içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

İmam Zeynelabidin’in (a.s) Sabah ve Akşam Vakitleri Okuduğu Dua - 1

Bismillahirrahmanirrahim

İmam Zeynelabidin’in (a.s) Sabah ve Akşam Vakitleri Okuduğu Dua - 1

Hamd Allah'a ki, gücüyle gece ve gündüzü yarattı; kudretiyle onları birbirinden ayırdı; geceyi karanlık ve gündüzü ise aydınlık kıldı. Her biri için mekân ve zamanlara oranla belli bir sınır, belli bir süre tayin etti; kullarının beslenme ve gelişmesini sağlamak için gece ve gündüzü, kendisinin belirlediği kısalık ve uzunlukları miktarınca her birini diğerinin yerine koydu.

Dolayısıyla, yorucu hareketler ve meşakkatli işlerin ardından dinlenmeleri için geceyi yarattı; uyuyup dinlenerek güç ve enerji biriktirip lezzet ve şehvetlerine ulaşsınlar diye onu bir elbise kıldı.

 

Duanın bu melekutî bölümlerinde şu noktalara değinilmiştir:

1- Gece ve gündüzün Allah’ın gücüyle yaratılıp birbirinden ayrılması.

2- Gece ve gündüzün sürelerinin belli ve sınırlı oluşu.

3- Yemekler ve hayatı sürdürmeye ve beslenmeye sebep olan şeyler.

4- Gecenin birçok varlık, özellikle de insan için dinlenme elbisesi oluşu.

Gece ve Gündüzün Yaratılışı

Gece ve gündüz ve bunların her birinde varlıklar için bulunan menfaatler, gerçekte yerküre ve güneşin vaz’ı ve evrendeki bu iki varlık arasındaki ilişkinin ürünüdür; bunların tümü hikmet sahibi, güçlü, kadir ve bilgili bir varlığın nişanesidir.

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelişinde, akıl sahipleri için ayetler vardır.” [1]

Gece örtüsü, beden ve eşyayı nur ışığından örter; insan ve hayvanı kendi karanlığında düşmanın ve rakibinin gözlerinden uzak tutarak huzur ve rahatlık verir. Bu nedenle ortama ve canlı varlıklara tam bir rahatlık hâkim olur. İkindi vakti nurun ışıkları titreyip gölge diğer tarafa geçince, ister insanlar ve ister hayvanlar olsun, bütün canlılar yaşam meydanından solgun ve bitkin bir halde evlerine ve yuvalarına dönerler. Bunun karşısında, güneşin ışığı ne kadar yayılır ve fazla ışırsa, canlıları bir o kadar yaşam meydanına çeker.

Bir taraftan güneşin yükselişi ve diğer taraftan ihtiyaçlarını gidermek için tahrik eden saikler, canlıları harekete geçirir. Böylece yaşam meydanı ısınır; uyuma ve geceleyin dinlenme nedeniyle depolanan beden ve düşünce gücü harekete geçer. Bu peyderpey uyuma ve uyanma, karanlık ve aydınlığın oluşu, gece ve gündüz gelişim ve tekamülün çok önemli etkenlerindendir. [2]

Duanın ilk cümlelerinde geçen ve gece de gündüzü ona istinat eden güç ve kuvvet meselesi, güneş ve yeryüzüne işaret etmektedir. Yeryüzü, hacmi yerden bir milyon üç yüz bin kat daha büyük olan büyük güneş küresinin ışık saçması, gerçekte saat fabrikasından daha dakik olan bu büyük ve ağır kürenin yirmi dört saat içerisinde güneşin etrafında dönmesi, gece ve gündüzün oluşum sebebidir. Bu iki olay da Hak Teala’nın güneş ve yeryüzünün yaratılması ve yeryüzünün güneş etrafında dakik bir şekilde hareket etmesi için kullandığı güç ve kudretin ürünüdür.

Yeryüzü, her saniyede otuz kilometreye ulaşan şamandıra hareketi ve her 24 saatte bir güneş etrafında dönüşünü tamamlayan vazî hareketiyle mevsimleri, gece ve gündüzü ve onların birinin diğerinin yerine geçmesinin kaynağıdır.

Bu hareketlerin düzenli, dakik ve hekimane eserlerinden biri de alemde dakik bir sistem ve hekimane bir tedbirin hüküm sürdüğünü gösteren hayatı eğitmek ve onların tekamülüdür.

Gece ve Gündüzün Süresinin Sınırlı Oluşu

Şüphesiz gece ve gündüzün süresi bundan fazla olsaydı, hayattan, varlıkların beslenme ve gelişmesinden bir eser kalmazdı. Uzun gece, gerekli ısının yok olmasına ve tahammül edilmez soğuğun hüküm sürmesine ve uzun gündüz ise, varlıkların yanmasına, bütün suların buharlaşmasına, hayat ve hayat etkilerinin yok olup gitmesine sebep olurdu.

İzzet sahibi Hak Teâlâ’nın ilim, hikmet ve iradesi, gece ve gündüzün süresi, hayat nurunun yeryüzüne yayılabileceği ve Hak Teâlâ’dan başka kimsenin hayat belirtilerinin ortaya çıkamayacağı bir şekilde kılmıştır.

Gece ve gündüzün süresi, yeryüzünün 24 saat içerisinde belli bir hızla kendi etrafında dönmesinden oluşmaktadır. Bu program birkaç milyar yıldır devam etmekte ve gelecekte de devam edecektir. Yine yeryüzünün ısısında etkili bir faktör olan yeryüzü ile güneş arasındaki mesafe, yaklaşık yüz elli milyon kilometredir. Bunun dışında bir faktör de bir örtü gibi bütün yeryüzünü örten ve yeri özellikle belli bir sıcaklık ve belli bir soğuklukta korumada etkili olan hava meselesidir.

Yemekler ve İnsanın Beslenmesinde Onların Güç ve Kuvvetleri

Gece ve gündüz, yere insan için çeşitli tohum, tane ve yiyecekler yetiştirme istidadı vermektedir.

Gecenin süresi ve gündüzün sınırları, belli miktarda sıcaklık ve soğukluk, yeteri miktarda aydınlık ve karanlık, su ve hava ve diğer etkenler insanların ihtiyaç duyduğu her şeyi yetiştirmek ve onun maddî ihtiyaçlarını karşılamak için zemin hazırlamaktadırlar. İnsanın beslenip gelişmesi de gıda maddelerine bağlıdır.

Kur’an-ı Kerim, defalarca gıda maddelerine, onların vücutla uyumluluğuna ve bu maddelerin hayatın devamına ve gelişime sebep olan faktörler olduğuna değinmiş ve çeşitli besin maddelerinden “Hak Teâlâ’nın nimeti” olarak bahsetmiş, bu nimetlerle dolup taşan sofradan yararlananlardan onları bahşedene şükretmelerini ve her bir nimeti onların sahibinin istediği yerde kullanmalarını istemiştir. [3]

Kur’an-ı Kerim çeşitli ifadelerle, insanları düşünmeye sevk etmek, yaratılış ve kıyamete iman ve inançlarını sağlamlaştırmak için yaratılış nişanelerine bakıp onlar üzerinde düşünmeye davet etmiştir. Böylece insanların dünya aynasında Allah-u Teâlâ’nın hikmetini, güç ve kudretini ve sıfatlarını görüp nihaî amacı anlamalarını, fikrî ve ahlaki yükselişle ve tabiat perdelerini açarak dünyevî yaşamlarını ve geçimlerini iyileştirmelerini, yeryüzündeki ve göklerdeki ayet ve nişanelere bakıp onların üzerinde düşünerek dünya ve dünyanın yöneticisine, O’nun hikmet ve fermanına ulaşmalarını istemiştir.

Kısa bir zamanda zihinleri açıp aydınlatan ve böylece İslam topraklarında o kadar alim, araştırmacı ve arif oluşmasını sağlayan işte bu ayet ve nişanelerdir.

Kur’an’ın bu daveti insanoğlunun fıtratı, idrak ve duyumları ile uyum içerisindedir. Görülen ve hissedilen bu şeyler tefekkür ve istidlalin temelini oluşturabilirler.

Gece Dinlenme Zamanı

Yukarıdaki cümlelerde, gecenin canlı varlıklar ve özellikle de insan için dinlenme, istirahat ve kaybettiği güçleri yeniden kazanma zamanı, mutluluk ve meşru eğlenme sebebi ve kısacası asabın sakinleşmesi için bir vesile olduğuna işaret ettik.

Yaşamın etkeni, insanın bekasının devamının garantisi, onun yetişme ve gelişmesine sebep olan gece ve gündüzün yararlarından bir bölümü şunlardır:

 

Gündüzü de onlar için aydınlık yarattı ki, Allah'ın fazlından nasiplerini arasınlar; rızkını elde etmek için çalışıp çabalasınlar; dünya ihtiyaçlarına ulaşıp ahiret mutluluğunu kazanmak için arzında dolaşsınlar.

Böylece Allah, onların durumlarını düzeltir; onların haberlerini (onların iyi veya kötü olduklarını bildiren amel ve davranışlarını) imtihan eder; itaat zamanlarında, farzlarının söz konusu olduğu yerlerde ve hükümlerinin uygulanması gerektiği durumlarda nasıl davrandıklarına bakarak "Kötü işler yapanları işledikleriyle cezalandırır, güzel işler yapanları da daha güzeliyle ödüllendirir." [4]

 

Gündüz, Rızık Kazanma veya İbadet Zamanı

Yeryüzü, Allah’ın güç ve kudretiyle uzayda kendi etrafında dönmektedir. Onun bir yarısı dünyayı ışıtan nur ve enerji kaynağı güneşe taraf olunca gündüz oluşmaktadır. İnsan, gündüz Allah’ın fazlanı elde etmek, hayvancılık, çiftçilik, sanayi, sanat, iş, işçilik, ticaret ve diğer şeylerle rızkını kazanmak ve geçimini temin etmek için çalışıp çaba harcar.

Yüce Allah-u Teâlâ’nın emriyle yapılan bu faaliyet ve rızkı için çalışıp çaba harcama, hırs, cimrilik, başkalarının hakkını çiğnemekten uzak olur ve rızkını elde ettikten sonra kendisi, eşi, çocukları ve toplumdaki ihtiyaç sahipleri için doğru bir şekilde harcanırsa, bu, Allah’a itaat ve ibadetin özüdür ve büyük ahiret mükafatlarını içermektedir.

İnsan, Hak Teâlâ’nın emriyle rızkını kazanıp geçimini sağlamak için çalışıp çaba harcar, Allah’ın emriyle alış-veriş yapar ve elde ettiği şeyleri O’nun buyruğu doğrultusunda harcarsa, şüphesiz dünya ve ahretini bayındırlaştırmış olur:

“Dünya ihtiyaçlarına ulaşıp ahiret mutluluğunu kazanmak için…”

Fakat rızkını kazanma ve geçimini temin etme konusunda Hak Teâlâ’nın emirlerine itaatsizlik edip haram mal ve amale bulaşırsa, içi kararır, ondan ibadet hali alınır, bütün hareket ve çabalarını sırf maddi şeyler için yapar ve ondan, Karun gibi mala gönül veren, ibadetten soyutlanmış ve türlü türlü günahlara bulaşmış bir insan meydana gelir. Zamanını gaflet içerisinde geçirir. Hak Teâlâ’nın nimetlerini harcaması gerektiği yerde değil, başka yerlerde harcar. Allah-u Teâlâ’yı gazaplandırır ve ileride büyük cezalara maruz kalır: “Sonunda kötülük yapanları yaptıklarıyla cezalandıracaktır.” [5] Bunun karşısında, ömrünün saatlerini hayır ve iyiliklerle dolduracak olur, garizeleri ilahî ahkama bağlı kılar, takva, Allah’ın zikri ve kıyameti anarak nefsini dizginlerse, Allah’ın vaat ettiği gibi yarın kıyamet günü yaptığı iyiliklerin sonucunu görür.

 

----------

[1]- Âl-i İmran, 190.

[2]- Kur’an’ın Işığında, Birinci Bölüm, cüz: 30, s.14.

[3]- Mümin, 18; İbrahim, 32; Nahl, 10; Abese, 24; En’am, 95.

[4]- Necm, 31.

[5]- Necm, 31.

Tarih: 30-10-2023

FACEBOOK YORUM
Yorum