriğin biçimi belirlenmeden önce amacı açıkça ortaya konulmalıdır: Bu video hangi bilgiyi kazandırmayı veya hangi hayırlı davranışın gerçekleştirilmesini sağlamayı amaçlamaktadır? “Çünkü izlenme alıyor” şeklindeki bir cevap yeterli değildir.

 

İbadetlerin ve hayır işlerinin bir bölümünü gizlilik içinde gerçekleştirmek, niyetin korunmasına yönelik bir alıştırma olabilir. Buna karşılık, kamuya açık yardımlara ilişkin hesaplar açık ve takip edilebilir olmalıdır. İhlas, mali bilgilerin gizlenmesi anlamına gelmez. Yardım alan kişinin yüzü gizlenirken harcamalara ilişkin belgeler yayımlanabilir. Manevî mahremiyet ile toplumsal hesap verebilirlik birbirinin rakibi değildir.

 

Hataları kabul etmek de önemlidir. Yanlış bir anlatımı düzelten, kaynak gösteren ve uzmanlık gerektiren konularda bilgi sahiplerine başvuran bir blog yazarı, daha sorumlu bir güven ilişkisi oluşturur. Dinî kıyafetler veya etkileyici bir anlatım, bilginin yerini tutmaz. İzleyicilerin de sorumlulukları vardır: Ağlatıcı her videoyu, içeriğin doğruluğunu ve videoda yer alan kişilerin onurunun korunup korunmadığını sorgulamadan yeniden paylaşmak, bu döngünün güçlenmesine katkıda bulunur.

 

Sonuç olarak, “dinî tebliğ” ile “dijital riya” arasındaki sınır, niyette, anlatım biçiminde ve insanların haklarında kendini gösterir. Niyet, kişinin kendisiyle ve Allah’la olan ilişkisi çerçevesinde değerlendirilmelidir; dürüstlük, insan onuruna saygı ve şeffaflık ise, kamuoyu tarafından eleştiriye tabi tutulabilir.

Tarih: 15-10-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum