İmam Rıza’nın (a.s) Kelâmında “Mehdî İnancı”
İmam Mehdî’nin (a.f) zuhuruna dair müjde, İslâm’ın zuhurunun ilk yıllarından itibaren başlamış; Aziz İslâm Peygamberi (s.a.a), ortaya çıkan her fırsat ve münasebette insanları, âhir zamanda zuhur edecek olan ve adaleti yayacak vaat edilmiş kurtarıcının gelişini müjdelemiştir.
Bismillahirrahmanirrahim
İmam Mehdî’nin (a.f) zuhuruna dair müjde, İslâm’ın zuhurunun ilk yıllarından itibaren başlamış; Aziz İslâm Peygamberi (s.a.a), ortaya çıkan her fırsat ve münasebette insanları, âhir zamanda zuhur edecek olan ve adaleti yayacak vaat edilmiş kurtarıcının gelişini müjdelemiş; onları o hazretin nesep ve soyuna, doğumuna ve gaybetine, zahirî özelliklerine, zuhur alâmetlerine, kurtuluş getirici kıyamının niteliklerine ve onun küresel hâkimiyetinin unsurlarına dair bilgilendirmiştir. Öyle ki bugün, Şiî ve Sünnî kanallardan o Hazret’ten nakledilen yüzlerce rivayetle karşı karşıyayız. [1]
Bu süreç, Yüce Peygamber’in (s.a.a) vefatından sonra da onun tertemiz Ehl-i Beyti (a.s) arasında devam etmiş; onların her biri de kendi dönemlerinde, “Mehdî inancı ve intizar” kültürünü İslâm ümmeti arasında canlı ve dinamik tutmak için çaba göstermiş ve bu yolla, zalim yöneticiler tarafından kendilerine reva görülen çeşitli musibetler, sıkıntılar, acılar ve belalar karşısında takipçilerine sabır ve direniş kazandırmışlardır.
Mehdevî maarifin giderek genişleyen hareketi, İmam Muhammed Bâkır (a.s) ve İmam Cafer-i Sâdık (a.s) döneminde zirveye ulaşmış; bu iki yüce imam (a.s), inanç, ahlâk ve fıkıh gibi çeşitli alanlarda İslâmî öğretileri açıklayıp şerh ederek, arındırıp berraklaştırarak ve takipçilerinin iman temellerini sağlamlaştırarak, Şiîler arasında “Mehdî düşüncesi ve intizar kültürünü” geliştirme ve derinleştirme hususunda büyük bir gayret sarf etmişler; bu alanda geride bıraktıkları yüzlerce rivayetle söz konusu düşünce ve kültüre daha fazla canlılık ve tazelik kazandırmışlardır. [2]
Bu iki imamdan sonra ve İmam Hasan Askerî’den (a.s) önce, “Mehdî inancı ve intizar kültürü” sahasında Şiî mirasına en fazla katkı sağlayan, İslâm ümmetine kıymetli hazineler miras bırakan imam, İmam Rızâ’dır (a.s).
“Musnedü’l-İmâm er-Rızâ (a.s)” adlı eserin muhterem müellifinin araştırmasına [3] ve değerli “Mu‘cemu Ehâdîsi’l-İmâm el-Mehdî (a.f)” külliyatını hazırlayan araştırmacıların incelemelerine [4] göre, “Mehdî inancı ve intizar kültürü” hakkında İmam Rızâ’dan (a.s) otuzdan fazla rivayet nakledilmiş olup, bunların her biri bizi İmam Mehdî’nin (a.f) engin şahsiyetinin bir yönüyle ve onun kurtuluş getirici, adaleti tesis edici kıyamının bir boyutuyla tanıştırmaktadır.
Yeryüzünün İlâhî Hüccetlerden Boş Kalmaması
İmam Rızâ (a.s), çeşitli vesilelerle yeryüzünün hiçbir zaman ilâhî hüccetten ve hak imamdan boş kalmadığını vurgulayarak, dolaylı biçimde “imamet” meselesini temellendirmekteydi.
Nitekim o Hazret, “Süleyman el-Ca‘ferî” veya “Süleyman b. Ca‘fer el-Himyerî”nin “Yeryüzü Allah’ın hüccetinden boş kalır mı?” sorusuna verdiği cevapta şöyle buyurmuştur:
“Eğer yeryüzü, bir göz açıp kapayıncaya kadar dahi hüccetten boş kalsa, sakinlerini içine geçirir.” [5]
Bu rivayetin muhtevası, lafızda küçük farklılıklarla başka râviler tarafından da nakledilmiştir. [6]
Bu rivayete göre, kıyamet eşiğine kadar yeryüzü, Allah’ın hücceti olan bir imamdan asla yoksun kalmayacaktır; her ne kadar tarihin bazı dönemlerinde bu ilâhî hüccet, birtakım zorunluluklar gereği gaybet halinde bulunmuş olsa da.
İmam Mehdî’nin (a.f) Adı ve Nesebi
On ikinci imamın tanınmasının gerekliliği ve Şiîlerin vaat edilen kurtarıcıyı tanıma hususunda hayret ve tereddüde düşmelerinin önlenmesi amacıyla, İmam Rızâ (a.s) pek çok hadiste, kimi zaman tertemiz babaları ve ataları vasıtasıyla Hz. Peygamber’e (s.a.a) kadar uzanan bir silsileyle, kimi zaman da doğrudan doğruya, o imamın nesep zincirini tanıtmıştır.
Nitekim, İmam Rızâ’nın (a.s) muhterem babaları vasıtasıyla Aziz İslâm Peygamberi’nden (s.a.a) naklettiği rivayetlerden birinde şöyle buyrulmuştur:
“Ben, yüce ve aziz olan Allah’ın mahlûkatının efendisiyim; ben, Cebrâil’den, Mîkâil’den, İsrâfil’den, Arş’ı taşıyanlardan, Allah’ın bütün mukarreb meleklerinden ve gönderilmiş peygamberlerinden daha üstünüm. Ben, şefaatin ve şerefli havuzun (Kevser) sahibiyim. Ben ve Ali bu ümmetin iki babasıyız; bizi tanıyan, yüce Allah’ı tanımış olur; bizi inkâr eden ise yüce Allah’ı inkâr etmiş olur. Bu ümmetin iki torunu ve cennet ehlinin gençlerinin efendileri olan Hasan ve Hüseyin, Ali’dendir. Hüseyin’in soyundan dokuz imam vardır ki onlara itaat, bana itaattir; onlara isyan ise bana isyandır. Bu imamların dokuzuncusu, onların Kâim’i (kıyam eden) ve Mehdî’sidir.” [7]
İmam (a.s) başka bir rivayette şöyle buyurmuştur:
“Salih halef, Ebû Muhammed Hasan b. Ali’nin evlâdındandır; o, Sahibü’z-Zaman ve o Mehdî’dir.” [8]
Yine başka bir rivayette, “Di‘bil”in İmam’ın (a.s) huzurunda Ehl-i Beyt’i (a.s) öven meşhur kasidesini okuyup, bu kasidede son imamın (a.f) kıyamına işaret ettikten sonra İmam Rızâ (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Ey Di‘bil! Benden sonra imam, oğlum Muhammed’dir; Muhammed’den sonra onun oğlu Ali, Ali’den sonra onun oğlu Hasan ve Hasan’dan sonra da onun oğlu Hüccet’tir: Gaybetinde kendisi beklenen Kâim, zuhurunda ise kendisine itaat edilen (imam). Eğer dünyanın ömründen sadece bir gün kalmış olsa bile, yüce Allah o günü uzatır; tâ ki o zuhur etsin ve yeryüzünü, zulümle dolduğu gibi adaletle doldursun.” [9]
Bu konuda o Hazret’ten başka hadisler de nakledilmiştir; ancak bu bağlamda hepsini ele alma imkânı bulunmamaktadır. [10]
İmam Mehdî’nin (a.f) Sıfat ve Özellikleri
Şiîlerin sekizinci imamı (a.s), çeşitli vesilelerle İmam Mehdî’nin (a.f) zahirî ve bedenî özelliklerini tasvir etmiş; böylece insanların zihninde oluşabilecek her türlü şüphe ve yanılgının önünü kapatmayı amaçlamıştır.
Nitekim o Hazret, Reyyân b. Salt’ın “Bu işin (Ehl-i Beyt’in yönetiminin) sahibi siz misiniz?” şeklindeki sorusuna şöyle cevap vermiştir:
“Ben bu işin sahibiyim; ancak yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracak olan kimse ben değilim. Görmekte olduğun bedenî zayıflığıma rağmen nasıl o kişi olabilirim? Şüphesiz Kâim, ortaya çıktığında yaşça ihtiyarların yaşında, görünüşte ise gençlerin simasında olacaktır. Bedeni o kadar güçlüdür ki, yeryüzündeki en büyük ağaca elini uzatsa onu kökünden söker; dağlar arasında haykırsa, kayaları paramparça olur. Onun yanında Mûsâ’nın asası ve Süleyman’ın yüzüğü bulunur. O, benim soyumdan dördüncü kişidir; Allah onu dilediği müddetçe kendi örtüsü altında gizler, sonra onu ortaya çıkarır ve yeryüzünü, zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi adalet ve hakkaniyetle doldurur.” [11]
Yine o Hazret, Ebû Salt Herevî’nin “İçinizden olan Kâim’in zuhur ettiğinde alâmetleri nelerdir?” şeklindeki sorusuna şöyle cevap vermiştir:
“Onun alâmeti, yaş bakımından ihtiyar, görünüş bakımından genç olmasıdır; öyle ki ona bakan kimse, onun kırk yaşında veya daha genç olduğunu zanneder. Şüphesiz onun alâmetlerinden biri de gece ve gündüzlerin geçişinin onu ihtiyarlatmayacağı; eceli gelinceye kadar yaşlanmayacağıdır.” [12]
İmam (a.s) başka bir rivayette, on ikinci imamın nurlu cemâlini tasvir ederek şöyle buyurmuştur:
“Anam babam ona feda olsun ki, dedemin (s.a.a) adaşıdır; bana benzer ve Mûsâ b. İmrân’a (a.s) benzer. Onun üzerinde, kudsî nurun parıltısından alevlenip ışık saçan nurdan kuşaklar (şeritler) vardır.” [13]
İmam Mehdî’nin (a.f) Gaybeti ve Gizli Hayatı
İmam Rızâ (a.s) da diğer tertemiz ataları gibi, “son ilâhî hüccetin gaybeti” meselesini önceden haber vermiş ve Şiîleri bu olguyla karşılaşmaya hazırlamıştır. Hasan b. Ali b. Fazzâl’ın o Hazret’ten naklettiği bir rivayette bu hususta şöyle buyrulmaktadır:
“Şiîleri, benim üçüncü evladımın yokluğu esnasında [14], çobanlarını arayan fakat bulamayan koyunlar gibi şaşkın ve dağınık bir hâlde görüyor gibiyim.” Dedim ki: “Ey Resûlullah’ın oğlu! Bu neden böyledir?” Buyurdu: “Çünkü imamları kendilerinden gizlenecektir.” Sordum: “Neden?” Buyurdu: “Kılıçla kıyam ettiğinde, hiç kimsenin biatı onun boynunda bulunmasın diye.” [15]
İmam (a.s) başka bir rivayette, Aziz İslâm Peygamberi’nden (s.a.a) naklen şöyle buyurmuştur:
“Babam, en seçkin câriyelerin evlâdı olan oğla feda olsun; Nûbe [16] asıllı, güzel ağızlı ve seçkin bir rahme sahip o câriyenin oğluna… O, kovulmuş, yurdundan uzaklaştırılmış, babası ve dedesinin kanı yerde kalmış (intikamı alınmamış) olan ve gaybet sahibi kimsedir. Onun hakkında: ‘Öldü’ veya ‘helâk oldu’ denir; ‘Hangi vadide dolaşıyor?’ (diye sorulur).” [17]
Yine İmam Rıza (a.s), “son imamın gaybeti” hususunda, muhterem babaları vasıtasıyla Hz. Peygamber’den (s.a.a) şöyle rivayet etmektedir:
“Beni hak ile müjdeleyici olarak gönderene yemin ederim ki, benim evlâtlarımdan Kâim, bana verilmiş bir ahit gereği gaybete çekilecektir; öyle ki insanların çoğu ‘Allah’ın Âl-i Muhammed’e bir ihtiyacı yoktur’ diyecektir. Bir diğer grup ise, onun doğumu hakkında şüpheye düşecektir. Kim onun zamanına erişirse, dinine sıkı sıkıya sarılsın ve şeytanın, şüphesi yoluyla ona bir yol bulmasına imkân vermesin; aksi hâlde şeytan onu benim dinimden saptırır ve onu benim yolumdan çıkarır. Nitekim şeytan daha önce de babanızı cennetten çıkarmıştı. Şüphesiz yüce Allah, iman etmeyenlerin velisi (sahibi) olarak şeytanları tayin etmiştir.” [18]
İmam Mehdî’yi (a.f) Beklemenin Fazileti
İmam Rızâ’nın (a.s) “Mehdî inancı” bağlamında sözlerinde yer bulan bir diğer önemli konu da “ferec (kurtuluş) bekleyişi”, yani ilâhî açılım ve kurtuluşu gözleme hâlidir. O Hazret, çeşitli rivayetlerinde fereci beklemenin faziletine işaret etmiştir. Nitekim Hasan b. Cehm’in “ferec” hakkında sorduğu bir soruya cevap olarak şöyle buyurmuştur:
“Acaba biliyor musun ki fereci beklemek, ferecin kendisindendir?” Ben: “Bilmiyorum; ancak sen bana öğretirsen bilirim” dedim. Bunun üzerine buyurdu ki: “Evet, fereci beklemek ferecin bir parçasıdır.” [19]
Başka bir rivayette ise şöyle buyurmuştur:
“Sabır ve fereci beklemek ne güzeldir! Allah’ın salih kulu (Şuayb)’ın şu sözünü işitmedin mi: ‘Bekleyin; ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim’ [20] ve ‘Bekleyin; ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.’ [21] O hâlde sabır sizlere vaciptir; çünkü kurtuluş, ancak ümitsizliğin ardından gelir. Sizden önce gelenler, gerçekten sizden daha sabırlı idiler…” [22]
Son olarak, oldukça güzel bir rivayette, bekleyişin fazileti şöyle ifade edilmektedir:
“… Sizden biriniz, evinde oturup ailesinin nafakasını temin ederken bizim emrimizi beklemekten razı olmaz mı? Eğer bu hâl üzere iken ölürse, Hz. Peygamber (s.a.a) ile birlikte Bedir’de şehit olmuş kimse gibidir. Eğer ölmez ve o güne yetişirse, bizim Kâim’imizle birlikte ve onun çadırında bulunan kimse gibi olur…” [23]
İmam Mehdî’nin (a.f) Zuhuru
İmam Rızâ’nın (a.s) rivayetlerinde ele alınan bir diğer konu da “İmam Mehdî’nin (a.f) zuhuru ve bunun etkileri ile sonuçları”dır. Nitekim Hüseyin b. Hâlid’in naklettiği bir rivayette, “Ey Resûlullah’ın oğlu! Ehl-i Beyt’ten olan Kâim kimdir?” sorusuna o Hazret şöyle cevap vermiştir:
“O, benim soyumdan dördüncü kişidir; Câriyelerin efendisinin oğludur. Allah onunla yeryüzünü her türlü zulümden temizler ve her türlü haksızlıktan arındırır. İnsanlar onun doğumu hakkında şüpheye düşer; o, kıyamından önce gaybet sahibidir. O ortaya çıktığında yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır, insanlar arasında adalet terazisi kurulur ve hiç kimse kimseye zulmetmez. Yeryüzü onun için dürülür ve onun bir gölgesi olmaz. Gökyüzünden bir çağırıcı seslenir ve bu çağrı yeryüzündeki herkes tarafından işitilir; onu davet ederek şöyle der: ‘Dikkat edin! Allah’ın hücceti Beytullah yanında zuhur etmiştir; ona uyun, çünkü hak onunla, ondadır.’ Bu, Yüce Allah’ın şu sözüdür: ‘Eğer dilersek onlara gökten bir âyet indiririz de ona boyunları eğilmiş olarak kalırlar.’” [24] [25]
İmam Mehdî’ye (a.f) Dua
İmam Rızâ (a.s) ile İmam Mehdî (a.f) arasında öylesine derin bir kalbî bağ vardır ki, o Hazret, kendi neslinden gelecek olan dördüncü imamın henüz doğumundan yıllar önce, farklı ifade ve muhtevalarla onun için dua etmiş, Allah’tan yardım ve nusret talep etmiştir. Bu dualardan birinde şöyle buyrulmuştur:
“Allah’ım! Kulların ve halifen olan zatın işlerini, peygamberlerin ve resullerinin işlerini ıslah ettiğin gibi ıslah et. Onu meleklerinle kuşat, katından Rûhü’l-Kudüs ile destekle. Önünden ve ardından onu koruyacak gözcüler yerleştir ki onu her türlü kötülükten muhafaza etsinler. Korkusunu güvene, endişesini huzura çevir ki yalnız sana ibadet etsin ve sana hiçbir şeyi ortak koşmasın. Yaratılmışlardan hiçbirini velînin üzerinde hâkim kılma. Ona düşmanlarınla ve kendi düşmanıyla cihad izni ver ve beni onun yardımcılarından eyle. Şüphesiz ki Sen her şeye kadirsin.” [26]
İbrahim Şefî‘î Servestânî
-------------
[1]- Bkz. Müessesetü’l-Me‘ârif el-İslâmiyye, Mu‘cemu Ahâdîsi’l-İmâm el-Mehdî (a.f), c. 1-2. Bu eserde, Hz. Peygamber’den (s.a.a) Şiî ve Sünnî yollarla nakledilen 560 hadis toplanmıştır. Bu sayı, benzer rivayetler dikkate alınmaksızın verilmiştir.
[2]- Bkz. aynı eser, c. 3-4. Bu kitapta İmam Muhammed Bâkır (a.s) ve İmam Cafer-i Sâdık’tan (a.s) nakledilen rivayetler, benzer hadisler hariç tutulduğunda 450’yi aşmaktadır.
[3]- Bkz. Azîzullah el-‘Attârdî el-Hubûşânî, Musnedü’l-İmâm er-Rızâ (a.s), c. 1, s. 216-228.
[4]- Bkz. Mu‘cemu Ahâdîsi’l-İmâm el-Mehdî (a.f), c. 4, s. 153-179.
[5]- Ebû Ca‘fer Muhammed b. el-Hasen b. Ferrûh es-Saffâr el-Kummî, Basâiru’d-Derecât, s. 489, hadis no: 8.
[6]- Bkz. aynı eser, s. 488-489, hadis no: 4, 6, 7; Muhammed b. Ya‘kûb el-Küleynî, el-Kâfî, c. 1, s. 179, hadis no: 11; Muhammed b. Ali b. el-Hüseyn b. Bâbeveyh (Şeyh Sadûk), Uyûnu Ahbâri’r-Rızâ, c. 1, s. 272, hadis no: 1.
[7]- Muhammed b. Ali b. el-Hüseyn b. Bâbeveyh (Şeyh Sadûk), Kemâlü’d-Dîn ve Temâmü’n-Ni‘me, c. 1, s. 261; Azîzullah el-‘Attârdî, aynı eser, s. 221, hadis no: 385.
[8]- Muhammed Bâkır el-Meclisî, Bihârü’l-Envâr, c. 51, s. 43, hadis no: 31.
[9]- Bkz. Azîzullah el-‘Attârdî, aynı eser, s. 220, hadis no: 384; s. 221, hadis no: 386.
[10]- Muhammed b. Ali b. el-Hüseyn (Şeyh Sadûk), aynı eser, c. 2, s. 372.
[11]- Aynı eser, s. 376, hadis no: 7.
[12]- Aynı eser, s. 652, hadis no: 12.
[13]- Aynı eser, s. 370.
[14]- Görünen o ki burada râvî veya rivayeti nakledenler tarafından bir hata meydana gelmiştir; zira İmam Mehdî (a.f), İmam Rızâ’nın (a.s) dördüncü evladıdır, üçüncü değil.
[15]- Aynı eser, s. 480, hadis no: 4.
[16]- “Nûbe”, Sudan topraklarında, Mısır’ın güneyinde Nil nehri kıyısında yer alan bir bölgedir. Günümüzde Nûbe topraklarının bir kısmı Mısır’a, bir kısmı ise Sudan’a aittir (Ali Ekber Dehhudâ, Lugatnâme, c. 14, s. 20157-20158). Burada kastedilen Nûbeli câriye, İmam Cevâd’ın (a.s) annesidir.
[17]- Muhammed b. Ya‘kûb el-Küleynî, aynı eser, c. 1, s. 322-323, hadis no: 14; Muhammed Bâkır el-Meclisî, aynı eser, c. 50, s. 21, hadis no: 7.
[18]- Muhammed b. Ali b. el-Hüseyn (Şeyh Sadûk), aynı eser, c. 1, s. 51.
[19]- Ebû Ca‘fer Muhammed b. el-Hasen (Şeyh Tûsî), Kitâbü’l-Gaybe, s. 276; Muhammed Bâkır el-Meclisî, aynı eser, c. 52, s. 130, hadis no: 29.
[20]- Hûd Sûresi, 11/93.
[21]- A‘râf Sûresi, 7/71.
[22]- Abdullah b. Ca‘fer el-Himyerî, Kurbü’l-İsnâd, s. 224; Azîzullah el-‘Attârdî, aynı eser, s. 217, hadis no: 373.
[23]- Muhammed b. Ya‘kûb el-Küleynî, aynı eser, c. 4, s. 260, hadis no: 34.
[24]- Şuarâ Sûresi, 26/4.
[25]- Muhammed b. Ali b. el-Hüseyn (Şeyh Sadûk), aynı eser, c. 2, s. 372, hadis no: 5.
[26]- Ebû Ca‘fer Muhammed b. el-Hasen (Şeyh Tûsî), Misbâhu’l-Müteheccid, s. 326; Mu‘cemu Ahâdîsi’l-İmâm el-Mehdî (a.f), c. 4, s. 171’den naklen.
Tarih: 24-04-2026