içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Hz. Peygamber’in (s.a.a) Miraca Yükselişi

“Miraç” veya “İsra” (Arapça: معراج و الإسراء) Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.a) Mekke’den Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya ve oradan da göğe yükseltilmesi anlamındaki gece yolculuğudur.

Hz. Peygamber’in (s.a.a) Miraca Yükselişi

“Miraç” sözlükte, merdiven, basamak ve yukarı çıkarmaya yarayan her şeye denir.[1] Istılahta ise, Hz. Resul-ü Kibriya Efendimizin (s.a.a) “Burak” adı verilen binek ile Mekke’den Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya, oradan da göklere ve “Sidretü'l Münteha” ve “Kâb-ı Kavseyn” makamına çıkması anlamına gelir.

Fazıl b. Hasan Tabersi’ye göre Hz. Resulullah’ın (s.a.a) Mirac'ı Kur’an ayetleri, Şia[2] ve Sünni[3] kaynakları yoluyla nakledilen hadislerde tevatür haddindedir. Miraç hadisesi, İsra ve Necm surelerinde zikredilmiştir.[4]

Şia ve Sünniler arasında, Kur’an-ı Kerim ayetleri ve tevatür derecesindeki hadisler gereği, Mirac'ın meydana gelmesi hakkında bir anlaşmazlıkları yoktur. Ancak Mirac'ın hangi zamanda gerçekleştiği, kaç kere gerçekleştiği, nasıl gerçekleştiği, fiziksel olarak mı, ruhsal olarak mı gerçekleştiği gibi bazı kısımlarında ihtilaflar bulunmaktadır. Hz. Fahr-i Kâinat Efendimizin (s.a.a) Mirac'ı, Mekke’deki ikamet ettiği son günlerinde gerçekleşmiştir. Efendimiz Miraç'ta ilahi ayetleri ve bazı büyük peygamberlerin ruhlarını müşahede etmiştir.

 

Zamanı

Meşhur görüşe göre Hz. Resulullah’ın (s.a.a) bu gece yolculuğu, Mekke’de sükûnet ettiği son yıllarında (Hicretten önce, bi’setinden sonra) Mekke’de gerçekleşmiştir.[5] Ancak hangi yılda gerçekleştiği, Hz. Ebu Talib’in vefatından önce mi[6], sonra mı gerçekleştiği[7] hakkındaki rivayetlerde ihtilaflar vardır. Rivayetler aşağıdaki şekildedir:

   * İbn-i Abbas’ın rivayetine göre, Bi’setin ikinci yılı

   * “Haraic” kitabının yazarının Hz. Ali’den (a.s) naklettiğine göre, Bi’setin üçüncü yılı

   * Bi’setin beşinci[8] veya altıncı yılında

   * Bi’setten 10 yıl, 3 ay sonra[9]

   * Molla Fethullah Kaşani ve Ahmed b. Ali Tabersi’nin naklettiği ve en meşhur olan görüş, Bi’setten 12 yıl sonra gerçekleşmiştir.[10] İbn-i Hazm bu görüş konusunda icma olduğunu iddia etmiştir.[11]

   * Hicretten 1 yıl, 5 ay önce

   * Hicretten 1 yıl, 3 ay önce[12]

   * Hicretten 6 ay önce.[13]

 

Gece Yolculuğu

İsra suresinin ilk ayetindeki “Leylen” ve “Esra” sözcüklerinden bu yolculuğun gece gerçekleştiği anlaşılmaktadır.[14] Ancak hangi gecede gerçekleştiği konusunda rivayetlerde farklılıklar vardır. Rivayetler aşağıdaki şekildedir:

   * Rebiyülevvel ayının on yedinci gecesi[15]

  * Recep ayının yirmi yedinci gecesi. “Minhacu’s-Sadıkin” tefsirinin yazarı Molla Fethullah Kaşani’nin naklettiğine göre, en meşhur görüş bu görüştür.[16]

   * Ramazan ayının on yedinci gecesi[17]

   * Ramazan ayının yirmi birinci gecesi

   * Bazıları Şevval ve Rebiyülahir aylarından bir gecede gerçekleştiğini de nakletmişlerdir.[18]

Hz. Fahr-i Kâinat Efendimizin (s.a.a) Beytü’l Mukaddes, Mescid-i Aksa ve göklere gidiş-gelişi, bir geceden uzun sürmemiştir.[19] Öyle ki o gecenin sabahında Mekke’de olmuştur. Tefsir-i Eyaşi’de İmam Cafer Sadık’tan (a.s) nakledilen bir rivayette şöyle geçmiştir: “Allah Resulü (s.a.a) yatsı namazı ile sabah namazını Mekke’de kılmıştır.”[20] Bunun anlamı, İsra ve Mirac'ın yatsı namazı ile sabah namazı arasında gerçekleştiğidir.

 

Mekânı

Hz. Resul-ü Kibriya Efendimizin (s.a.a) Mirac'ının başlangıç ve bitiş noktası hakkında ihtilaflar vardır. Bazıları Hz. Ebu Talib’in kızı Ümmü Hani’nin evinden, bazıları Mescid-i Haram’dan, bazıları da Şi’b-i Ebu Talip’ten[21] başladığını söylemiştir.[22] Ancak en meşhur görüş, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) o gece Hz. Ebu Talib’in kızı Ümmü Hani’nin evinde olduğu, oradan Mirac'a çıktığı ve oraya geri geldiği görüşüdür.[23] Kur’an-ı Kerim’de Mirac'ın başlangıç noktasının Mescid-i Haram olduğu belirtildiğinden Ümmü Hani’nin evinden başladığını söylemek çelişiyor gibi gözükebilir. Ancak Araplar Mekke’nin tamamına Allah’ın haremi demektedirler. Dolayısıyla oranın tamamı, Allah’ın mescidi ve haremi hükmünde olduğundan Ümmü Hani’nin evi de haremin içindedir.[24] Ayrıca Şi’b-i Ebu Talib’te gerçekleştiği görüşü de bazı rivayetlerin içeriği ile örtüşmemektedir.[25]

 

Sayısı

Bazı rivayetlere göre, Hz. Resulullah (s.a.a) birçok kez Mirac'a çıkmıştır.[26] Allame Tabatabai, onlardan birinin Mescid-i Haram’dan bir diğerinin de Ümmü Hani’nin evinden olduğuna inanmaktadır. Necm Suresinin ilk ayetlerinin bunu teyit ettiğini ileri sürmektedir. Aynı şekilde Mirac'ın mekân, zaman ve sayısı hakkındaki ihtilaflar bu şekilde giderilebilir.[27]

 

Seferin Ayrıntısı

Hz. Cebrail (a.s) o gece Hz. Resul-ü Kibriya Efendimize (s.a.a) nazil olarak, “Burak” adlı bir bineği Efendimize getirdi. Hz. Resulullah (s.a.a) ona bindi ve Beytü’l Mukaddes’e gitti.[28] Efendimiz binmek istediğinde, “Burak” bineği huysuzlanmış ve bunun üzerine Hz. Cebrail bir tokat atarak şöyle demiştir: ‘Yavaş ol, ey Burak! Bu peygamberden önce, hiçbir peygamber sana binmedi ve bundan sonra da onun gibi birisi sana binmeyecektir. Bunun üzerine Burak sakinleşmiş ve Cebrail de Efendimizi yukarılara çıkarmıştır.”[29]

Hz. Muhammed Mustafa Efendimiz (s.a.a), Sina Dağı'nda, Beyt'i Lehm’de veya Hz. İsa’nın (a.s) dünyaya geldiği yerde durmuş ve namaz kılmıştır. Sonra Mescid-i Aksa’ya girmiş ve orada namaz kılmıştır.[30]

Öyle anlaşılıyor ki Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) “Kubbetü’s-Sahra’dan göklere “Uruc” (Miraç) etmiştir. Bu isimle anılmasının nedeni ise, içinde bir kayanın olduğu ve onun üzerinden Efendimizin göklere çıktığından dolayıdır. Nasır Husrev’in “Sefername” kitabında iddia edildiğine göre, Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) mescide girdikten sonra bu kaya parçası yerden ters yüz olarak yukarı kalkmış ve Efendimizin yükselişi tamamlandıktan sonra o taş yeniden aşağı inmemiştir.[31]

 

Gök Âleminde Hz. Âdem İle Görüşmesi

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) oradan gökyüzüne çıkmış ve orada Hz. Âdem (a.s) ile görüşmüştür. O esnada melekler sıra sıra Efendimizi karşılamaya gelmiş ve güler yüzle selam vererek, tebrik ve kutlamalarını sunmuşlardır. Yüzü asık ve öfkeli bir melek diğer melekler gibi selam ve tebriklerini sunmuş, ancak diğer melekler gibi güler yüzlü davranmamıştır. Efendimiz, meleğin ismini Hz. Cebrail'e sorduğunda ‘Cehennem bekçisi Malik olduğunu ve hiçbir zaman gülmediğini, her daim Allah düşmanları ve günahkârlara karşı öfkesinin artmakta olduğunu söylemiştir.’ Efendimiz, Cebrail’den ona Cehennemi göstermesi için emretmesini istediğinde örtüyü kaldırmış ve her yeri bir ateş kaplamıştır.”[32]

 

Ölüm Meleği İle Görüşme

Orada, elinde nurdan bir levha olan ölüm meleği ile de görüşmüştür. Sonra aralarında şöyle bir konuşma geçmiştir: Ölüm meleği şöyle demiştir: Tüm dünya bir adamın elinde oynattığı bir sikke misali elimdedir ve her gün beş kez uğramadığım hiçbir ev yoktur…” Burada Hz. Resulullah Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ölüm en büyük musibet ve en zor hadisedir”. Hz. Cebrail ise şöyle demiştir: “Ölümden sonraki hadiseler ondan daha zordur.”[33]

 

İkinci Gökten Yedinci Göğe Kadar

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) daha sonra ikinci göğe çıkmış ve orada Hz. İsa ve Hz. Yahya (a.s) ile görüşmüştür. Sonra üçüncü göğe çıkmış ve orada Hz. Yusuf (a.s) ile görüşmüştür. Sonra dördüncü göğe çıkmış ve orada Hz. İdris (a.s) ile görüşmüştür. Sonra beşinci göğe çıkmış ve Hz. Harun b. İmran (a.s) ile görüşmüştür. Sonra altıncı göğe çıkmış ve Hz. Musa b. İmran (a.s) ile görüşmüştür.[34]

 

Yedinci Gök

Efendimiz daha sonra yedinci göğe çıkmış ve Hz. Cebrail’in (a.s) çıkamadığı makama yükselmiştir. Bunun üzerine Cebrail (a.s) şöyle demiştir: “Benim buraya girmeme izin yoktur. Eğer bir parmak ucu kadar dahi oraya yaklaşırsam, kol ve kanadım yanar.”[35]

 

Miraç Hadisi

Miraç gecesi, Allah azze ve celle ile Hz. Resulullah Efendimiz (s.a.a) arasında “Hadis-i Kutsi” kalıbında bir konuşma geçmiş ve “Miraç Hadisi” diye meşhur olmuştur.

 

Dönüşü

Dönüşte de Beytü’l Mukaddes’e inmiş ve oradan Mekke’nin yolunu tutmuştur. Yolda Kureyş ticaret kafilesi ile karşılaşmıştır. Onlar develerinden birini kaybetmişler ve onu aramaya çıkmışlardı. Onların yanında su dolu bir kaptan biraz su içmiş ve gerisini yere dökmüştür.[36] Bir rivayete göre o kabın üzerini bir şeyle sararak örtmüş ve sabah olmadan önce Ümmü Hani’nin evine geri dönmüştür.[37] İlk önce Miraç olayını Ümmü Hani’ye anlatmış ve aynı günün sabahında Kureyş’in ileri gelenlerine de yaşadıklarını anlatmıştır.[38]

Kureyşliler nezdinde Miraç olayını düşünmenin bile mümkün olmadığı böyle bir durum, onları daha çok kızdırmıştı. Dolayısıyla Hz. Peygamber Efendimizi (s.a.a) yalanlamaya koyularak, şöyle demişlerdir: “Mekke’de Beytü’l Mukaddes’i görenler var. Eğer doğru söylüyorsan, oranın özellik ve yapısını bize anlat.” Bunun üzerine Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) yalnızca Beytü’l Mukaddes’in özellik ve yapısını anlatmakla kalmamış, ayrıca yolda yaşanan bazı hadiselerden de bahsederek, şöyle buyurmuştur: ‘Yolda falan kabilenin kafilesini gördüm ve develerini kaybetmişlerdi. Onların yanında su dolu bir kap vardı. Ben o sudan içtim ve ağzını kapattım. Başka bir noktada kendilerinden ürkmüş bir deve gördüm.

Kureyş ileri gelenleri “Kureyş kafilesinden haber ver” dediler. Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurdu: “Onları Tenim’de gördüm. Önlerinde yürüyen boz renkli bir deve vardı. Üstünde bir tahtırevan vardı ve şu anda Mekke şehrine girmekteler.” Bu kesin bilgilerden oldukça öfkelenen Kureyş ileri gelenleri şöyle dediler: “Şimdi doğru mu, yalan mı söylediğin ortaya çıkacak.” Kısa bir süre geçmeden kafile şehre girer. Ebu Süfyan ve kafiledeki diğer kişiler Hz. Peygamber’in (s.a.a) anlattığı gibi olayları anlatırlar.”[39]

Hz. Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.a) Miraç gecesinde Allah’ın büyük alametlerinden bazılarını müşahede etmiştir.[40] Hz. Resulullah’ın (s.a.a) göklerde, cennet ehli, cehennem ehli ve meleklerden gördükleri hakkında haberler nakledilmiştir.

Şeyh Saduk ve başkalarının naklettiğine göre, Efendimiz yeryüzünün üzerinde seyrettiği sırada türbe şeklinde Kum şehrinin parladığını görür. O yerin neresi olduğunu sorunca, Hz. Cebrail (a.s) şöyle cevap verir: ‘Burası Kum’dur. Senin Ehlibeyt’inin Şiaları ve mümin kullar burada bir araya gelip toplanacaklar. Bunların İntizar-ı Fereci olacaktır. Zorluk ve acılarla yüz yüze geleceklerdir.”[41] Ayrıca Hz. Âdem (a.s), Hz. İbrahim (a.s), Hz. Musa (a.s) ve Hz. İsa (a.s) gibi bazı peygamberlerin ruhlarını müşahede etmiş ve onlara namaz kıldırmıştır.[42]

 

Getirdikleri (Hediyeler)

   * Namaz farz olmuştur.[43]

   * Bakara Suresinin son ayetleri

   * Hilafet ve Hz. Ali’nin (a.s) vasi ve halifeliği hakkında vahiy[44]

   * Şirk dışındaki diğer günahların bağışlanması

   * Hacamat yapılmasına dair tavsiye[45]

   * Ebu Said-i Hudri, Hz. Resulullah Efendimizden (s.a.a) şöyle rivayet etmiştir: “Cebrail, beni Mirac'a götürdüğü gece ona, “Ey Cebrail! Bir dileğin var mı?” diye sordum. Şöyle dedi: ‘Hatice’ye benden ve Allah tarafından selam söyle. Hz. Resulullah (s.a.a) Hz. Hatice’yi görünce Allah-u Teâlâ ve Cebrail’in selamını iletti. O da cevabında şöyle dedi: ‘İnnellahe huve selam ve minhu selam ve ileyhi selam ve ale Cebrail’e selam.”[46] (Kuşkusuz Allah selamdır, selam O’ndandır, selam O’nadır; Cebrail’e de selam olsun.)”

 

--------------

[1]- İbn-i Manzur, Lisanu’l Arab, c. 2, s. 322.

[2]- Tabersi, c. 6, s. 215; Tefsir-i Eyaşi, c. 2, s. 276; Tefsir-i Kummi, c. 2, s. 3.

[3]- Biharu’l Envar, c. 18, s. 289; El-Mizan, c. 13, s. 30.

[4]- İsra, 1, Necm, 8-18.

[5]- El-Mizan, c. 13, s. 23, 30.

[6]- Yakubi, c. 2, s. 26.

[7]- Subhani, s. 372.

[8]- İsbatu’l Vasiyyet, s. 217.

[9]- El-Mizan, c. 13, s. 30, 31; Bu görüş İbn-i Hişam ve İbn-i İshak’a aittir; Subhani, s. 372.

[10]- Kaşani, Minhacu’s-Sadikin, c. 5, s. 236.

[11]- Ruhu’l Maani, c. 8, s. 8; Beyhaki’nin görüşü, Subhani, s. 372; İhticac, c. 1, s. 173.

[12]- Ruhu’l Maani, c. 8, s. 8; El-Mizan, c. 13, s. 30, 31.

[13]- El-Mizan, c. 13, s. 30, 31.

[14]- Subhani, s. 370.

[15]- İbn-i Saad, et-Tabakatu’l Kubra, c. 1, s. 200.

[16]- Kaşani, Minhacu’s-Salihin, c. 5, s. 236; İhticac, c. 1, s. 173.

[17]- Et-Tabakatu’l-Kubra, c. 1, s. 199, 200.

[18]- Kaşani, Minhacu’s-Sadikin, c. 5, s. 236.

[19]- Mecmeu’l Beyan, c. 6, s. 612; Biharu’l Envar, c. 18, s. 289.

[20]- Tefsir-i Eyaşi, c. 3, s. 34; Biharu’l Envar, c. 18, s. 385; El-Mizan, c. 13, s. 38.

[21]- İbn-i Saad, et-Tabakatu’l Kubra, c. 1, s. 200.

[22]- Menakib, c. 1, s. 177.

[23]- Yakubi, c. 2, s. 26; Subhani, s. 367; El-Mizan, c. 13, s. 27, 28, 31; İbn-i Hişam, c. 1, s. 396; Mecmeu’l Beyan, c. 6, s. 312; Biharu’l Envar, c. 18, s. 283.

[24]- Kaşani, Minhacu’s-Salihin, c. 5, s. 235; Biharu’l Envar, c. 18, s. 283, Subhani, s. 370’den naklen.

[25]- El-Mizan, c. 13, s. 27, 28, 31; Yakubi, c. 2, s. 26.

[26]- El-Mizan, c. 13, s. 27, 28, Subhani, s. 372’den naklen.

[27]- El-Mizan, c. 13, s. 27, 28, 31.

[28]- Tefsir-i Kummi, c. 2, s. 5; Et-Tabakatu’l Kubra, c. 1, s. 199, 200; Tefsir-i Eyaşi, c. 3, s. 31.

[29]- El-Mizan, c. 13, s. 8.

[30]- Subhani, s. 367; El-Mizan, c. 13, s. 8.

[31]- Kubbetu’s-Sahra.

[32]- El-Mizan, c. 13, s. 9, 10.

[33]- El-Mizan, c. 13, s. 10.

[34]- El-Mizan, c. 13, s. 9, 12, 13.

[35]- Biharu’l Envar, c. 18, s. 392; El-Mizan, c. 13, s. 18.

[36]- Subhani, s. 368; Tefsir-i Kummi, c. 2, s. 13; El-Mizan, c. 13, s. 8; Kaşani, Minhacu’s-Salihin, c. 5, s. 246, 247.

[37]- İsbatu’l Vasiyet, s. 217.

[38]- Subhani, s. 368.

[39]- Subhani, s. 369; El-Mizan, c. 13, s. 17; Tefsir-i Kummi, c. 2, s. 13.

[40]- Mecmeu’l Beyan, c. 6, s. 612.

[41]- Saduk, İlelu’ş-Şerai, c. 2, s. 572; Biharu’l Envar, c. 2, s. 407, c. 57, s. 207, c. 60, s. 238.

[42]- El-Mizan, c. 13, s. 9.

[43]- El-Mizan, c. 13, s. 22, 25; Tefsir-i Kummi, s. 11, 12; İsbatu’l Vasiyet, s. 217.

[44]- Kaşani, Minhacu’s-Sadikin, c. 5, s. 248.

[45]- Tefsir-i Kummi, c. 2, s. 9.

[46]- Biharu’l Envar, c. 16, s. 7 ve c. 18, s. 385; Tefsir-i Ayaşi, c. 2, s. 279.

Tarih: 28-03-2024

FACEBOOK YORUM
Yorum