içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

İmam Hüseyin’in (a.s) Kıyamı ile İmam-ı Zaman’ın (a.f) Kıyamının Ortak Hedeflerinin İncelenmesi

Şiîlik tarihi, birbirinden bağımsız ve dağınık olaylar dizisinden ibaret değildir. Aksine, nihai gayesi adalet ve akılcılık temeline dayalı küresel tevhid hükümetini tesis etmek olan medeniyet kurucu bir hareketin birbirine bağlı halkalarından oluşmaktadır…

İmam Hüseyin’in (a.s) Kıyamı ile İmam-ı Zaman’ın (a.f) Kıyamının Ortak Hedeflerinin İncelenmesi

Bismillahirrahmanirrahîm

 

Şiîlik tarihi, birbirinden bağımsız ve dağınık olaylar dizisinden ibaret değildir. Aksine, nihai gayesi adalet ve akılcılık temeline dayalı küresel tevhid hükümetini tesis etmek olan medeniyet kurucu bir hareketin birbirine bağlı halkalarından oluşmaktadır. Bu zincirin merkezinde ise, iki hayati dönüm noktası yer almaktadır: Hüseynî kırmızı kıyam ve Mehdevî yeşil kıyam. Bu iki hareket arasındaki bağ o denli güçlüdür ki, zuhur hadisesi “Âşûrâ’nın devamı” ve peygamberlerin bütün kıyamlarının nihai semeresi olarak değerlendirilebilir. Bu yazıda, söz konusu iki ilahî hareketin ortak hedefleri ele alınacaktır.

 

1. Ümmeti Islah Etmek ve Küresel Toplum İnşası

Her iki kıyamın ilk ve temel hedefi, toplum yapısını ıslah etmektir. İmam Hüseyin (a.s), meşhur vasiyetnamesinde kıyamının amacını makam ve iktidar hırsı değil, “ceddinin ümmetini ıslah etmek” şeklinde açıklamıştır. Hicrî 61 yılında, İmam’ın (a.s) yalnız bırakılması sebebiyle tamamlanamayan bu ilahî ideal, Hz. Mehdî (a.f) kıyamında nihai kemaline ulaşacaktır.

İmam Mehdi (a.f) de derin kültürel, siyasî ve ekonomik krizlerle karşı karşıya bulunan dünyayı ıslah etmek; insanlığı şaşkınlık ve sapkınlıktan kurtarmak amacıyla kıyam edecektir. Dolayısıyla, Âşûrâ’nın hedefi insanı yetiştirmek ve tevhid esaslarına dayalı bir toplumun temellerini atmak idiyse, Hz. Mehdî (a.f) kıyamı bu yüce idealin küresel ölçekte gerçekleşmesini sağlayacak zemini hazırlayacaktır.

 

2. Nebevî Sünneti İhya Etmek ve Bidatlerle Mücadele

Dinin asli kimliğini korumak, her iki İmam’ın (a.s) da ortak kaygısıdır. Hz. Seyyidüşşühedâ İmam Hüseyin (a.s), Basra'nın ileri gelenlerine yazdığı mektupta, “Nebevî sünnetin ortadan kaldırıldığını ve onun yerine bidatlerin ikame edildiğini” dile getirerek derin üzüntüsünü ifade etmiştir. Onun kıyamı, vahiy kaynaklı değerlerin Emevîlerin zalim yönetimi altında yok edilmesini önlemeye yönelik doğrudan bir tepkiydi. Bu şekilde İmam Cafer-i Sadık (a.s) da, “Kâim’in (a.f) kıyam ettiğinde insanları İslâm’a yeniden davet edeceğini ve bütün bidatleri kökünden ortadan kaldıracağını” buyurmaktadır. Bu ortak hedef, Hz. Mehdî (a.f) hareketinin Kerbelâ’da temelleri atılan vahyi koruma ve muhafaza etme cephesinin eksiksiz devamı olduğunu açıkça göstermektedir.

 

3. Adaleti İkame Etmek ve Tağutların Meşruiyetini Reddetmek

“Adalet”, her iki kıyamın hedeflerinin “ana eksen ve merkezini” oluşturmaktadır. İmam Hüseyin (a.s), “Heyhât minnâ’z-zille” (Zillet bizden uzaktır) şiarıyla zalimlerin hâkimiyetinin meşruiyetini sorgulamış ve tağutî yönetimlere biat etmenin reddedilmesi yolunu açmıştır. Bu dönüştürücü ilke, Hz. Mehdî’nin (a.f) kıyamında en yüksek noktasına ulaşmaktadır. Zira İmam Mehdi’nin (a.f) doğumu, zuhur ettiği vakit hiçbir zorba yöneticinin biati boynunda bulunmaması için gizli tutulmuştur. Onun nihai hedefi, yeryüzünü daha önce zulüm ve haksızlıkla doldurulduğu gibi adalet ve hakkaniyetle doldurmaktır.

 

4. Cehaleti Ortadan Kaldırmak ve Aklî Uyanışı Gerçekleştirmek

Erbain Ziyareti’nde, İmam Hüseyin’in (a.s) Allah’ın kullarını “cehalet ve dalalet”ten kurtarmak için canını feda ettiği ifade edilmektedir. Zuhur çağında ise, insanlık “modern cahiliye” olarak nitelendirilebilecek daha karmaşık bir cehalet biçimiyle karşı karşıya kalacaktır. Bu dönemde, hakka karşı çıkanlar Kur’an’ı bâtıl tevillerle yorumlayarak İmam’ın (a.f) karşısında saf tutacaklardır. Her iki kıyamın ortak hedefi, insan aklının olgunlaşmasını sağlamaktır. Nitekim rivayetlerde, Kâim’in (a.f) kıyamıyla birlikte insanların akıllarının kemale ereceği ve kökleşmiş cehaletin yeryüzünden kaldırılacağı bildirilmektedir.

 

5. Kanın İntikamını Alma ve İlâhî Adaleti Tesis Etmek

İmam-ı Zaman’ın (a.f) önemli lakaplarından biri “Müntakim” (İntikam alan)dir. Ancak bu “intikam”, kabileci anlayışlarda olduğu gibi “kin ve öç alma” anlamına gelmemektedir. Aksine, “insanî değerleri ayaklar altına alan zalimlerin hak ettikleri adil cezaya çarptırılması ve ilâhî adaletin icra edilmesi” anlamını taşımaktadır. İmam Mehdi (a.f), Kerbelâ’da haksız yere dökülen mübarek kanın intikamını alacak olandır ve ashabının şiarı “Yâ Lesârâti’l-Hüseyn” (Ey Hüseyin’in kanının intikamını isteyenler!) olacaktır. Bu intikam alma, gerçekte “hakkın mazlumiyeti tarihine son verilmesi ve hayatın bütün alanlarında tam anlamıyla dinin hâkimiyetinin tesis edilmesi” demektir.

 

Erbain, İki Kıyam Arasındaki Köprü

Günümüzde Âşûrâ ile Mehdîlik arasındaki yapısal bağ, “Erbain yürüyüşü” olgusunda somutlaşmıştır. Milyonlarca insanın katıldığı bu büyük buluşma, Hz. Mehdî (a.f) toplumunun inşasına yönelik kolektif bir hazırlık ve insanlığı zuhura hazırlayan küresel bir tatbikat niteliği taşımaktadır. Şiî medeniyetinin tarihî yürüyüşü Kerbelâ’dan başlamış, bekleyiş (intizar) kültürü üzerinden ilerleyerek zuhura yönelmiştir. Gerçek muntazır (bekleyen), Hz. Seyyidüşşühedâ’nın (a.s) ordugâhında duran ve hak cephesini güçlendirmek için gayret gösteren kimsedir. Çünkü zuhurun yolu Kerbelâ’dan geçmektedir.

 

Sonuç olarak, İmam Mehdi’nin (a.f) zuhuru, İmam Hüseyin’in (a.s) Kerbelâ’da yükselttiği mahzun “Hel min nâsırin yensurunî?” (Bana yardım edecek bir yardımcı yok mu?) çağrısına verilmiş ilâhî cevaptır. Kâim'in (a.f) sancağı, Kerbelâ'da dalgalandırılan sancağın ta kendisidir. Onun hedefi ise, dünyayı adalet eksenli bir medeniyete dönüştürmek; yoksulluğun, güvensizliğin ve bidatlerin hiçbir şekilde yer bulamayacağı ilâhî adalet düzenini bütün yeryüzünde hâkim kılmaktır.

Tarih: 17-07-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum