Gençlerin Dinden Uzaklaşma ve Batı Kültürüne Yönelme Sebepleri - 2
Bismillahirrahmanirrahim
…
Gençlerin Yabancı Kültüre Yönelmesinin Nedenleri
a) Batı Kültürünün Doğru Şekilde Tanınmaması
Bazıları, Batı’daki düzenin ardında bir değer yattığı zannına kapılmaktadır. Oysa Batı yaşamını dikkatlice incelediğimizde durumun böyle olmadığını görürüz. İslamî sistem, insanlara pek çok hak tanımıştır. İslam, başkalarının hakkının zayi edilmemesi konusunda pek çok tavsiyede bulunmuştur. Trafik kurallarına uymak gibi hususların ardında dahi pek çok değer yatmaktadır; bunlardan biri de hakkaniyettir (halkın hakkı). Oysa Batı’da bu tür değerler söz konusu değildir. Oradaki düzen hem halktan aldıkları hem de bu işe harcadıkları paradan etkilenmektedir. Bazı kurallar konulur, teknoloji kullanılır ve buna bağlı olarak kurallara uyulur.
Ancak önemli olan nokta şudur ki bazıları, Batı toplumunun gerçekten değerli bir toplum olduğunu, yani insanların kurallara uymasını sağlayan bir takım ahlaki, manevi ve dini değerlerin bulunduğunu zanneder; oysa durum böyle değildir. [1]
Batılılar ayrıcalıklı bir yapıya sahip değildir ve özü itibarıyla bizden farklı değildirler. Örneğin onlar dürüst, biz değiliz; ya da onlar saf ve temiz, biz ise kirliyiz gibi bir durum söz konusu değildir. Örnek olarak gösterilen bu hususlar, denetim unsurlarıyla ilgilidir. Mesela mağazalarda görünürde müşterilerin hareketlerini denetleyen biri yoktur, ancak gizli kameralar ve fark edilmeyen unsurlar vardır; eğer bir kimse kural ihlali yapacak olursa onunla ağır şekilde mücadele edilir. İnsanlar gözetlendiklerinden ve kendilerini izleyenlerin olduğundan emindirler. Ya da dükkân sahiplerinin müşterilere karşı güler yüzlü ve iyi muamelede bulunmalarının sebebi, oralarda iş bulmanın çok zor olmasıdır. Bir kimse iş bulup bir meslek edindiğinde bunu kendisi için büyük başarılardan biri sayar; çünkü oralarda iş bulmak için çok ciddi bir rekabet vardır. [2]
b) Ülke İçinde Var Olan Ekonomik Sorunlar
Gençlik döneminde içgüdüler zirveye ulaşır ve genç bunları tatmin etme arayışına girer. Bu ihtiyaçların zamanında karşılanması, onun davranışlarının dengelenmesi, gelişimi ve olgunlaşmasında çok önemli bir role sahiptir. Bu ihtiyaçların karşılanmaması ise yalnızca gelişim ve olgunlaşmayı engellemekle kalmaz, aynı zamanda pek çok davranış bozukluğuna da yol açar. İnkâr (küfür), bir inanç bozukluğu olarak, cehalet ve bilgi eksikliğinin bir sonucu olabileceği gibi, yoksulluğun da bir sonucu olabilir. Bu nedenle masum imamlar (a.s) şöyle buyurmuştur: Yoksulluğun olası sonuçlarından biri de inkâr ve dinden uzaklaşmadır. [3]
Peygamber Efendimiz (s.a.a) evlilik hakkında şöyle buyurmuştur:
“Kim evlenirse dininin yarısını korumuş olur; kalan yarısı için de Allah’tan sakınsın (takva sahibi olsun).” [4]
Sağlıklı bir evlilik için gerekli şartların sağlanamaması, günaha zemin hazırlar ve imanın zayıflamasına yol açar; zamanla da dinden uzaklaşmaya dönüşür. Dolayısıyla bedensel ve ruhsal ihtiyaçların karşılanması, gencin ruh sağlığı üzerinde etkilidir; bunların karşılanmaması ise yalnızca onun sağlığını tehdit etmekle kalmaz, aynı zamanda pek çok davranış bozukluğuna da zemin hazırlar. [5]
c) Batı’da Ahlaksızlık, Fuhuş ve Sınırsızlığın “Özgürlük” Olarak Sunulması
Doğal olarak, İslam’ın özüyle beslenmemiş olan bir kimse, bu tür özgürlükler onun ilgisini çeker ve bu özgürlüklerin kendisine bir tür özgünlük kazandıracağını, onu dünyada mutlu edeceğini zanneder. Ancak Batı toplumuna bir göz atmak, bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu rahatlıkla göstermektedir. Gerçekte, Batı’yı bugün pek çok ruhsal ve toplumsal sorunda çıkmaza sürükleyen şey, cinsel içgüdülerin serbest bırakılmasıdır. Önemli olan nokta şudur ki, zamanla fuhuş, toplumu ahlaki çöküşten kurtarma görevi olan kişiler tarafından gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Toplumun entelektüel önderleri, mutlak özgürlüğün savunucuları olarak, “fuhuş” kavramının gerçek anlamını değiştirmiş ve insanları onur ve erdeme aykırı olan şeyleri işlemeye teşvik etmektedirler. Will Durant şöyle diyor: “Batı’da şehir hayatı, insanı evlenmeyi düşünmekten alıkoyacak hâle gelmiştir.” [6]
d) Batılı Ülkelerin Dünyadaki Seçkin Beyinleri ve Yaratıcı Zihinleri Kendilerine Çekmesi
Bir toplumdaki seçkin beyinlerin o toplumun yönlendirilmesi ve ilerlemesindeki rolünü ve görevlerini kavramak son derece önemlidir. Eğer bu mesele doğru anlaşılmaz, bu kişilerden en iyi şekilde yararlanmak için planlama yapılmaz ve onlara uygun sosyal statü ile rahat bir yaşam için gerekli şartlar sağlanmazsa, bu değerli varlıklar çok kısa sürede kaybedilir. Batı, sanayisini geliştirmek, teknolojisini güncel tutmak ve dünyadaki rekabette hayatta kalabilmek için sürekli olarak beyin gücünden yararlanmak zorundadır. Bu sebeple, dünyadaki nitelikli insan gücünü çekmek için çok çeşitli ve cazip programlar hazırlamıştır. Buna karşılık biz, günü kurtarmaya yönelik düşündüğümüz, uzun vadeli programlar peşinde olmadığımız ve belki de birçok konuda tamamen plansız ve programsız hareket ettiğimiz için, doğal olarak bu faydalı güçlerden yararlanma konusunda sadece bir plana sahip olmakla kalmıyor, bazen de kendi elimizle onların heba olmasına sebep oluyoruz. İşte bu yüzdendir ki bir yetenek kendini gösterip toplumda adı duyulur duyulmaz, Avrupa ve Amerika üniversitelerinin onu tek taraflı olarak kabul ettiğine şahit oluyoruz. Onlar, Doğulu ülkelerin yeteneklerini hızla kapmaya hazır beklemektedirler.
Müstesna bir zekâya sahip olanlar, doğal olarak kendilerine daha fazla ilgi gösterilen, çaba ve gayretlerinin takdir edildiği merkezlere yönelirler. Bu nedenle, teknoloji yönetimi, inançlı teknoloji uzmanlarının tanınması ve bunlardan yararlanılması ile onların doğru ve verimli bir şekilde dağılımının planlanması, bir kurum veya bakanlığın en önemli görevleri arasında yer almalıdır. Böylece bu nitelikli, faydalı ve bağlı güçlerden her alanda, yüce İslam sisteminin gelişmesi, ilerlemesi ve yücelmesi doğrultusunda zamanında gereken şekilde istifade edilebilir. [7]
e) Yersiz Genellemeler
Yersiz genelleme hem mantık hem de psikoloji alanında ele alınan bir kavramdır. İnsanın psikolojik yapısı öyledir ki, eğer bir kimse örneğin ahlaki açıdan güvenilir bulunursa, o kişinin her alandaki tüm görüşlerini tamamen kabul etme eğilimi gösterir. Bu eğilimin temelinde “yersiz genelleme” yatmaktadır.
Bu özellik, özellikle gençlik döneminde birçok kişide sıkça görülür. Şöyle ki, eğer “A” toplumu, “B” toplumunun bir alanda önemli bir ilerleme kaydettiğini görürse, “B” toplumunu diğer alanlarda da olumlu olarak algılamak ister. Toplumumuzdaki bazı kişilerin Batılı toplumlara bakış açısı buna bir örnektir.
Bazıları, Batılı ülkelerin sanayide dev adımlar attığını gördükleri için, farkında olmadan bu ülkelerdeki yaşamın tüm boyutlarının doğru olduğu ve bunların örnek alınması gerektiği sonucuna varma eğilimindedirler. Şöyle derler: "Bu ülkeler teknolojik açıdan her yerden daha üstün olduklarına göre, eğer orada tesettürsüzlük varsa bu bir değerdir; eğer orada din yoksa, din değersiz bir şeydir!"
Mantıklı ve makul insan, yersiz genellemeler yapmayan kişidir. Yersiz genelleme, insanı safsataya sürükleyen bir zemindir. Bu nedenle, bireylerin eylemlerini analiz edip incelemeli ve bir bireyin veya toplumun davranışlarının çeşitli faktörlerle ne ölçüde bağlantılı olduğunu görmeliyiz. Teknoloji, tesettürsüzlükle mi elde edilir? Kendi toplumumuzda düzeni hâkim kılmak istiyorsak, bunun yolu namaz kılmamak ve dini değerlerimizi çiğnemek midir? Bunlar haksız genellemelerdir. [8]
Dinden Uzaklaşmayı ve Yabancı Kültüre Yönelmeyi Giderme Yolları
a) Uygun Rol Modeller Sunmak
Cezbedici rol modeller, insanların, özellikle de gençlerin öğrenme ve davranışlarını şekillendirme süreçlerinde temel bir rol oynar. Ergenlik ve gençlik döneminde, ailenin etkisi önemli ölçüde azalır; hatta bazen aile ile genç arasında çatışma ve sürtüşmeler meydana gelir. Bu nedenle genç, kendi değer ve inanç sistemini inşa etmek için ailesi ve eski eğitmenleri dışındaki kaynaklara yönelmek ister. Aile kurumunun dışındaki etkileyici faktörlerin başında rol modeller ve arkadaşlar gelir. Bu noktada, gencin benimsediği rol modellerin etkisi çok büyüktür; zira arkadaşları da kendi değer sistemlerini oluşturma aşamasındadır ve onlar da beğenilecek rol modellere ihtiyaç duyarlar. Bu koşullar altında, eğer uygun ve erişilebilir rol modeller bulunmazsa, genç kafa karışıklığı yaşar ve psikolojik dengesi değer sınırlarının dışına taşar. Bu durumda genç, sanal figürlere sığınabilir, tecrübesiz arkadaşların etkisinde kalabilir veya kafası karışık gençleri bekleyen sahtekarların tuzağına düşebilir; sonuç olarak da dinden uzaklaşma zemini ve şartları onun için hazır hale gelmiş olur. [9]
İnsan fıtratı gereği mükemmelliğe tutkundur ve yetkinlik arayışı içindedir. O, kemale aşk duyar ve onun peşinden koşar. Dini eğitim alanında rol model arayışının yeri çok daha belirgindir. Dini eğitim ve öğretim arasındaki bağ nedeniyle genç, dinin gereklerini yerine getirmenin meyvelerine canlı birer şahit olan insani örnekler bulma çabasındadır. Yeni nesil için somut, başarılı ve olgunlaşmış örnekler sunulmadan verilen öğretiler, insanın dünyasıyla bağı olmayan soyut teoriler gibidir. Dahası, ergen ve genç, hayatına üstün insani modelleri araştırarak başlar. Eğer bu modelleri dindarlar arasında bulamazsa, din karşıtları arasında arar ve bu ihtiyacı giderilene kadar asla huzur bulmaz. Dini rol modeller "insanüstü" varlıklar gibi değil, "üstün insanlar" olarak telakki edilmelidir; zira insanüstü bir varlık, insanoğlu için iyi bir örnek teşkil edemez. [10]
b) Gençlerin dini bakış açısını güçlendirmek ve onlara Batı kültürünü tanıtmak
Bazı durumlarda din, gence sanki onun ihtiyaçlarını karşılamaya engel olan bir unsur gibi tanıtılır. Böyle bir algı ise sonuçta dinden uzaklaşmaya yol açar. Genç, öyle bir dönemdedir ki çeşitli içgüdüler, özellikle cinsel dürtü ve haz arayışı, onda en yüksek seviyeye ulaşmıştır; ayrıca dış etkenler de onu kuşatarak şehvet duygusunu daha da alevlendirmektedir.
Eğer din, gencin gözünde içgüdülerini tatmin etmesine engel olan ve bunlar için hiçbir çözüm sunmayan bir yapı olarak gösterilirse, doğal olarak genç dinden uzaklaşır ve dindarlığı, kendi arzularını bastırmakla eşdeğer görür.
Bunun yanı sıra, bağımsızlık isteği, özgürlük arzusu ve bağlılıklardan kurtulma eğilimi gençliğin önemli psikolojik özelliklerindendir. Genç, bağımlılıktan bağımsızlığa geçiş sürecinden geçmiş ve artık kendi özgür iradesiyle seçim yapmak istemektedir. Ahlaki açıdan da “başkalarına bağlı (taklitçi) ahlak” dönemini geride bırakmış ve “kendi kendine yön veren ahlak” aşamasına ulaşmıştır.
Genç, gerçek ya da hayalî olsun, her türlü engelden kaçınır ve davranışta, sözde, düşüncede ve seçimlerinde özgür olmak ister. Her ne kadar bağımsızlık duygusunun doğru şekilde eğitilmemesi ve içgüdülere kayıtsız şartsız uymanın, aşırı hazcılığın genç için çok tehlikeli olduğu açık olsa da başlangıçta kendisine sınır koyan her şey ona hoş olmayan bir durum gibi görünür. Ancak dinin, içgüdülerin sağlıklı şekilde tatminine yönelik çözümleri doğru biçimde ona anlatılırsa bu durum değişebilir.
Yüce hakikatlere -örneğin kâinatın yaratıcısına, ilahi peygamberlere ve ahirete- inanmak, insanda bir sorumluluk duygusu oluşturur ve onun maneviyatını yabancı kültürel saldırılar karşısında güçlendirir. Başka bir ifadeyle, dini inançların güçlendirilmesi ve din ile siyaset alanında doğru bir bakış açısının oluşturulması, toplum için aşılmaz bir siper gibi işlev görerek düşmanın kültürel bombardımanına karşı insanları korur ve çıkar peşinde koşan Batılı çevreleri başarısızlığa uğratır.
Şüphesiz böyle bir iman, toplumu doğru davranışlara yönlendirir ve sapma ile bozulmaların önüne geçer. Kur’an-ı Kerim bu konuda şöyle buyurur:
“Rableri, imanları sayesinde onları doğru yola iletir.” [11]
Şüphesiz, düşmanı ve onun hedeflerini tanımak, mücadelenin en temel ilkelerindendir. Kültürel saldırıyla karşı koyabilmek için de düşman kültürü ve onun özellikleri dikkatli bir şekilde incelenmelidir.
Böylesine kapsamlı ve çok yönlü bir araştırma, düşünürlere sapmanın izlerini doğru şekilde tanıma konusunda yardımcı olur. Öte yandan, düşmanın amaçları ile kullandığı araç ve yöntemler de tespit edilmelidir. Saldırganların kullandığı araç ve yöntemler hakkında bilgi sahibi olmak, yetkililere onları etkisiz hâle getirme ve planlarını boşa çıkarma konusunda yardımcı olabilir. [12]
c) Ekonomik yoksulluğun giderilmesi ve yapıcı, faydalı istihdamın sağlanması
Yoksulluk, belki de toplumun en çirkin olgularından biri olarak görülebilir. Şüphesiz, hırsızlık, serserilik, dilencilik, fuhuş ve bağımlılık gibi birçok toplumsal sapma, yoksulluk ve imkânsızlıklar nedeniyle ortaya çıkar.
Suçlulara ve cezaevlerinde bulunan kişilere kısa bir bakış bile, bu acı gerçeği ortaya koyar: Onların önemli bir kısmı, yoksulluk sebebiyle bu kötü ve sonu hüsranla biten yola sürüklenmiştir.
Yoksulluk olgusu, hangi toplumda çirkin yüzünü gösterirse göstersin, yıkıcı bir sel gibi bütün insani değerlerin temelini kökünden sarsar ve insan onuru ile şerefinin saraylarını utanç ve kötü şöhretin harabelerine dönüştürür. [13]
Birey ve toplum sağlığında önemli etkenlerden biri de yapıcı istihdam ve faydalı çalışmadır. Yapıcı istihdam, yeteneklerin gelişmesi, yaratıcılık ve girişimciliğin ortaya çıkması için zemin hazırlar; çalışma ve emek ise toplumun büyümesi ve ilerlemesi için uygun şartları oluşturur.
İşsizlik; tembellik, gevşeklik, depresyon ve kalp katılığına zemin hazırlar. Toplumda işsizliğin yaygınlaşması, yoksulluk ve çaresizliğin artmasına; bunun sonucunda da ahlaki yozlaşma ve fuhşun çoğalmasına ve hatta inkâra kadar varan sonuçlara yol açar.
Zihinsel meşguliyetin olmaması, olumsuz hayalcilik, düşünce kirliliği ile ruhsal ve duygusal sağlığın zedelenmesine neden olur. Fiziksel meşguliyetin olmaması ise durgunluk, gevşeklik, tembellik ve bedensel hastalıkları artırır; halsizlik ve güçsüzlüğü beraberinde getirir. Bu nedenle, “çalışma İslam terbiyesinde son derece önemli bir yapıcı unsur olarak kabul edilmiş, işsizlik ve yoksulluk ise şiddetle reddedilmiştir.” [14]
d) Düşmanın kültürel unsurlarının sızmasının önlenmesi
İlahi değerleri korumak, derin bir bilinç gerektirir; öyle bir bilinç ki, onun sayesinde Batı’nın tüm kültürel unsurları tanınır, kontrol altına alınır ve gerektiğinde reddedilip etkisiz hâle getirilir. Bu nedenle, yetkililerin her ne şekilde olursa olsun düşmanın kültürel nüfuzunu engellemesi bir görevdir. Eğer bu yapılmazsa, herkes bu durumdan sorumlu olur.
İmam Humeyni (r.a) bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Şimdi benim vasiyetim şudur ki… bu haber kuruluşlarının, gazetelerin ve dergilerin İslam’dan ve ülkenin maslahatlarından sapmasına izin vermesinler. Şunu bilmeliyiz ki Batı tarzı özgürlük -gençlerin, kız ve erkeklerin yozlaşmasına sebep olan özgürlük- İslam ve akıl açısından kabul edilemezdir. İslam’a, genel ahlaka ve ülkenin çıkarlarına aykırı olan propaganda, makaleler, konuşmalar, kitaplar ve dergiler haramdır ve hepimize, tüm Müslümanlara bunları engellemek farzdır.
Yıkıcı özgürlüklerin önüne geçilmelidir; şeriata göre haram olan ve milletin ve İslam ülkelerinin yoluna aykırı bulunan, ayrıca İslam Cumhuriyeti’nin itibarına zarar veren şeyler kesinlikle engellenmelidir. Eğer bunlar engellenmezse, herkes sorumlu olur.” [15]
e) Fiziksel eğitim olanaklarından yararlanma
Beden eğitimi ve fiziksel sağlık, sağlıklı birey ve sağlıklı toplum için doğal bir ihtiyaçtır ve gençlerin ruhsal ve duygusal sağlıklarını destekleyebilir. Gençlerin sağlığı, akademik ilerlemelerini doğrudan etkiler. Gençler ne kadar sağlıklı, enerjik ve canlı olursa, öğrenme ve gelişimleri o kadar hızlı ve dengeli olur; ebeveynler ve sorumluların gösterdiği çabalar da bir o kadar sonuç verir. Buna karşılık, sağlık açısından zayıf olan gençlerde yorgunluk ve durağanlık artar; bu da akademik başarısızlık ve davranışsal problemlerin çoğalmasına yol açar.
Öte yandan, ergenler ve gençler yoğun artan bir enerjiye sahiptir ve bu enerji doğru ve mantıklı bir şekilde boşaltılmalıdır. Enerjinin birikmesi ve makul şekilde boşaltılamaması, bireysel ve toplumsal sapmalara zemin hazırlayabilir. Genellikle çocuklar aşırı kısıtlamalara maruz kaldıklarında ev ve toplum ortamında sorun çıkarırlar; çoğu suçlu da enerjilerini boşaltacak gerekli imkânlara ve yönlendirmeye sahip olmamıştır.
Eğer eğitim öğretilerinin içeriği, uygun bir alternatif sunmaksızın sadece yasaklar ve kısıtlamalardan oluşuyorsa, zamanla eğitileni sahneden uzaklaştırır; çünkü:
Birincisi, eğitim, eğitilenin istek ve arzusu ışığında gerçekleşir ve çoğu genç, yasak ve men edilmeye karşı isteksizdir. Hoş ve cazip alternatiflerin sunulması ise ilgiyi ve motivasyonu artırabilir.
İkincisi; birçok dini yasak, gencin içgüdüsel olarak peşinden koştuğu maddi hazlardır. Bunları gerçekleştirmek içgüdüsel ihtiyaçları tatmin etmenin bir yoluyken, bunlardan vazgeçmek içsel eğilimlerle savaşmak anlamına gelir. Bu nedenle, gencin hidayeti baskıcı bir yöntemle (çekiçle vurur gibi) yapılamaz ve onun içsel arzuları görmezden gelinemez; aksine, tatmin için uygun yöntemler ve meşru alternatifler sunulmalıdır.
Üçüncüsü; haramlara alışmış bir genç, bu alışkanlıklarını terk ettiğinde şiddetli bir psikolojik gerginlik yaşar. Bu yıpratıcı gerginliklerin önüne geçilmesi, ancak yerine yeni ve alternatif alışkanlıklar kazandırılarak mümkün olur.
Dördüncüsü; yasaklar genellikle boş vakit doğurur. Eğer zararlı davranışların terkedilmesiyle kişinin vakti boşa çıkıyorsa, bu vaktin güzel bir şekilde doldurulması gerekir; aksi takdirde bu boş vakit kişi için yeni sorunlar yaratabilir.
Bu doğrultuda, eğer eğitilenden sağlıklı olmayan eğlenceler alınıyorsa, sağlıklı eğlence imkanlarının sağlanması gerekir ki beden eğitimi olanaklarından yararlanmak bu alternatiflerden biridir. [16]
Sonuç
Sunulan tartışmalar ışığında şu sonuca varılabilir: Gençlerin dinden uzaklaşmasının temel faktörlerinden biri, dine davet edenlerin sözleri ile eylemleri arasındaki tutarsızlıktır. Gençlerin din konusundaki gafleti, cehaleti ve tefekkür eksikliği ya da kültürel saldırı gibi diğer etkenler de bu süreçte temel ve büyük bir etkiye sahiptir. Her halükârda, gençlerin dinden uzaklaşmasını önlemenin en iyi ve başlıca yollarından biri, gence uygun bir rol model sunmaktır. Dinin münadileri ve dine davet edenler, topluma tebliğde bulunmadan önce, "Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?" [17] ayet-i kerimesinin muhatabı olmamak için kendi nefislerini terbiye ve tezkiye etmeyi düşünmelidirler. Elbette, her biri kendi çapında gençlerin dinden uzaklaşması için önemli birer etken olan diğer faktörler de göz ardı edilmemelidir.
Batı kültürüne yönelim meselesinde de Batı kültürünün doğru tanınmaması temel faktör olarak belirtilmiş; ülke içindeki ekonomik sorunlar ile Batı'daki yozlaşma özgürlüğü ise sonraki sıralarda yer almıştır. Bu nedenle, söz konusu faktörler göz önüne alındığında, bu iki durumu önlemek için ortaya konulabilecek çözümler; gençlerin dini ve siyasi bilincinin güçlendirilmesi, ekonomik yoksulluğun giderilmesi ve gençlere uygun rol modeller sunulmasıdır. Diğer nedenler ise öncelik sıralamasında daha alt basamaklarda yer almaktadır.
Muhammed Abbasî
-------------
[1]- Ebulfazl Sâcidî ve Mahmud Nemazî, "Kültürel Özgüveni Zayıflatan ve Güçlendiren Faktörler ile Gençlerin Yabancı Kültüre Yönelme Nedenleri Paneli", Ma'rifet Dergisi, sayı 45, s. 9. (Şehriver 1380 / Eylül 2001).
[2]- Ebulfazl Sâcidî ve Mahmud Nemazî, "Kültürel Özgüveni Zayıflatan ve Güçlendiren Faktörler ile Gençlerin Yabancı Kültüre Yönelme Nedenleri Paneli", Ma'rifet Dergisi, sayı 45, s. 10. (Şehriver 1380 / Eylül 2001).
[3]- Hamidrıza Şakerin, Öğrenci Soruları ve Cevapları, s. 252.
[4]- Muhammed Bakır Meclisî, Biharü'l-Envar, c. 10, s. 219, h. 14, Tahran, Darü'l-Kütübi'l-İslamiye, 1362 (1983).
[5]- Hamidrıza Şakerin, Öğrenci Soruları ve Cevapları, s. 252-253.
[6]- Ebulfazl Sâcidî ve Mahmud Nemazî, "Kültürel Özgüveni Zayıflatan ve Güçlendiren Faktörler ile Gençlerin Yabancı Kültüre Yönelme Nedenleri Paneli", Ma'rifet Dergisi, sayı 45, s. 8. (Şehriver 1380 / Eylül 2001).
[7]- Ebulfazl Sâcidî ve Mahmud Nemazî, "Kültürel Özgüveni Zayıflatan ve Güçlendiren Faktörler ile Gençlerin Yabancı Kültüre Yönelme Nedenleri Paneli", Ma'rifet Dergisi, sayı 45, s. 19. (Şehriver 1380 / Eylül 2001).
[8]- Ebulfazl Sâcidî ve Mahmud Nemazî, "Kültürel Özgüveni Zayıflatan ve Güçlendiren Faktörler ile Gençlerin Yabancı Kültüre Yönelme Nedenleri Paneli", Ma'rifet Dergisi, sayı 45, s. 15. (Şehriver 1380 / Eylül 2001).
[9]- Hamidrıza Şakerin, Öğrenci Soruları ve Cevapları, s. 251.
[10]- Ebulfazl Sâcidî, Dinden Uzaklaşma Neden?, s. 237.
[11]- Yunus, 9.
[12]- Veliyy-i Fakih Temsilciliği İslam Araştırmaları Merkezi, Kültürel Saldırı, s. 141-142.
[13]- Muhammed Bakır Meclisî, Biharü'l-Envar, c. 72, s. 144-145.
[14]- Murtaza Mutahharî, İslam'da Eğitim ve Öğretim, s. 258, Tahran, Sadra, 1367 (1988).
[15]- İmam Humeyni, Sahife-i Nur, c. 21, s. 195, Tahran, Devrim Kültürel Belgeler Kurumu, 1369 (1990),
[16]- Ebulfazl Sâcidî, Dinden Uzaklaşma Neden?, s. 266-267.
[17]- Saf, 2.
Tarih: 29-04-2026