içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Dine Uymak Kolay mı, Zor mu?

Birçok insan, dine uygun yaşamanın zor olduğunu düşünmekte; bu sebeple de ona yönelmemekte ve imkân buldukça ondan uzak durmaya çalışmaktadır. Bazıları ise dinî görevlerin bir kısmını yerine getirmelerine rağmen, dini yine de insanı kısıtlayan…

Dine Uymak Kolay mı, Zor mu?

Bismillahirrahmanirrahîm

 

Birçok insan, dine uygun yaşamanın zor olduğunu düşünmekte; bu sebeple de ona yönelmemekte ve imkân buldukça ondan uzak durmaya çalışmaktadır. Bazıları ise dinî görevlerin bir kısmını yerine getirmelerine rağmen, dini yine de insanı kısıtlayan ve rahatsız eden bir unsur olarak görmektedir. Hatta sadece günahların sonuçlarından korktukları için dine bağlı kalmaktadırlar. Acaba din gerçekten zor mudur, yoksa meseleye farklı bir açıdan mı bakmak gerekir?

 

Kur’ân-ı Kerîm şöyle buyurmaktadır:

“Allah, din konusunda sizin üzerinize hiçbir güçlük yüklememiştir.” [1]

Oysa biz “cihat, kısas, diyetler, hatta humus, zekât ve mürtedin cezalandırılması” gibi hükümlerin inkâr edilemez birtakım zorluklar içerdiğini görmekteyiz.

Bu soruya cevap olarak bazıları şöyle diyebilir: Eğer cihat ve benzeri hükümler uygulanmazsa, toplum çok daha büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalacaktır. Dolayısıyla cihadın ve benzeri yükümlülüklerin geçici ve sınırlı zorlukları, “kötülüklerin hâkim olması, insanların can, mal ve namus güvenliğinin ortadan kalkması” gibi büyük fesat ve felaketlerle kıyaslandığında, aslında bir kolaylık ve rahatlık sayılır.

 

Bu cevap yanlış değildir; ancak şu soru yine de önemini korumaktadır: Acaba cihadın ve benzeri ilahî hükümlerin kendi özünde hiçbir kolaylık ve tatlılık yok mudur? Eğer yoksa, bazı insanlar neden şehadet için gün saymaktadır?

 

Görünüşe göre şöyle demek gerekir: İnsan, doğru bir dinî terbiye altında yetişirse, ilahî emirlerin hiçbiri ona ağır gelmez; aksine bunlar onun için tatlı ve lezzetli hâle gelir. Elbette bu, ortada hiçbir zorluk bulunmadığı anlamına gelmez. Bilakis burada söz konusu olan şey, zorluğun içinde kolaylığın, kolaylığın içinde ise zorluğun bulunmasıdır.

 

Bu hakikatin kavranması, yalnızca işitmek ve söylemekle gerçekleşmez. Bir şeyin aynı anda hem zor ve hem de kolay olması nasıl mümkün olabilir? Hâlbuki Kur’ân’ın açık beyanına göre “Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” [2] Allah-u Teâlâ, “Zorluktan sonra kolaylık vardır” buyurmamakta; bilakis “Zorlukla birlikte kolaylık vardır” buyurmaktadır.

 

Elbette “ortada hiçbir zorluk yoktur” denilemez. Eğer zorluk bulunmasaydı, herkes iman eder; insanların liyakati ve gayreti de ortaya çıkmazdı. Ancak asıl problem şudur ki, şeytan ve nefis, bize işin sadece zor tarafını göstermekte; böylece bizi ümitsizliğe ve isteksizliğe sürüklemektedir. Oysa Kur’ân, zorluğun içinde bulunan kolaylığa dikkat çekmekte ve bizi takvâ ehlinin safına katılmaya teşvik etmektedir.

 

Bazen maneviyat arayışı içinde olan birçok kişi, “aşırı kaygı, stres ve hüzünler” sebebiyle Allah’a yaklaşmak yerine O’ndan daha da uzaklaşmaktadır. Üstelik bu kimseler, yaşadıkları sıkıntıları ilahî bir yöneliş olarak görmektedirler. Hâlbuki onlar, bu yıpratıcı ve ağır zahmetler yerine, biraz olsun farzlarına önem vermeye ve sahip oldukları günahları terk etmeye yanaşmamaktadırlar. Oysa bu yol çok daha kolaydır.

Dolayısıyla “zorluk” hakikatte değil, büyük ölçüde zihinsel ve vehmî bir algıdır. Çünkü gerçekte meydana gelen şey, yalnızca zorluk değil, zorlukla birlikte var olan kolaylıktır. İşte bu sebeple söz konusu zorluk, beraberindeki bu kolaylık sayesinde tatlı ve katlanılabilir hâle gelir. Hatta mâneviyat ehli kimseler, sevgililerine kendilerini göstermek ve onların inayetini kazanmak için bu zorlukların peşinden gitmektedirler. Nitekim dayatılan savaş yıllarında mücahitlerden gözlemlendiği üzere, onlar her ne şekilde olursa olsun cephe hattında ve operasyonlarda yer almak istemekteydiler.

 

Bu yolun tatlılığını idrak etmek, yalnızca Allah ile bu aşk yolculuğuna girmiş olanlara mahsustur. Diğerleri ise, bu manevî lezzetten mahrumdurlar. Çünkü bu tatlılık, salih kulların amelinin dünyadaki mükâfatıdır; ahirette ise, Rablerinin onlar için hazırladığı nimetler çok daha yüce ve üstündür. Bizim gibilerine “tatlılık” denildiğinde akla çikolata ve dondurma gelmekte; hatta tatlı kavramını bile bunları zihinde canlandırarak anlamaya çalışmaktayız. Sevgiliden gaflet içinde kalmaya ve bu mahrumiyete yazıklar olsun!

 

Bu hakikati zihne yaklaştırmak için örnek vermekten başka çare yoktur: Bir meyve sıkacağı gibi özel bir cihazın kullanım şeklini gösteren kılavuza uygun hareket etmek mi o cihazın sağlıklı çalışmasını ve rahat kullanılmasını sağlar; yoksa o talimatlara uymamak mı? Bazıları, dinin insanı değiştirmek için geldiğini düşünmektedir. Hâlbuki din, insanın kendi hakikatine dönmesi için gelmiştir. Riyâ, insanın kendisi olmaması ve başka biri gibi davranmasıdır; yalan da böyledir, içki de böyledir, sahte ve yapay sanal hayatlar da böyledir. Evet, mesele tam olarak budur: Din bize “kendin ol” demektedir. Sen bir domuz musun? Sen bir köpek misin? Yoksa insan olma hakikatine sahip bir varlık mı?

Nasıl olur da bir insan, yani Hz. Zeynep (s.a), bunca musibetin ardından şöyle seslenebilir:

“Ben güzellikten başka bir şey görmedim.” [3]

Ne güzeldir temiz ve salih insanların hayatı! Onlar hem dünyada huzur ve sevinç içindedirler hem de ahirette mutluluğa erişeceklerdir.

 

Elbette şu hususu da göz ardı etmemek gerekir ki, bazı zorluklar insanın kendi eliyle oluşturduğu sıkıntılardır ve Allah-u Teâlâ bunları bizden istememektedir. Hâlbuki bu tür durumların çoğu zaman basit ve kolay bir çözümü vardır. Fakat insan, kolay ve görev olan yolu tercih etmek yerine, zor olanı seçmekte; böylece hem kendisini yormakta ve hem de hakikî maneviyattan mahrum kalmaktadır. Bunun örneği, parmağı yaralandığında üzerine küçük bir yara bandı yapıştırmak yerine onu bir battaniyeye saran kimse gibidir. Oysa o büyük battaniye, küçük bir bandın yapacağı işi dahi yerine getiremez; aksine insana fazladan zahmet ve sıkıntı yükler.

 

--------

[1]- Hac, 78.

[2]- İnşirah, 6.

[3]- Luhûf, s. 160.

Tarih: 14-05-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum