İmam Hasan-ı Müctebâ’nın (a.s) Şiilerden Beklentileri
Bismillahirrahmanirrahîm
Bu makalede İmam Hasan-ı Müctebâ’nın (a.s) İslam ümmetinden, özellikle de kendi Şiilerinden beklenti ve taleplerinden bazılarını açıklamaktadır.
1. Allah Merkezli Bir Hayat
Allah merkezli ve bütünüyle ihlâslı olan İmam Hasan-ı Müctebâ (a.s), İslam ümmetinden ve Şiilerinden, faaliyetlerinin merkezine Allah’ın rızasını koymalarını beklemektedir.
İmam (a.s), zaman zaman insan merkezli olmanın ve Allah’ın rızasını merkeze almaktan uzaklaşmanın zararlarını açıklayarak Allah merkezli olmaya davet etmektedir:
“Kim insanların öfkesine rağmen Allah’ın rızasını ararsa, Allah onu insanların işlerinden müstağni kılar. Kim de Allah’ı öfkelendirmek pahasına insanların rızasını ararsa, Allah onu insanlara bırakır.” [1]
İmam (a.s) bazen de Allah merkezli olmanın ve Allah’ın rızasını gözetmenin faydalarını dile getirmektedir:
“Kalbinden yalnızca Allah’ın rızasını geçiren kimsenin Allah’a dua ettiğinde duasının kabul edileceğini garanti ediyorum.” [2]
2. Bilgi Edinmek
İlim ve bilgi, hayırlara ulaşmanın ve saadete erişmenin anahtarıdır. Bilgi olmadan ne saadet yolunun ne olduğu bilinebilir ve ne de bu yolda ilerlemek mümkün olur. Bu nedenle tarih boyunca peygamberlerin ve imamların en önemli görevlerinden biri, kitabı öğretmek ve dinî ve eğitsel konularda insanları bilgilendirmek olmuştur.
İmam Hasan’ın (a.s) Şiilerinden en önemli beklentilerinden biri, ilim ve hikmet öğrenmeye önem vermeleridir. İmam Hasan-ı Müctebâ (a.s) şöyle buyurmuştur:
“İnsanlara kendi ilmini öğret ve başkalarının ilmini öğren.” [3]
Allah, ilim öğrenebilmemiz için gerekli bütün imkânları bizim hizmetimize sunmuştur. Bu nedenle gözümüzden, kulağımızdan ve sahip olduğumuz fırsatlardan en iyi şekilde yararlanmamız ve ilim öğrenerek şüphe ve tereddütleri kalbimizden ve iç dünyamızdan uzaklaştırmamız gerekir. İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz gözlerin en basiretli olanı, hayırda yolunu bulan; kulakların en iyi işiteni, öğüt ve hatırlatmaları dinleyip onlardan yararlanan; kalplerin en sağlıklısı ise, şüphe ve kuşkulardan arınmış olanıdır.” [4]
3. Düşünmek ve Tefekkür Etmek
İlim ve bilgi, ancak tefekkür ve tedebbürle birlikte olduğu zaman sonuç verir ve meyvesini gösterir. Kur’an’ı okumak ve öğrenmek de ancak tedebbür ve tefekkürle birlikte olduğunda faydalı ve verimli olur. Bu nedenle İmam Müctebâ (a.s) şöyle buyurmaktadır:
“(Şiilerime) Allah’a karşı takvâlı olmanızı ve sürekli tefekkür etmenizi tavsiye ediyorum. Çünkü tefekkür, bütün iyiliklerin babası, annesi (yani kökü ve esasıdır).” [5]
Bir başka yerde şöyle buyurmuştur:
“Düşünmeye önem verin; çünkü düşünce, hikmet kapılarının anahtarlarıdır.” [6]
Bazen de Mevlâ İmam Hasan’ın (a.s) gönlü incinmiş ve sitemkâr bir ifadeyle şöyle buyurmuştur:
“Yiyecekleri hakkında düşünen, fakat akledecekleri hakkında düşünmeyen kimseye şaşarım. Böyle kimse, midesine zarar veren şeylerden uzak dururken, göğsünü (ve ruhunu) kendisini helak olmaya sürükleyen şeylerle doldurur.” [7]
4. Çaba ve Gayret
Düşünce ve fikir yahut teemmül ve tedebbür, ancak amele, çaba ve gayrete dönüştüğü zaman gerçek ve somut değerini ortaya koyar. Aksi hâlde amelden yoksun bir düşüncenin gerçek bir değeri olmayacaktır. Aslında makbul ve sonuç doğuran düşünce, amele ve çabaya yönlendiren düşüncedir.
İmam Hasan’ın (a.s) beklentilerinden biri de Allah’ın kullarının ilim ve düşüncenin yanı sıra çaba ve amel sahibi olmalarıdır:
“Ey Allah’ın kulları! Takvâlı olun; isteklerinize ulaşmak için çaba gösterin ve yanlış işlerden kaçının. Sıkıntılar üzerinize gelmeden ve lezzetleri yok eden (yani ölüm) ulaşmadan önce (iyi) amellere koşun. Çünkü dünya nimetleri kalıcı değildir; onun tehlikelerinden ve kötülüklerinden de kimse güvende değildir. (Dünya), geçici bir aldanış ve dayanıksız, temelsiz bir dayanak noktasıdır.” [8]
Hz. Müctebâ (a.s), çaba ve amel ilkesini vurgularken insanın hem dünyası ve hem de ahireti için çalışması ve gayret göstermesi gerektiğini hatırlatmaktadır. İmam Hasan’ın (a.s) bu konudaki özlü ve gönle hitap eden sözü şöyledir:
“Dünyan için sanki ‘orada ebediyen yaşayacakmışsın’ gibi çalış; ahiretin için de sanki ‘yarın ölecekmişsin’ gibi çaba ve gayret göster.” [9]
Bir ilim talebesi bir âlime şöyle dedi: “Geceleri ve seher vakitlerinden önce uyanıyorum. Ders çalışmam mı daha iyi olur, yoksa gece namazı mı kılayım?” Âlim ona şu cevabı verdi:
“Öyle yap ki hem ders çalışasın ve hem de gece namazını kılasın. Ne ders, gece namazı ve ibadet uğruna terk edilsin ve ne de ibadet, ders ve minber uğruna feda edilsin. Ne nâfile ibadetler vb. uğruna iş terk edilsin ve ne de farz ibadetler ve bir miktar nâfile ibadet, iş veya fazla mesai uğruna ertelensin yahut kaçırılsın.”
5. Sabır ve Tahammül
Bir yandan dünya, olayların ve sıkıntıların yaşandığı bir yerdir; diğer yandan ibadetleri yerine getirmek ve nefsânî arzuları kontrol altında tutmak güç ve kuvvet gerektirir. İnsanı olaylar ve sıkıntılar karşısında güçlü ve dirençli kılan şey, sabır ve tahammüldür. İbadetleri yerine getirme konusunda insana güç ve kudret veren şey ise, sebat ve kararlılıktır. İnsanın nefsânî arzularına karşı üstünlük sağlamasını ve onları yenmesini sağlayan şey de sabır ve sebatkârlıktır.
İmam Hasan-ı Müctebâ’nın (a.s) önemli beklentilerinden biri, Şiilerinin ve takipçilerinin hayatlarının her aşamasında sabırlı ve tahammüllü olmalarıdır. Hz. şöyle buyurmuştur:
“Biz de başkaları da tecrübe ettik; sahip olunması bakımından sabırdan daha faydalı, yokluğu bakımından ise tahammülsüzlükten daha zararlı hiçbir şey görmedik. Öyle bir sabır ki, onunla bütün (acı ve) sıkıntılar tedavi edilir.” [10]
Gerçekten de şöyle demek gerekir:
Yüz binlerce kimya yarattı Hak,
Sabır gibi bir kimya görmedi insan.
İmam Hasan-ı Müctebâ (a.s) bir başka sözünde şöyle buyurmuştur:
“İçinde hiçbir kötülük bulunmayan hayır; nimet karşısında şükretmek ve başa gelen sıkıntılar karşısında sabretmektir.” [11]
6. Arkadaş Seçiminde Dikkatli Olmak
Arkadaş ve dost, insanın hayatı ve davranışları üzerinde en derin etkiye sahip unsurlardan biridir. Öyle ki, ‘İnsan, dostunun dini üzeredir’ denilmiştir. Bu nedenle Kur’an’da ve rivayetlerde “arkadaş ve dost seçimi” konusunda büyük bir hassasiyet gösterilmiş ve çeşitli tavsiyelerde bulunulmuştur.
İmam Hasan-ı Müctebâ (a.s) da en yakın aile fertlerinden Şiilerine kadar herkesin arkadaş ve dost seçiminde dikkatli olmasını ve kötü arkadaşların tuzağına düşmemeye özen göstermesini beklemektedir. İmam (a.s), çocuklarından birine yaptığı tavsiyede şöyle buyurmuştur:
“Ey oğlum! Hiç kimseyle dostluk kurma; onun nerelere gidip geldiğini ve hangi aileden olduğunu (önceden) öğren. Bu hususta bilgi sahibi olduğunda ve onunla arkadaşlık ve dostluğunu (belirlediğin ölçülere göre) uygun bulduğunda, onunla dostluk kur; dostluğunuz, hataları bağışlama ve sıkıntı zamanlarında birbirine destek olma esasına dayansın.” [12]
İmam Hasan (a.s), dost seçiminde dikkatli olunması konusunda yalnızca tavsiyede bulunmakla yetinmemiş, zaman zaman somut örnekler ortaya koyarak, kendisinin de arzu edilen ölçütlere göre seçtiği dostlarını tanıtmıştır. Dostlarından biri hakkında şöyle buyurmuştur:
“Benim nazarımda o, insanların en büyüğüydü. Benim gözümde onun büyüklüğünün temelinde, dünyanın onun gözündeki küçüklüğü yatıyordu. Cehaletin egemenliğinden kurtulmuştu. Güvendiği ve kendisine bir fayda sağlayacağını bildiği kimse dışında hiç kimseden bir şey istemezdi. Ne şikâyet eder ve ne de öfkelenip hoşnutsuzluk gösterirdi. Zamanının çoğunu susarak geçirirdi. Ancak konuştuğu zaman, söz söyleyenleri ve güzel konuşanları geride bırakırdı. Alçak gönüllü bir kimseydi ve insanlar onu güçsüz sanırlardı. Fakat çaba ve kararlılık zamanı geldiğinde, ormanın aslanı gibi olurdu!”
Hazret (a.s), iyi dostunun niteliklerini anlatmaya devam ederek şöyle buyurmuştur:
“Âlimlerle bir araya geldiğinde konuşmaktan ziyade dinlemeye daha çok önem verirdi. Konuşma konusunda geri planda kaldığında, susma konusunda geri kalmazdı. Yapmayacağı şeyi söylemez ama söylemediği şeyleri ise, yapardı. Önüne, hangisinin Rabbine daha yakın olduğunu bilmediği iki seçenek çıktığında, nefsinin arzusuna daha uzak olanı tercih eder ve nefsinin arzusuna aykırı davranırdı. Mazeret kabul edilebilecek bir konuda hiç kimseyi kınamazdı.” [13]
-----------
[1]- Muhammedî Reyşehrî, Mîzânü’l-Hikme, c. 4, s. 153.
[2]- Bihârü’l-Envâr, c. 43, s. 351.
[3]- Bihârü’l-Envâr, c. 75, s. 111.
[4]- Ali b. Şu‘be, Tuhafü’l-Ukûl, s. 408, nr. 17.
[5]- Mecmûa-i Verrâm, c. 1, s. 53.
[6]- Muhammedî Reyşehrî, Mîzânü’l-Hikme, c. 8, s. 245.
[7]- Bihârü’l-Envâr, c. 1, s. 218.
[8]- Bihârü’l-Envâr, c. 75, s. 109; Tuhafü’l-Ukûl, s. 408, nr. 20.
[9]- Bihârü’l-Envâr, c. 44, s. 139.
[10]- İbn Ebü’l-Hadîd, Şerhu Nehci’l-Belâğa, c. 1, s. 320.
[11]- Tuhafü’l-Ukûl, s. 404, nr. 8.
[12]- Tuhafü’l-Ukûl, s. 404, nr. 3.
[13]- Tuhafü’l-Ukûl, s. 406, nr. 13.
Tarih: 29-09-2026