içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Hilâli Görme Hükümleri

Bismillahirrahmanirrahim

Hilâli Görme Hükümleri

Soru-1: Bildiğiniz gibi ayın sonunda (veya başında) hilâlin durumuyla ilgili üç olasılık vardır:

a) Hilâlin batışı güneşin batışından önce olur.

b) Hilâlin batışı güneşin batışıyla aynı zamanda olur.

c) Hilâlin batışı güneşin batışından sonra olur.

Buna göre şu soruları aydınlatmanızı rica ediyoruz:

Birincisi: Fıkhî açıdan yukarıdaki üç durumdan hangisi ayın ilk günü sayılır?

İkincisi: Bu üç durumun hassas cihazlarla dünyanın en uzak noktaları için hesaplandığını varsayarsak, bu hesaplardan ayın ilk gününü önceden tespit etmek için istifade edebilir miyiz, yoksa gözle görmek mi şarttır?

Cevap: Ayın ilk gününün tespitinde ölçü, güneşin batışından sonra batan veya güneşin batışından önce normal yolla görülebilen hilâldir.

Soru-2: Herhangi bir şehirde Şevval ayının hilâli görülmediği hâlde, radyo ve televizyondan Şevval ayının girdiğinin ilân edilmesi yeterli midir, yoksa bunu araştırmak mı gerekir?

Cevap: Hilâlin görüldüğüne veya Veliyy-i Fakih tarafından bayram olduğuna dair hüküm verildiğine güven verirse, yeterlidir ve araştırmaya gerek yoktur.

Soru-3: Havanın bulutlu oluşu veya başka sebeplerden dolayı ayın ilk gününün hilâlini görmek mümkün olmaz ve böylece Ramazan ayının ilk günü veya mübarek Ramazan Bayramı tespit edilemezse, Şaban veya Ramazan ayı otuz gün olarak tamamlanmadan Japonya’da olan bizlerin İran’ın ufkuna uyarak amel etmemiz caiz midir, yoksa takvime mi güvenmemiz gerekir? Hükmümüzü açıklar mısınız?

Cevap: Ufukları bir olan komşu şehirlerde bile ne hilâli görme yoluyla, ne iki adil şahidin tanıklık etmesi yoluyla ve ne de şer’î hâkimin hüküm vermesi yoluyla ayın ilk günü tespit edilmezse, ayın ilk günü olduğundan emin olmak için ihtiyat etmek gerekir. Japonya’nın batısında yer alan İran’da hilâlin görülmesi, Japonya’da yaşayanlar için geçerli değildir.

Soru-4: Hilâlin görülmesi hususunda ufukların bir olması şart mıdır?

Cevap: Ufukları bir olan veya yakın olan beldelerde veya doğuda yer alan beldelerde hilâlin görülmesi yeterlidir.

Soru-5: Ufukların bir olmasından maksat nedir?

Cevap: Maksat, aynı meridyen çizgisinde yer alan şehirlerdir; aynı meridyende yer alan iki şehre, “o iki şehrin ufukları birdir” denir.

Soru-6: Ayın 29’unda Tahran ve Horasan’da Ramazan Bayramı olursa, Tahran ve Horasan’la ufukları bir olmayan mesela Buşehr’de yaşayanların da bayram etmeleri caiz midir?

Cevap: İki şehrin ufku arasındaki fark, birinde hilâl görüldüğünde ötekisinde görülmeyecek kadar fazla olursa, batıda olan şehirlerde hilâlin görülmesi, güneşin batıda olan şehirlere oranla daha önce battığı doğudaki şehirlerin ahalisi için yeterli değildir; ama aksi olursa, yeterlidir.

Soru-7: Bir şehrin âlimleri arasında hilâlin sabit olup olmadığı konusunda ihtilâf olur ve mükellef onların hepsini adil olarak tanır ve her birinin araştırmasında hassas olduğundan emin olursa, bu durumda mükellefin vazifesi nedir?

Cevap: Eğer aralarındaki ihtilâf ret ve ispatta olursa, yani bazıları hilâlin göründüğünün ve bazıları ise görünmediğinin sabit olduğunu iddia ederlerse, bu, iki şahadetin çelişmesi hükmüne girer. Bu durumda mükellef her iki görüşü bırakıp, (amelî) ilkenin (istishabın) gerektirdiğine göre amel etmelidir. Ancak eğer aralarındaki ihtilâf hilâlin görülüp görülmediğinde olursa, yani bazıları hilâli gördüklerini iddia eder ve bazıları ise hilâli görmediklerini söylerlerse, en az iki adil olmaları hâlinde, hilâli gördüklerini iddia edenlerin sözleri mükellef için şer’î hüccettir ve ona uyması gerekir. Aynı şekilde şer’î hâkim hilâlin sabit olduğuna hükmederse, bütün mükellefler için hükmü şer’î hüccettir ve ona uymaları gerekir.

Soru-8: Bir adam hilâli görür ve hâkimin bulunduğu şehirde herhangi bir sebepten dolayı hilâli görmesinin mümkün olmadığını bilirse, hilâli gördüğünü hâkime bildirmekle yükümlü müdür?

Cevap: Bildirmesi farz değildir. Ancak bildirmediği takdirde şer’î açıdan kötü bir sonuç (mefsede) ortaya çıkacaksa, bildirmelidir.

Soru-9: Bildiğiniz gibi büyük fakihlerin çoğu ilmihâllerinde Şevval ayının ilk gününün sabit olmasını beş yolla sınırlandırmış ama şer’î hâkimin yanında sabit oluşunu o yollardan biri olarak saymamışlardır. Bu durumda, sırf Şevval ayının ilk gününün bazı taklit mercilerinin yanında sabit oluşuyla müminlerin çoğu nasıl bayram edebilirler? Bu yolla hilâlin sabit oluşuna güvenmeyen bir kimsenin vazifesi nedir?

Cevap: Şer’î hâkim, hilâlin sabit olduğuna hükmetmedikçe, sırf onun yanında sabit olması başkalarının kendisine uyması için yeterli değildir. Ancak bununla hilâlin sabit olduğuna dair bir kimsede güven hâsıl olursa, yeterlidir.

Soru-10: Müslümanların Veliyy-i Emri, örneğin yarının Ramazan Bayramı olduğuna hükmederse ve radyo-televizyon falan filân şehirlerde hilâlin görüldüğünü bildirirse, bayram bütün beldeler için mi sabit olur, yoksa sadece o şehirlerde ve o şehirlerle ufukları bir olan şehirlerde mi sabit olur?

Cevap: Hâkimin hükmü bütün beldeleri kapsarsa, hükmü tüm beldelerin şehirlerinde geçerlidir.

Soru-11: Hilâlin küçük, ince ve ayın ilk gecesinin hilâlinin özelliklerinde olması, önceki gecenin ayın ilk gecesi olmadığına ve önceki ayın otuzuncu gecesi olduğuna delil olabilir mi? Yine bir kişi yanında Ramazan Bayramı sabit olur ve sonra bu yolla önceki günün bayram olmadığını anlarsa, Ramazan ayının otuzuncu gününün kazasını ifa etmesi farz olur mu?

Cevap: Sırf hilâlin küçük ve alçakta olması veya büyük ve yüksekte olması, ince veya kalın olması, ayın birinci veya ikinci gecesinin hilâli oluşuna şer’î bir delil değildir. Ancak mükellef için bundan bu hususta kesin bir kanaat hâsıl olursa, kanaatine göre amel etmesi gerekir.

Soru-12: Ayın dolunay hâlinde olduğu geceye (ayın on dördüncü gecesine) istinaden ayın ilk gününü hesaplayarak, örneğin şüpheli günün Ramazan ayının otuzuncu günü olduğuna hükmedip, bir delil üzere o gün oruç tutmayan kimsenin Ramazan ayının otuzuncu gününün kazasını tutması gerektiği ve Ramazan ayının bâki olduğunu istishap ederek oruç tutan kimsenin de mükellefiyetinin kalmadığı sonucuna varmak caiz midir?

Cevap: Söz konusu durumlar, zikredilen hususlar için şer’î bir delil değildir. Ancak mükellefte kesin bir kanaat oluşturursa, kanaatine göre amel etmesi gerekir.

Soru-13: Kamerî ayların ilk gecelerinde ayı görmeye çıkmak farz-ı kifâye midir, yoksa farz-ı ihtiyat mıdır?

Cevap: Ayı görmeye çıkmak kendiliğinde şer’î bir farz değildir.

Soru-14: Şaban ayı otuzla bitmese bile, mübarek Ramazan ayının ilk ve son günü hilâli görmekle mi tespit edilir, takvimle mi?

Cevap: Ramazan ayının ilk günü şu yollarla tespit edilir:

a) Mükellefin şahsen hilâli görmesiyle.

b) İki adil kişinin şahadetiyle.

c) Halk arasında kesin kanaat getirecek derecede yaygınlaşmasıyla.

d) Şaban ayından otuz gün geçmesiyle.

e) Şer’î hâkimin hükmüyle.

Soru-15: Herhangi bir ülkenin hilâlin görüldüğüne dair ettiği ilâna uymanın caiz olduğu ve bu ilânın hilâlin diğer beldelerde sabit olduğuna ilişkin ilmî bir ölçü niteliğini taşıdığı durumlarda, bu ülkenin İslâmî bir yönetime sahip olması şart mıdır? Yoksa zalim ve fasık bir yönetimi olsa bile, buna uyulabilir mi?

Cevap: Bu hususta ölçü, (ufukların yakınlığı açısından) mükellefe göre yeterli olan bir bölgede hilâlin görüldüğüne dair güven hâsıl olmasıdır.

Soru-16: Eğer hilâl bir şehirde sabit olursa, özellikle mübarek Ramazan ayının hilâli konusunda, bütün şehirleri kapsar mı?

Cevap: Hilâlin görüldüğü şehre yakın olan şehirleri veya güneşin kendisinden daha geç battığı şehirleri kapsar.

Soru-17: Eğer öğleden önce hilâl görülürse, hilâlin görüldüğü gün sonraki aya mı ait olur?

Cevap: Öğleden önce olsa bile sırf hilâlin gündüz görülmesi, o günün sonraki aya ait olduğuna dair şer’î bir hüccet teşkil etmez. Ancak eğer bu durum hilâlin görüldüğü günün sonraki aya ait olduğuna dair kesin bir kanaat oluşturursa, o güne sonraki ayın hükümleri uygulanır.

Soru-18: Acaba hilâlin çember şeklinde oluşu, iki gecelik olduğunu gösterir mi?

Cevap: Hilâlin çember şeklinde oluşu, iki gecelik olduğuna şer’î bir hüccet teşkil etmez.

Soru-19: Mübarek Ramazan ayının girdiğine dair bilgi edinemeyen mahpus ve esirin hükmü nedir?

Cevap: Eğer Ramazan ayının girdiğine dair zan edinebilirlerse, zanlarına uymaları gerekir; aksi durumda tuttukları orucun Ramazan ayından önce gerçekleşmiş olmadığından, aksine ya Ramazan ayında veya Ramazan ayı bittikten sonra gerçekleşmiş olduğundan emin oluncaya kadar orucu geciktirebilirler.

Soru-20: Hilâlin kayboluşu günbatımındaki kızıllıktan sonraya sarkarsa, bu durum, hilâlin iki gecelik olduğunu gösterir mi?

Cevap: Hilâlin günbatımındaki kızıllıktan sonra kayboluşu, iki gecelik olduğunu göstermez.

Soru-21: Mükellef oruç tutmaz ve sonra şer’an muteber olan yollardan biriyle hilâlin sabit olduğu ortaya çıkarsa, günün geri kalan bölümünde orucu bozan şeylerden sakınması gerekir mi?

Cevap: Saygı için günün geri kalan bölümünde orucu bozan şeylerden sakınması gerekir.

Tarih: 02-04-2022

FACEBOOK YORUM
Yorum