içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Erbain Hadisler Aynasında

“Erbain” (Kırk) sayısında, diğer sayılarda bulunmayan özel bir hususiyet vardır…

Erbain Hadisler Aynasında

Bismillahirrahmanirrahîm

 

“Erbain” (Kırk) sayısında, diğer sayılarda bulunmayan özel bir hususiyet vardır. Peygamberlerin (a.s) çoğu, kırk yaşında “risalet” (peygamberlik) makamına erişmişlerdir. Hz. Ali (a.s), Hz. Üzeyir’in yaşı hakkında sorulan soruya cevaben, şöyle buyurmuştur:

“O, ilahî risaletinin başlangıcında kırk yaşındaydı.” [1]

Aziz Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.a) de kırk yaşında ilahî risaletle görevlendirilmiştir. Bir hadiste şöyle buyrulmaktadır:

“Hz. Muhammed b. Abdullah (s.a.a), Receb ayının yirmi yedinci günü, kırk yaşında iken ilahî risaletle görevlendirilmiştir.” [2]

İrfanî öğretilerde de “Erbain” (Kırk) sayısının özel bir yeri vardır. Merhum Allâme Meclisî, Allah-u Teâlâ’nın güzel isimlerini (esmâ-i hüsnâ) ihtiva eden bir duayı naklettikten sonra Hz. Resûlullah’tan (s.a.a) şu hadisi rivayet etmektedir:

 “Eğer bir kimse kırk Perşembe gecesi boyunca bu dua ile Allah’a niyaz ederse, Allah-u Teâlâ onu bağışlar.” [3]

Ayrıca Allah-u Teâlâ’yı belirli zikirlerle kırk defa veya kırk gün boyunca anmak hususunda pek çok tavsiyede bulunulmuştur. Aynı şekilde kırk gece boyunca gece ibadetine kalkmak, gece namazını eda etmek ve vitr namazının son kunutunda istiğfarda bulunmak, Allah-u Teâlâ’nın kişiyi seher vakitlerinde istiğfar eden kulları arasına yazmasına vesile olur. İmam Cafer-i Sâdık’tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:

“Kim vitr namazının son kunutunda, kırk gece boyunca yüz defa “Allah’tan bağışlanma diliyor ve O’na tövbe ediyorum” derse, Allah-u Teâlâ onu seher vakitlerinde istiğfar edenlerden yazar.” [4]

Yine Allah-u Teâlâ’nın inayeti, hayırlı bir iş için bir araya gelen kırk kişiyi de kuşatır. Hz. Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

Kırk Müslüman, Allah’tan aynı hususta bir dilekte bulunmak üzere bir araya geldiğinde, Yüce Allah onların duasını mutlaka kabul eder.” [5]

Bunun yanında kırk gün boyunca ihlâsla yapılan ibadetin de büyük bereketleri vardır. Hz. Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

Kim kırk gün boyunca ibadetini yalnızca Allah için ihlâsla yerine getirirse, Allah-u Teâlâ hikmet pınarlarını onun kalbinde açar ve bunları diline akıtır.” [6]

Seher vaktinde bir yolcu, bir diyarda yürürken,

Bir dostuna şu bilmecenin sırrını anlatıyordu:

“Ey sûfî! Şarap ancak o zaman durulaşır;

Kırk gün şişede beklediğinde saf hâle gelir.” [7]

 

Hadislerin ezberlenmesi hususunda İmam Cafer-i Sâdık’tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:

Şiamızdan her kim kırk hadisi (çeşitli boyutlarıyla birlikte) ezberler ve muhafaza ederse, Allah-u Teâlâ onu kıyamet gününde âlim ve fakih olarak haşreder; ayrıca ilahî azaba da uğratmaz.” [8]

İnsan aklının kemale ermesi kırk yaşında gerçekleşir. İmam Cafer-i Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“İnsan kırk yaşına ulaştığında aklî olgunluğun en üst mertebesine erişmiş olur.” [9]

İslâm dininde cemaatle namaza büyük önem verilmiştir. Nitekim Resûl-i Ekrem (s.a.a), cemaat namazına devam etmenin bazı bereket ve kazanımlarını şöyle ifade buyurmuştur:

Kim kırk gün boyunca cemaat namazına ilk tekbire yetişecek şekilde düzenli olarak katılırsa, Allah-u Teâlâ onun için iki beraat (kurtuluş) yazar: Biri cehennem ateşinden kurtuluş ve diğeri ise, nifak ve ikiyüzlülükten korunmadır.” [10]

Kırk mümin için dua etmek de tavsiye edilmiştir. İmam Cafer-i Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur:

Kim, kendisi için dua etmeden önce kırk mümin hakkında dua ederse, Allah-u Teâlâ onun duasını kabul buyurur.” [11]

İslâm'da komşuluk hakkının kapsamı da oldukça geniş tutulmuştur. Hz. Resûlullah (s.a.a) ve Masum İmamların (a.s) beyanlarında bu hususa büyük önem verilmiştir. Hz. Ali’den (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:

Bir kimsenin komşusu, evinin dört bir yanında bulunan kırk haneyi kapsar.” [12]

Hz. Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Mümin bir kimse vefat ettiğinde gök ve yer kırk gün boyunca onun için ağlar; bir âlim vefat ettiğinde ise, gök ve yer onun ayrılığına kırk ay boyunca matem tutar.” [13]

Hz. Ali’den (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:

“Kırk mümin, bir müminin cenaze namazını kılar ve onun bağışlanması için içtenlikle dua ederse, Allah-u Teâlâ onların duasını kabul buyurur.” [14]

 

Âşûrâ Kültüründe Erbain

Âşûrâ kültüründe “Erbain”, İmam Hüseyin b. Ali’nin (a.s) şehadetinin kırkıncı günü olup, Seferü’l-Muzaffer ayının yirminci gününe rastlamaktadır. Vefat eden kimselerin kırkıncı gününü anma geleneği, halk arasında yerleşmiş bir uygulamadır. Bu gelenek yalnızca Müslümanlar arasında değil, Hristiyanlar ve Yahudiler arasında da önem verilen bir uygulama olmuştur. [15] İnsanlar, yakınlarının vefatının kırkıncı gününde hayır ve sadaka verir, onların hatırasını yaşatmak amacıyla anma meclisleri düzenlerler.

İmam Hüseyin’in (a.s) şehadetinin ilk Erbaini’ne tekabül eden Sefer ayının yirminci gününde, Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) seçkin sahabilerinden olan Câbir b. Abdullah el-Ensârî, Medine-i Münevvere’den Kerbelâ’ya gelerek Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) mübarek kabrini ziyaret etmiş ve böylece onun kabrini ziyaret eden ilk kişi olmuştur.

Allah rızası için gerçekleştirilen bu büyük hareketi başlatan Câbir b. Abdullah el-Ensârî’nin izinden giden Şiîler de her yıl “Hüseynî Erbain” münasebetiyle, Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) Âşûrâ kıyamını ve destanını yaşatmak amacıyla farklı ülkelerde ve şehirlerde en büyük matem merasimlerini düzenlemekte; sinezen grupları ve matem alayları eşliğinde dinî şiarların yüceltilmesine gayret göstermektedirler.

 

Erbain geldi; gözlerimden yaşlar süzülüyor.

Sanki mahzun Zeyneb uzun bir yolculuktan dönüyor.

Kerbelâ’da yeniden feryatlar ve matemler yükseliyor;

Çünkü Şam’dan dönen esir kafilesinin haberi geliyor.

 

İmam Cafer-i Sâdık’tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:

“İmam Zeynelâbidîn (a.s), Âşûrâ'nın yürekleri dağlayan hadiseleri üzerine kırk yıl boyunca gözyaşı döktü.” [16]

Yine İmam Cafer-i Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz gökyüzü, Seyyidü'ş-Şühedâ Hz. İmam Hüseyin'in (a.s) musibetine kırk gün boyunca kan ağlamıştır.” [17]

İmam Cafer-i Sâdık (a.s) bir başka hadisinde şöyle buyurmuştur:

Yeryüzü de renginin kararmasıyla kırk gün boyunca ağlamıştır.” [18]

Yine İmam Cafer-i Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur:

Şüphesiz güneş de tutulması ve kızıl renge bürünmesiyle Seyyidü'ş-Şühedâ Hz. İmam Hüseyin'in (a.s) musibeti üzerine kırk gün boyunca ağlamıştır.” [19]

 

-----------

[19]- Allâme Meclisî, Bihârü’l-Envâr, c. 10, s. 88, h. 7.

[2]- Bihârü’l-Envâr, c. 15, s. 281, h. 25.

[3]- Bihârü’l-Envâr, c. 95, s. 376, h. 26.

[4]- Bihârü’l-Envâr, c. 87, s. 224, h. 35.

[5]- Bihârü’l-Envâr, c. 93, s. 394, h. 6.

[6]- Bihârü’l-Envâr, c. 53, s. 326, h. 20.

[7]- Hâfız-ı Şîrâzî.

[8]- Bihârü’l-Envâr, c. 2, s. 153, h. 1.

[9]- Bihârü’l-Envâr, c. 6, s. 120, h. 7.

[10]- Bihârü’l-Envâr, c. 88, s. 4, h. 5.

[11]- Bihârü’l-Envâr, c. 86, s. 212.

[12]- Bihârü’l-Envâr, c. 84, s. 3, h. 74.

[13]- Bihârü’l-Envâr, c. 42, s. 308, h. 13.

[14]- Bihârü’l-Envâr, c. 81, s. 374, h. 24.

[15]- Abdürrezzâk Mukarrem, Maktelü’l-Hüseyin, s. 363.

[16]- Bihârü’l-Envâr, c. 46, s. 110, h. 3. Diğer bazı rivayetlerde “عشرین سنة” (yirmi yıl) ifadesi yer almaktadır.

[17]- Bihârü’l-Envâr, c. 45, s. 206, h. 13.

[18]- Bihârü’l-Envâr, c. 45, s. 206, h. 13.

[19]- Bihârü’l-Envâr, c. 45, s. 206, h. 13.

Tarih: 13-07-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum