içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Hayır ve Şer - 1

“Hayır ve şer” meselesi, ilâhî adaletle ilgili en önemli konulardan biridir. Karşılaştığımız birçok sıkıntı ve musibetin hikmeti bizim için açık değildir…

Hayır ve Şer - 1

Bismillahirrahmanirrahîm

 

“Hayır ve şer” meselesi, ilâhî adaletle ilgili en önemli konulardan biridir. Karşılaştığımız birçok sıkıntı ve musibetin hikmeti bizim için açık değildir. Bu bağlamda şu sorular gündeme gelmektedir:

1- Bu sıkıntılar, musibetler, eşitsizlikler, seller, depremler ve doğuştan engelli bireylerin varlığı, Allah'ın adaleti ve hikmetiyle nasıl bağdaştırılabilir?

2- Allah-u Teâlâ neden bazı kimselere evlat vermekte, bir süre sonra da onu geri almaktadır? Yahut neden seller meydana gelmekte ve bazı insanların evleri yıkılmaktadır?

3- İnsanlar ve sahip oldukları yetenekler birbirinden farklıdır; kimi zeki, kimi daha az zekâlı, kimi ise doğuştan engelli olarak dünyaya gelmektedir. Bunun sebebi nedir ve bu farklılıkların hikmeti ne nedir?

4- Acaba birçok insanın dinden uzaklaşmasının sebebi, karşılaştıkları bu sıkıntılar ve musibetler olarak değerlendirilebilir mi?

5- Neden birçok zalim ve bozguncu kimse nimet ve refah içinde yaşarken, iman ve din ehlinin hayatı çoğu zaman çeşitli sıkıntılarla dolu olmaktadır?

“Şerler” konusu, iki tarafı keskin bir kılıç gibidir. Bazı insanlar için karşılaşılan musibetler Allah'a yakınlaşmaya vesile olurken, bazıları için ise aynı musibetler Allah'tan uzaklaşma sebebi hâline gelmektedir.

Bu makalede öncelikle “hayır ve şer” kavramlarının anlamı ele alınacak, ardından birçok musibet ve şerrin hikmeti açıklanacaktır. Aşağıdaki özet, konunun genel seyrini ortaya koymaktadır.

 

1. Hayır ve Şerrin Anlamı

“Hayır ve şer” için iki farklı anlam söz konusudur:

a) İlk Tabiata Uygunluk:

“Hayır ve şer” için çeşitli tanımlar yapılmıştır. Zihinlerde yaygın olarak yerleşmiş bulunan anlama göre, insanın tabiatına ve yaratılışına uygun olan her şey “hayır”, buna aykırı olan ise “şer” olarak adlandırılır. Örneğin bir eve sahip olmak, mal ve servet sahibi olmak veya sağlıklı olmak “hayır” kabul edilir. Buna karşılık hastalanmak, fakir olmak, güçsüz düşmek ve çeşitli sıkıntılarla karşılaşmak ise “şer” olarak değerlendirilir.

Rivayet edildiğine göre, bir gün Emîrü’l-Müminin Hz. Ali'nin (a.s) huzuruna gelerek kendisine "Nasılsınız, sabahı nasıl geçirdiniz?" [1] diye sordular. Hz. Ali (a.s) şu cevabı verdi:

"Sabaha şer içinde ulaştım."

Yani, "Hâlim iyi değildir." Orada bulunanlardan bazıları, "Bu nasıl bir ifadedir?" diye hayretlerini dile getirdiler. Bunun üzerine Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu:

"Kur'ân-ı Kerîm'i okumadınız mı? Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: 'Sizi hayırla da şerle de imtihan ederiz.'" [2]

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu:

"Hayır; sağlık ve zenginliktir. Şer ise, hastalık ve yoksulluktur."

Siz bana, "Nasılsın?" diye soruyorsunuz; ben de "Şer üzereyim" diyorum. Yani hastayım. Bunda şaşılacak bir durum yoktur.

Buna göre “hayır ve şer”, insanın tabiatına uygun olup hoşuna giden veya tabiatına aykırı olup hoşuna gitmeyen şeyler anlamına gelmektedir. İnsanın sevdiği ve arzu ettiği şeyler hayır; hoşlanmadığı ve kaçındığı şeyler ise, şerdir. Bunun örnekleri de açıktır. İnsan için sağlık, mal ve servet sahibi olmak, bir eve sahip olmak, çeşitli imkânlara kavuşmak, zengin olmak ve başkalarına muhtaç olmamak “hayırdır”. Buna karşılık başkalarına ihtiyaç duymak, hastalanmak ve fakirlik içinde yaşamak ise, “şer” olarak değerlendirilir. İşte bu, hayır ve şerin birinci anlamıdır.

Genellikle şu soru sorulur: Allah neden bu şerleri yaratmıştır? Neden sel meydana gelmiş, neden deprem olmuştur? Oysa bu açıdan bakıldığında, selin veya depremin kendisi bizzat şer değildir. Eğer bir deprem meydana gelir de hiçbir zarara yol açmazsa, buna şer denilemez. Deprem sonucunda evimizi kaybetmemiz, fakir düşmemiz şerdir. Allah korusun, sevdiklerimizi kaybetmemiz de şerdir. Çünkü bunlar insan tabiatına uygun değildir. İnsanın sahip olduğu nimetlerin elinden alınması, onun açısından şer sayılır. Biz bu anlamdaki hayır ve şerre “ilk (zahirî) hayır ve şer” adını veriyoruz.

 

b) Nihai Fayda ve Nihai Zarar:

Hayır ve şerin bir başka anlamı daha vardır ki, buna “nihai hayır ve nihai şer” denir. Bunu “nihai fayda ve nihai zarar” şeklinde de ifade edebiliriz. Gerçek kazanç ve gerçek kayıp anlamına gelen bu hayır ve şer, açıkça ifade etmek gerekirse “cennet ve cehennem”dir. Örneğin, "Namaz hayırdır" deriz. Oysa namazın kendisi zahmet gerektirir. İnsan namaz kılar veya oruç tutar; bu durum birinci anlam açısından şer sayılır. Çünkü oruç tutmak insan tabiatına uygun değildir. Açlık ve susuzluk çekmek, tabiatımızın hoşlanmadığı bir durumdur. Ancak buna rağmen ‘orucun hayır olduğunu’ söyleriz. Bunun sebebi, insana büyük bir fayda sağlaması, cennete kavuşmasına vesile olması ve hem dünyada hem de ahirette onun manevî gelişimine katkıda bulunmasıdır. Dolayısıyla, birinci anlam bakımından oruç tutmak, açlık ve susuzluk çekmek şerdir; çünkü insan tabiatına uygun değildir. Fakat ikinci anlam bakımından hayırdır; çünkü insanı cennete ulaştırmaktadır. Kur'ân-ı Kerîm, bir ayette bu iki anlamı birlikte şöyle ifade etmektedir:

"Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlıdır; yine olur ki sevdiğiniz bir şey de sizin için şerlidir. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz." [3]

Allah-u Teâlâ buyurmaktadır ki, insan bazen bir şeyden hoşlanmayabilir; yani onu birinci anlamıyla şer olarak görebilir. Çünkü birinci anlamdaki şer, insanın hoşlanmadığı ve kendisinden nefret ettiği şeydir. Fakat aynı şey, "Oysa o sizin için hayırlıdır" ifadesinde belirtildiği üzere, ikinci anlam bakımından hayırdır; çünkü insana sevap kazandırır ve sonsuz faydaya vesile olur. Bunun tersi de mümkündür. Ayette bu husus şöyle ifade edilmektedir:

“Sevdiğiniz bir şey de sizin için şerlidir” Yani insan, tabiatına uygun olduğu için bir şeyi sevebilir; ancak aynı şey ikinci anlam bakımından, yani nihai sonucu itibarıyla onun zararına olabilir. Meselâ bir kimseye en son model bir otomobil hediye edildiğini düşünelim. Bu, hayır mıdır, yoksa şer midir? Birinci anlam bakımından elbette hayırdır. Fakat Allah korusun, kişi o otomobile binip bir trafik kazası geçirirse; hem otomobil kullanılamaz hâle gelir ve hem de kendisi ağır şekilde yaralanarak uzuvlarını kaybedebilir. Böyle bir durumda, "Keşke bu otomobil bize verilmeseydi" denilir. Bu durumda otomobil hangi anlamda şer olmuştur? İkinci anlamda, yani nihai sonucu bakımından şer olmuştur; çünkü sonunda kişi için büyük bir felakete dönüşmüştür.

 

Emîrü’l-Müminin Hz. Ali'nin (a.s) bu konuda son derece anlamlı bir sözü vardır. Şöyle buyurmaktadır:

"Sonu cehennem olan hiçbir hayır, gerçek anlamda hayır değildir; sonu cennet olan hiçbir şer de gerçek anlamda şer değildir." [4]

Buna göre, birinci anlam bakımından hayır sayılan bir şeyin sonu sonsuz zararla sonuçlanıyorsa, gerçekte o hayır değildir. Dolayısıyla o, birinci anlam açısından hayır olsa da ikinci anlam bakımından şerdir.

Hz. Ali'den (a.s) nakledilen başka bir rivayette ise şöyle buyrulmaktadır:

"Hayır ve şerrin hakikati ancak ahiretten sonra tam anlamıyla ortaya çıkar. Çünkü yüce ve azamet sahibi Allah bütün hayrı cennette, bütün şerri ise cehennemde karar kılmıştır. Bunun sebebi, bu ikisinin ebedî olmasıdır." [5]

 

Peki, ahiretten önce bilinmeyen hayır ve şer hangisidir?

Birinci anlamdaki hayır ve şer elbette bilinmektedir. Sağlığın hayır, hastalığın ise şer olduğu açıktır. Ahiretten sonra ortaya çıkacak olan ise, ikinci anlamdaki hayır ve şerdir. Yani bir insanın işinin gerçek akıbetinin ne olacağı ancak o zaman kesinlik kazanacaktır. Nihai hayır ve nihai şerrin kıyamet gününde ortaya çıkmasının sebebi de budur. Çünkü bütün hayır cennette, bütün şer ise cehennemdedir. Bunun nedeni ise, cennet ve cehennemin ebedî oluşudur. Böylece insanın gerçek kazancı ve gerçek kaybı da ancak ahirette kesin olarak ortaya çıkmış olacaktır. Örneğin bir işçi bir gün boyunca çalışmaktadır. Çalışmak hayır mıdır, yoksa şer midir? Birinci anlam bakımından şerdir. Çünkü emek sarf etmekte, kürek kullanmakta, ağır yükler taşımakta ve çeşitli zorluklara katlanmaktadır. Sonuçta yaptığı iş, zahmet ve meşakkat içermektedir. Peki, öyleyse işçi neden çalışmak istemekte ve iş aramaktadır? Çünkü bu emeğinin karşılığında kendisine ücret ve mükâfat verilmektedir. Onu çalışmaya sevk eden de bu karşılıktır. Dolayısıyla biz, ilk (zahirî) şerleri, nihai hayırlara ulaşabilmek için göze alır ve onların peşinden gideriz. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm şöyle buyurmaktadır:

"Eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah'ın mağfireti ve rahmeti, insanların bu dünyada biriktirdikleri bütün şeylerden daha hayırlıdır." [6]

Allah yolunda öldürülmek, birinci anlam bakımından şerdir. Ancak bunun sonucunda elde edilen Allah'ın mağfireti ve rahmeti ebedî olduğu için, ikinci anlam bakımından gerçek hayırdır.

Kur'ân-ı Kerîm başka bir ayette de şöyle buyurmaktadır:

"Allah'ın lütfundan kendilerine verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Bilakis bu, onlar için bir şerdir." [7]

 

Devam Edecek…

 

----------------

[1]- Bihârü'l-Envâr, c. 78, s. 209.

[2]- Enbiyâ Sûresi, 35.

[3]- Bakara Sûresi, 216.

[4]- Nehcü'l-Belâğa, s. 544.

[5]- Bihârü'l-Envâr, c. 75, s. 284.

[6]- Âl-i İmrân Sûresi, 157.

[7]- Âl-i İmrân Sûresi, 180.

Tarih: 18-07-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum