İmam Cafer-i Sadık'ın (a.s) Hayatının Son Anları
Şeyh Kuleynî, İmam Kâzım’dan (a.s) şöyle rivayet etmiştir: “Babamı, ihrama girdiği iki beyaz Mısır kumaşı, giydiği gömlek, İmam Zeynelâbidîn’den (a.s) kendisine ulaşmış olan bir sarık ve bir Yemen örtüsüyle kefenledim.”
Bismillahirrahmanirrahîm
İmam Cafer-i Sadık (a.s), hicri 148 yılının Şevval ayında, Mansur el-Devaniki tarafından sunulan zehirli üzümler sebebiyle şehit olmuştur. [1]
Altıncı İmam, İmam Cafer-i Sadık (a.s), şehit olduğunda mübarek yaşı altmış beşti. [2]
Muteber kitaplarda şahadetinin Şevval ayının hangi günü olduğu belirtilmemiştir; ancak mahir bir araştırmacı olan Cennatü'l-Hulud'un müellifi, o ayın yirmi beşinci günü olduğunu söylemiştir. [3]
İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s) ömrünün son saatlerine dair rivayetler.
Mişkatü'l-Envar'dan rivayet edildiğine göre, İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s) ashabından biri o Hazretin yanına gitti ve İmam’ın (a.s) o kadar zayıfladığını gördü ki, sanki o yüce şahsiyetten geriye mübarek başından başka bir şey kalmamıştı! Adam ağlamaya başladı. Hazret "Neden ağlıyorsun?" diye sordu. Adam: "Sizi bu halde görüp de nasıl ağlamayayım?" dedi.
İmam (a.s) şöyle buyurdu:
"Öyle yapma; zira mümin öyledir ki, başına ne gelirse gelsin onun için hayırdır. Eğer azaları birbirinden kesilip ayrılsa onun için hayırdır; eğer doğunun ve batının maliki olsa yine onun için hayırdır." [4]
Şeyh Tûsî, İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s) cariyesi Sâlime’den şöyle rivayet etmiştir:
“Hazretin vefatına yakın anlarında yanında bulunuyordum. Bir ara baygınlık geçirdi. Kendine geldiğinde şöyle buyurdu:
‘Hasan b. Ali b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib’e -ki “Eftas” lakabıyla bilinir- yetmiş eşrefî verin; falana ve falana da şu kadar verin.’
Ben dedim ki, 'Size bıçakla saldıran ve sizi öldürmek isteyen bir adama mı bağışta bulunuyorsunuz?!'
Şöyle buyurdu:
'Benim, Allah'ın akrabalık bağlarını korudukları için övdüğü ve haklarında, "Onlar, Allah'ın korunmasını emrettiği bağı (akrabalık bağını) koruyan, Rablerinden korkan ve hesabın kötüsünden endişe edenlerdir" [5] diye buyurduğu kimselerden olmamı istemiyor musun?'"
Sonra şöyle buyurdu:
"Ey Sâlime! Şüphesiz ki Yüce Allah cenneti yarattı ve onu hoş kokulu kıldı. Onun kokusu iki bin yıllık mesafeden duyulur; ancak anne ve babasına isyan edenler ile akrabalık bağını koparanlar o kokuyu alamazlar." [6]
Şeyh Saduk, Ebu Basir'den şöyle rivayet etmiştir: İmam Cafer-i Sadık (a.s) için taziyede bulunmak üzere Hazretin eşi Ümmü Hamide'nin yanına gittim. O hanım ağladı, onun ağlaması üzerine ben de ağladım.
Ardından şöyle dedi: "Ey Ebu Muhammed! Eğer İmam Cafer-i Sadık'ı (a.s) vefat anında görseydin, gerçekten hayret verici bir işe şahitlik ederdin. Gözlerini açtı ve 'Aramızda akrabalık bağı olan herkesi yanıma toplayın' buyurdu. Yakınlarından, yanına getirmediğimiz hiç kimseyi bırakmadık."
O hazret, hepsine bir nazar kıldı ve şöyle buyurdu:
"Şüphesiz bizim şefaatimiz, namazı hafife alan (ona önem vermeyen ve özen göstermeyen) kimseye ulaşmaz." [7]
İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) Kefeni
Şeyh Kuleyni, İmam Musa Kâzım’dan (a.s) şöyle rivayet etmiştir:
“Babamı, ihrama girdiği iki beyaz Mısır kumaşı, giydiği gömlek, İmam Zeynelâbidîn’den (a.s) kendisine ulaşmış olan bir sarık ve bir Yemen örtüsüyle kefenledim.” [8]
İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) Şehit Olduğu Yerde Kandil Yakılması
Ayrıca Kuleyni şöyle rivayet etmiştir: İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) vefatından sonra, İmam Musa Kâzım (a.s) Hazretin vefat ettiği odada her gece kandil (ışık) yakılmasını emrederdi. [9]
İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) Ömrünün Son Yıllarındaki Siyasi ve Sosyal Durum
Ebu Cafer Mansur el-Devaniki, İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) siyasi hareketliliğinden ve faaliyetlerinden büyük endişe duyuyordu. İmam’ın (a.s) halk arasındaki popülaritesi ve ilmi azameti, onun bu korku ve endişesini daha da artırıyordu. Bu sebeple sık sık çeşitli bahanelerle İmam’ı (a.s) Irak’a çağırıyor ve onu öldürme planları yapıyordu; ancak her seferinde bir şekilde bu tehlike İmam’ın (a.s) mukaddes varlığından uzaklaşıyordu.
Mansur, Medine'deki Şiileri çok sıkı bir kontrol ve gözetim altında tutuyordu; öyle ki Medine'de, İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) Şiileri ile gelip gidenleri tespit edip boyunlarını vuran casusları vardı.
İmam (a.s), yaranlarını hilafet sarayına yakınlaşmaktan ve onlarla iş birliği yapmaktan menediyordu. Bir gün İmam'ın (a.s) ashabından biri şöyle sordu: "Biz Şiilerden bazıları bazen yoksulluğa ve geçim sıkıntısına düşüyor; kendisine bunlar (Abbasi hanedanı) için ev yapması veya nehir kazması (ve karşılığında ücret alması) teklif ediliyor. Sizin nazarınızda bu iş nasıldır?"
İmam (a.s) şöyle buyurdu:
"Onlar için bir düğüm atmayı veya bir kırbanın ağzını bağlamayı bile, karşılığında çok para verseler dahi istemem. Çünkü zalimlere yardım edenler, Allah kulları arasında hüküm verene kadar kıyamet günü ateşten bir çadırın içine konulacaklardır."
İmam (a.s), Şiileri davalarını Abbasi yönetiminin kadılarına götürmekten menediyor ve onların mahkemelerinden çıkan hükümleri şer’i olarak geçerli saymıyordu.
İmam (a.s) ayrıca fakihleri ve muhaddisleri hükümete bağlanmamaları konusunda uyararak şöyle buyuruyordu:
"Fakihler, peygamberlerin eminleridir; eğer onların sultanlara yöneldiğini (ve zalimlerle yarenlik edip iş birliği yaptıklarını) görürseniz, onlara karşı şüphe duyun ve onlara güvenmeyin."
İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) Mansur el-Devaniki’ye Ezici Cevabı
Bir gün Mansur el-Devaniki, İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) şöyle yazdı: "Neden başkaları gibi bizim yanımıza gelmiyorsun?"
İmam (a.s) cevap olarak şöyle yazdı:
"Bizim (dünyevi açıdan) senden korkmamıza sebep olacak bir şeyimiz yok; senin de (ahirete dair) uğruna sana ümit bağlayacağımız bir şeyin yok. Ne gelip seni tebrik etmemizi gerektirecek bir nimete sahipsin, ne de gelip sana taziyede bulunmamızı gerektirecek bir bela ve musibet içindesin; o halde neden yanına gelelim?!"
Mansur şöyle yazdı: "Gelin, bize nasihat edin!"
İmam (a.s) şu cevabı verdi:
"Dünya ehli olan sana nasihat etmez; ahiret ehli olan ise, zaten senin yanına gelmez!" [10]
İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) Maslahat Gereği Vasiyeti ve Ebu Hamza Sumali’nin Güzel Çıkarımı
Horasanlılardan bir grup, “Ebu Cafer” isimli bir şahsın yanına giderek bazı mallarını İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) ulaştırmasını ve İmam’a (a.s) bazı sorular sormasını istediler.
Ebu Cafer, o malları ve soruları yanına alıp yola çıktı. Yol üzerinde Kufe’ye varınca Emirü'l-Müminin Ali’nin (a.s) kabrini ziyarete gitti.
Kabrin yakınlarında, bir topluluğun etrafında halka oluşturduğu oturan bir pir gördü. Ziyaretini bitirince onlara doğru yöneldi ve onların Şia fakihleri olduğunu, o pirden fıkıh dinlediklerini fark etti.
O topluluğa "Bu pir kimdir?" diye sordu. Dediler ki: "Ebu Hamza Sumali'dir."
O Horasanlı adam şöyle anlatır: "Biz oturduğumuz sırada bir bedevi çıkageldi ve 'Medine'den geliyorum; Cafer b. Muhammed (a.s) vefat etti' dedi.
Ebu Hamza bu haberi duyunca feryat etti ve iki elini yere vurdu. Sonra o bedeviye sordu: 'Kimi vasi (kendinden sonraki halefi) kıldığını duydun mu?'
Bedevi dedi ki: 'Oğlu Abdullah'ı, diğer oğlu Musa'yı (a.s) ve Halife Mansur'u vasi tayin etti.'"
Ebu Hamza Sumali şöyle dedi: "Bizi hidayete erdiren ve sapmamıza izin vermeyen Allah’a hamdolsun! 'Küçüğe (İmam Musa'ya) işaret etti, büyüğün (kusurunu) beyan etti ve büyük meseleyi (imameti) örttü.'"
Ebu Hamza, Emirü'l-Müminin Ali’nin (a.s) kabrinin yanına gidip namaza durdu; biz de namaza durduk. Yanına gidip dedim ki: "Söylediğin bu birkaç kelimeyi bana açıkla."
Ebu Hamza Sumali dedi ki, "Mansur'un vasi tayin edilmesi, vasinin onu öldürmemesi için takiye amaçlı olduğu bellidir. Küçük evladı olan İmam Musa'yı (a.s), büyük evladı olan Abdullah ile birlikte zikretti ki, insanlar Abdullah'ın imamete liyakati olmadığını bilsinler! Çünkü eğer büyük evladın bedeninde ve dininde bir kusur yoksa, onun imam olması gerekir. Oysa Abdullah 'fil ayak' hastasıdır, dini noksandır ve şeriat hükümlerine cahildir. Eğer onda bir kusur olmasaydı (İmam) sadece onunla yetinirdi. İşte bu yüzden “imamın” İmam Musa (a.s) olduğunu, diğerlerinin zikredilmesinin ise, maslahat gereği olduğunu anladım." [11]
İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) Vasiyeti İmam Kâzım’ın (a.s) Öldürülmesine Nasıl Engel Oldu?
Halife Mansur’un yakınlarından biri şöyle anlatır: Bir gece Mansur el-Devaniki beni çağırttı. Gittiğimde bir kürsüde oturduğunu, önünde bir mum yandığını ve elindeki bir mektubu okuduğunu gördüm.
Selam verdiğimde mektubu önüme attı ve şöyle dedi: "Bu Muhammed b. Süleyman’ın mektubudur; Cafer b. Muhammed’in vefat haberini yazmış." Ardından, "Cafer gibisi bir daha nerede bulunur?" dedi. Sonra da şu emri verdi: "Yaz (valiye); eğer özellikle tek bir kişiyi vasi tayin etmişse, onu çağır ve boynunu vur!"
Birkaç gün sonra mektubun cevabı geldi: (İmam) beş kişiyi vasi tayin etmişti: Halife (Mansur’un kendisi), Medine Valisi Muhammed b. Süleyman, iki oğlu Abdullah ve Musa ile Musa’nın annesi Hamide. Mansur mektubu okuyunca şöyle dedi: "Bunları öldürmek mümkün değildir!" [12]
------------
[1]- Bkz: el-Kâfi, c. 1, s. 472; et-Tehzib, c. 6, s. 78; Fireku’ş-Şia, s. 78; Celaü'l-Uyun, s. 883.
[2]- Bkz: el-Kâfi, c. 1, s. 472; el-İrşad-ı Müfid, c. 2, s. 180; Celaü'l-Uyun, s. 883.
[3]- Cennatü'l-Hulud, s. 29.
[4]- Mişkatü'l-Envar, s. 75, Birinci Bölüm, "Rıza" hakkında Yedinci Fasıl; Biharü'l-Envar, c. 71, s. 109.
[5]- Rad Suresi, 21.
[6]- Şeyh Tusi, Kitabü'l-Gaybe, s. 197; Celaü'l-Uyun, s. 884.
[7]- Sevabü'l-Amal, s. 228.
[8]- el-Kâfi, c. 7, s. 55.
[9]- el-Kâfi, c. 1, s. 251.
[10]- Biharü'l-Envar, c. 47, s. 184; Sire-i Pişvayan, s. 118.
[11]- el-Harâic, c. 1, s. 328-329.
[12]- el-Kâfi, c. 1, s. 247.
Tarih: 11-04-2026