içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

İrfanî Öğretilerdeki Tahrifler ve Sapmalar - 4

Bismillahirrahmanirrahim

İrfanî Öğretilerdeki Tahrifler ve Sapmalar - 4

İrfanda Yapılan Sapmalar Üzerine Bir Değerlendirme

Başka bir bakışla irfanda yapılan sapmaları üç bölüme ayırabiliriz. Bu meselenin bir boyutu “kutup” olarak adlandırılan sapkın ve bâtıl grupların liderleriyle ilgilidir. Diğer boyutu bu liderlerin arkasında yer alan ve türlü propaganda yöntemiyle insanları bu kişilere yönlendiren arka plandaki kişilerin amaçları ve niyetleriyle ilgilidir. Meselenin üçüncü boyutu temiz niyetli saf insanların bu tuzaklara nasıl düştükleriyle ilgilidir. Yani “temiz bir niyete sahip olan insanların nasıl oluyor da bu düzenbaz insanların tuzağına düşüyor?” sorusu üzerinedir.

 

Bu grupların liderleriyle ilgili bölüme gelince, bu insanların hedefi aynen tarih boyunca birçok mezhebin meydana gelmesine vesile olan şeytanın askeri misali insanların amacı ve hedefidir. Kur’an-ı Kerim’in de onayladığı üzere dinlerde meydana gelen birçok ihtilaf ve ayrılma o dinin âlimleri tarafından, şahsi ve dünyevi menfaatler sebebiyle gerçekleşmiştir.

“Allah nezdinde hak din İslâm’dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın ayetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah’ın hesabı çok çabuktur.” [1]

 

Kur’an-ı Kerim diğer bir ayeti kerimede şöyle buyuruyor:

“İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi. İnsanlar arasında, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da gönderdi. Ancak kendilerine kitap verilenler, apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskançlıktan ötürü dinde anlaşmazlığa düştüler.” [2]

 

Bu liderlerin bu yanlışları ve sapmaları yaratmak için taşıdıkları amaç ve hedefleri iki ana başlık altında toplayabiliriz; makam ve servet. Yeni gruplar yaratmaya çalışan geçmişteki ve günümüzdeki insanların birçoğu bu işi para ve servet için yapıyor. Bu insanlar, varlıklı insanlar başta olmak üzere diğer insanları kendilerine çekip, bu insanların sahip olduğu maddi güçlerden yararlanmayı hedefliyorlar. Bu tür bir amaç oldukça alçakça bir amaçtır ve ancak çok alçak bir kişiliğe sahip olan insanlar bu yöntemlere başvurmuştur. Ancak derin araştırma verilerine dayanarak birçok fırkanın kurulmasındaki ana hedefin bu olduğunu söyleyebiliriz.

 

İkinci amaç yani makam ve mevki hedefi bir önceki hedefe göre daha üst seviyede yer alıyor. Birçok kişi bu amaçla yeni gruplar ve yeni ayinler uydurmuştur ve liderlik sevdasıyla, şöhret ve sevilmek düşüncesiyle dinî öğretileri tahrif edip bu alanda sapmalara yol açmıştır. “Makam sevdası, şöhret ve sevilmek” isteği büyük insani kemallere ulaşmış olan insanlarda bile varlığını sürdüren ve yok edilmesi çok zor içgüdülerdendir. Seçkin insanlar için hayvani isteklerden vazgeçmek pek zor bir iş değildir ve bu tür isteklerden özellikle gayri meşru olduğu durumlarda vazgeçen birçok insana rastlayabiliriz. Ancak makam sevgisine gelince durum çok farklıdır. Bu içgüdüyü yenmek ve ona egemenlik sağlamak o kadar zor ki ahlak âlimleri arasında şöyle bir deyim olarak dillerde dolaşıyor: “Sıddık insanların kalbinden çıkan son şey makam sevdasıdır”.

 

İnsanların geneli için yemek, içmek, cinsel istekler ve benzeri hayvani içgüdüleri kontrol etmek öfke ve gazabı kontrol etmekten daha kolaydır. Cinsel isteğini kontrol edebilip de öfkesine hâkim olamayan ve öfke anında çok uygunsuz işler yapabilen, bu anda çok uygunsuz kelimeler ağzından çıkabilen insanlar az değildir. Ancak bu ikisinden daha zor olanı, mal mülk peşinde olma isteğini kontrol etmektir. İnsan birtakım alıştırmalarla ve birtakım işleri tekrarlamak suretiyle zamanla öfkesini kontrol altına alabilir ve öfkelendiği vakit kontrolünü kendi elinde tutabilir. Aynı şekilde yaşın ilerlemesi tabii olarak insandaki cinsel isteğin güçsüzleşmesine yol açıyor. Ancak insanın mal ve servete olan bağlılığı bunun aksinedir ve yaşın ilerlemesiyle zayıflamadığı gibi hadislerde de açıklandığı üzere aksine daha da güç kazanıyor. İnsan yaşlandıkça iki haslet onda gençleşiyor: Mal sevgisi ve yaşam sevgisi.

 

Bu tuzağı geride bırakıp da “dünya malı” bağından kurtulabilen ve kendilerini dünya esaretinden kurtaran insanlar kurtuluşa erebilirler. Ancak çok az sayıda insan kendisini makam sevgisi bağından kurtarabilmiştir. “Meşhur olmak ve sevilmek” isteğine gönül bağlamak ve makam sevgisi insanın derinliklerine kadar kökleri uzayan bir bağdır ve bu bağdan kurtulmak tezkiye yolunda yapılması gereken en çetin işlerden birisidir. Ahlak âlimleri ve seyr u sülük yolunda ilerleyenlerin söylediği sözlerden biri şudur: “Sıddık kulların kalbinden çıkan son şey, makam sevgisidir”. Sıddık makamı, bir insanın ulaşabileceği büyük manevî makamlardan birisidir. ‘Sıddık’ sözcüğü kelime olarak ‘sıdk’ ve ‘sadakat’ sözcüğünden alınmıştır. Yani Allah’ın sadık bir kulu olduğunu yaptıklarıyla ispatlayan şahıs. Kur’an-ı Kerim birçok ayeti kerimede peygamberleri (a.s) anarken onların yüce makamına değinmek için bu kelimeyi kullanıyor. Örneğin büyük peygamberlerden birisi olan Hz. İbrahim (a.s) için şöyle buyuruyor:

“Kitap’ta İbrahim’i an. Zira o, sıddık bir peygamberdi.” [3]

 

Bu hedef sadece karınlarını ve cinselliklerini doyurmaya çalışan düşük seviyeli insanların hedefi değildir. Aksine bu tür insanlar makam ve liderlik sevdasıyla bir işe kalkışmaktan çok uzaktırlar. Şehvet, öfke ve servet gibi diğer tuzaklardan kurtulmayı başaran insanlar, makam sevgisi tuzağıyla karşılaşıyorlar. Makam ve şöhret tutsağı bir insan, mal ve servet esiri olmadığı gibi bütün malını ve servetini şöhret için harcayabilir. Bazı insanlar çok zahitçe bir hayat tarzı benimsiyorlar, az yiyip az yatıyorlar, sade bir hayat takınıyorlar, sahip oldukları malları fakirlere yardım etmek ve diğer hayır işler için harcıyorlar ve bütün bunları sadece ve sadece insanlar içinde iyi anılmak amacıyla ve diğer insanların beğenisini kazanmak için yapıyorlar. Hatta bazı insanlar bütün mal varlıklarını sadece ve sadece öldükten sonra insanlar arasında büyüklükle anılmak için harcıyorlar.

 

Sonuçta makam sevgisi bazı durumlarda insanların kendilerinden birtakım inançla ilgili uydurmalar yapmasına sebep oluyor. Yeni bir din, yeni bir mezhep veya yeni bir fırka uydurarak etraflarına topladıkları insanların taparcasına sevgi ve saygısını kazanmak bu insanların hedefidir. Bu tür bir deliliğe sahip olan insanlar şeytanî hedeflerine varmak için insanların saadetini yok etmeği kolaylıkla göze alıyorlar. Doğal olarak bu insanlar kolay bir şekilde hakka boyun eğmeyeceklerdir ve deliller karşısında aşırı bir direnç göstereceklerdir. Onlara göre sahip oldukları hedef, bütün delillerin önünde geliyor. Makam, liderlik, sevilmek ve saygı tutsağı bu insanlara göre bütün hakikatler ve doğrular onların ilahlık mabedinde kurban edilmelidir.

 

Servet ve Güç, Sahte Ariflerin Kullandığı Yemdir

Yeni inanç ve gruplar üretenlerin, insanları kendilerine çekmek için kullandıkları yöntemler büyük oranda birbirine benziyor. Bu insanlar genellikle ilk olarak zengin ve varlıklı insanları hedef olarak seçiyorlar. Sonuçta bu tür bir planı yürütmek her şeyden önce ekonomik bir güç gerektiriyor. Güç kullanmak insanları uydurma bir inanca inandırmak için uygun bir seçenek değildir. Bunun için reklam ve iştah kabartma gibi yöntemlere başvurulmalıdır ve bu yöntemler de ancak ekonomik bir güç sayesinde uygulanabilir. Dolayısıyla kendisinden yeni uydurma inançlar çıkaranların ilk işi zengin ve varlıklı insanları avlamaktır.

 

Peki, zengin insanları çekmek için hangi yöntem kullanılmalıdır? Cevap çok basit; insanda fıtrî olarak var olan dinî duygular ve irfân içgüdüsü. Daha önce değindiğimiz üzere fıtrî olarak ve yaratılış itibariyle insanda Allah peşinde olmak duygusu ve irfânî konulara eğilim içgüdüsü vardır. Bu art niyetli insanlar, yüce Allah’ın insanlara vermiş olduğu bu fıtrî eğilimleri kötüye kullanarak bu insanların güvenini kazanmaya çalışıyorlar. İnsanlar doğal olarak ve yaratılışları itibariyle bu eğilimlerini doyurmaya çalışıyorlar. Bu insanlar ise uydurdukları inançlarla insanların bu eğilimlerine yön vermeye çalışıyorlar ve bu şekilde insanları kendi istedikleri yönde kullanıyorlar. Gerçekte bu insanlar, insanların dinî eğilimlerini sahte inançlarla doyurarak onları kendi hedefleri doğrultusunda kullanmış oluyorlar.

 

İnsanların irfânî yönünü doyurmanın en kolay yolu çok az bir çabayla büyük irfânî makamlara ulaşılabildiğini insanlara inandırmaktır. İnsanın tabiatında rahatlık peşinde olmak vardır ve insan her zaman az bir çabayla büyük sonuçlar elde edebilmek arzusunu taşıyor. Bu gerçek, irfân için de geçerlidir ve bir gecede bütün aşamalardan geçip de büyük irfânî makamlara ulaşmayı gerçekçi gören insanların sayısı az değil. İşte sahtekâr insanlar, insanların tam da bu yönünü kullanarak kirli emellerine ulaşmayı hedefliyorlar. Şöyle diyorlar: “En kısa zamanda ve en az sıkıntıyla saadete ulaşmak istiyorsanız, Allah’a varmış olan bir kutba biat edin. İşte bu kadar kolay. Bir el öpmek ve bir biatle bütün sorunlar çözülecektir ve mânâ âleminin bütün kapıları, cennetin bütün kapıları ardına kadar size açılacaktır. Yıllarca ibadetle uğraşıp kendinizi yormaya hiç gerek yok. Onca dinî hükmün inceliklerini aklınızda tutup her an stres yaşayacağınıza bir defa sayın kutba biat edin yeter. Sayın kutup bir defa elini sizin başınıza sürdü mü iş bitti. Biraz gecikme yaşansa da tedirgin olmayın, yakında büyük manevî makamların tadını çıkaracaksınız”.

 

Bu eşkıya sıfatlı sahtekâr insanlar bu tür hayalleri insanlara aşılayarak onları Allah’a varmak için çok kolay ve masrafsız bir yol olduğuna inandırmaya çalışıyorlar. İstediğiniz kadar günah yapıp dilediğiniz pisliğe bulaşabilirsiniz, bunun telafisi için sadece sayın kutba bir biat etmeniz yeterlidir ve biat da ücretsizdir. İnsan gerçekten bu yolla en yüce irfani makamlara ulaşabiliyorsa bundan daha iyi ne olabilir. Bütün günahlar serbesttir ve tüm günahların tek telafi yolu sayın kutba bir defa biat etmektir. En fazla haftada bir zikir halkalarına katılırsınız ve yılda bir defa kutbu yakından ziyaret ederseniz, olur biter. Sonrasında ise artık hiçbir şeyi düşünmenize gerek yok.

Birileri insanları bu düşüncelere inandırabilirse doğal olarak amacına ulaşmak yönünde çok büyük başarılar elde edecektir. İnsanların kanını emerek büyük servetler elde edip de vicdan azabından kurtulmak için servetinin küçük bir parçasını sayın kutba bahşedip bir gecede geçmişindeki bütün haksızlıkları sildiren ve aynı gecede büyük irfânî makamlara sahip olup da Allah’ın arşında özel bir köşeye oturtulan insanlar az değildir. Maalesef bu yöntem çok etkili olmuştur ve iki grup insan bu yöntemden daha fazla etkilenmiştir. Birinci grup az önce bahsettiğimiz varlıklı insanlardır. İkinci grup ise bir ömür boyunca insanlara olmadık haksızlıkları yapıp da hayatının son yıllarında vicdan azabından kurtulmak için bu yola baş koyan eski devlet adamlarıdır. Özellikle eski yıllarda yönetimden aldıkları destekle insanları türlü şekillerde ezen köy ağaları, beyler ve benzeri insanlar kapkaranlık kalplerindeki son iman ışığı sönmemişse ve hala kıyamet ve ahiret hesabına inanıyorlarsa bu yola başvuruyorlardı.

 

Yeni inançlar uyduran sahtekâr insanlar, bu iki gruptaki insanları avladıktan sonra yani servet sahibi ve güç sahibi insanları ele geçirdikten sonra bu insanları diğer insanları ele geçirmek için birer araç olarak kullanacaklardır. Örneğin fakir insanları çok varlıklı müritlerinin yanına göndererek ve bu insanların mali sorunlarını bu şekilde çözerek bu insanları kendilerine bağlıyorlar. Aynı şekilde filan beyin, falan ağanın yönetimindeki bölgede yaşayan insanların bu kişinin eziyetlerine daha az maruz kalmak adına onun inancına girdiğini ve bu şekilde kendisini bir nebze korumaya aldığını görüyoruz. Yani yönetici ile aynı inancı paylaşmak onun eziyetlerinden bir nebze korunmak için bir araç olarak kullanılıyordu. Sonuç olarak zengin ve güç sahibi insanları avlamak normal halkı avlamak için çok müsait bir zemin oluşmasına vesile oluyordu.

 

Sahte İrfan ve Tasavvuflardaki Sömürgeci İzleri

Maalesef asıl önemli sorun arka plandaki karmaşık ve tehlikeli büyük karanlık olaylardır. Yani sömürgeci güçlerin bu araçları kullanarak yürüttükleri karanlık planlar. Elimizdeki veriler, yeni inançlar uyduran insanların, sömürgeciler için, karanlık amellere ulaşmak yönünde bulunmaz birer araç oluşturduğunu gösteriyor. Farklı ülkelerin son birkaç yüz yıl tarihini araştırdığımızda veya İran’ın son birkaç yüz yılına baktığımızda yeni meydana gelen inançların perde arkasındaki kirli sömürgeci elleri kolaylıkla görebiliyoruz. Bu olayın arkasındaki gerçekler, olayın yaratabileceği büyük tehlikeyi anlatmak için yeterlidir. Elimizdeki veriler bu yıllarda meydana gelmiş olan bölünmelerin tamamına yakın büyük bir bölümünün bu tür uydurma yalancı irfânlardan beslendiğini gösteriyor.

 

Şeytanlar ve sömürgeci güçler, her zaman bu tür çekişmeleri farklı adlar altında insanlar içinde yaratmaya çalışmışlardır ve bu vesileyle halkı parçalara bölüp karşı karşıya getirmişlerdir. Buradaki hedef insanları aynı yönde hareket etmekten alıkoymaktır. Birisi sosyal bir hareket başlattığında birilerinin çıkıp da karşı koyması buradaki baş hedeflerden birisidir. Sömürgecilerin, kendi amaçları doğrultusunda kullandığı en etkili ihtilaf araçlarından birisi mezhebi ihtilaflardır ve bunun en bariz örneği Şii-Sünni ihtilafıdır. İslam düşmanlarının, bu ihtilafları körükleyerek elde ettiği menfaatler sayılmayacak kadar büyüktür. Mezhebi ihtilaflar yalnızca Şii-Sünni ihtilafıyla sınırlı değildir ve sömürgeciler bu bağlamda türlü ihtilaflar üretmeyi başarmışlardır.

 

Kısaca sömürgeci güçlerin yeni gruplar üretmesinin ve mevcut bölünmeleri derinleştirmek için var olan gruplara türlü destekler vermesinin sebebi, insanları karşı karşıya getirmektir. Bütün bunlar işin aslında “ikilik yarat ve yönet” tezi doğrultusundadır. Şeytanlar ve sömürgeci güçlerin buradaki asıl hedefi, kendi menfaatlerini garantiye almaktır. İhtilafın konusu önemli değildir; önemli olan insanların kavga etmesi ve bunun sonucunda bütün gelirlerin önceden ayarlanmış havuza akmasıdır. Bu sebeple bu tür olaylarla karşılaştığımızda çok dikkatli olmalıyız ve farkında olmadan düşmanın bir unsuru olarak onların menfaatleri için çalışan birisine dönüşmemeliyiz. Bazen biz farkında olmadan “insanları doğruya sevk edelim” niyetiyle bu tür tuzaklara düşüp insanların bölünmesine ortam hazırlıyor durumuna düşebiliriz. İnsanları falan grubun pençesinden kurtarmak niyetiyle yeni bir ihtilaf ve bölünmeye sebep oluyorsak, işte bu tam da düşmanın avucunu ovuşturarak beklediği şeydir. Şeytanların tek istediği şey insanların karşı karşıya gelip kavgaya tutuşmasıdır ve kimin galip kimin mağlup olduğuyla hiç ilgilenmiyorlar. Onlar için tek önemli olan şey ihtilafların var olması ve insanların kavga halinde olmasıdır. Bu savaşta her iki taraftan ölen her fert onlar için birer kazançtır. Bu sebeple bu meydana adım atmak ve konuyla karşı karşıya gelmek çok büyük dikkat ve aşırı titizlik ve zekâ gerektiriyor. Bu doğrultuda kesinlikle aceleci olmaktan ve önceden düşünülmemiş plansız davranışlardan uzak durulmalıdır. Aksi halde bu iş, İslam toplumuna biraz daha zarar vermek ve İslam düşmanlarına yarar sağlamaktan başka bir sonuç vermeyecektir.

 

Sömürgeci güçlerin yeni inançlar üretmek doğrultusunda peşinde oldukları ikinci hedef, Marksizm’i önlemekti. Bildiğiniz üzere yetmiş yıl boyunca ve yaklaşık doksanlı yılların başlarına kadar dünyanın önde gelen önemli meselesi Doğudaki Marksizm ve komünizm düşüncesiyle Batıdaki kapitalist ve liberal düşüncesinin savaşıydı. Batı ülkeleri ve başlarındaki Amerika, kapitalist düşünce kampında yer alıyordu ve baş düşman olarak Marksizm düşüncesini gördükleri için var güçleriyle bu düşünceyle savaşıyorlardı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bu etken de kendiliğinden kalkmış oldu; ancak bu etkenin yetmiş yıl boyunca canlılığını koruduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz. Birinci etken yani ihtilaf yaratmak taktiği ise, yüzlerce yıldır önemli bir etken olarak varlığını sürdürmüştür ve bu gerçek günümüz için de geçerlidir. Burada yeni din, mezhep ve grup üretenlerin üçüncü bir hedef taşıdığını ve bu hedefin son yüzyıldaki İslamî bilinçlenmeyle birlikte ve özellikle İran İslam devrimiyle birlikte doğduğunu söyleyebiliriz. İran’daki İslam devrimi ve son yüzyılda İslam dünyasının genelinde görülen İslamî hareketler, Amerika ve Avrupalı müttefiklerine İslam’ın, kendileri için komünizmden çok daha tehlikeli olabileceğini gösterdi. Bu sebeple birçok sosyolog, düşünür ve teorisyeni bu tehlike için bir çare bulmak üzere görevlendirdiler.

 

İslam’ı kökünden yok etmek, Amerika ve Avrupalı müttefikleri için bir seçenek olamazdı; zira bu tür bir girişim komünizm düşüncesinin yayılması için bir zemin hazırlıyordu. Dolayısıyla bu güçler İslam’ı yok etmek düşüncesini çaresizce bir kenara koyarken aynı zamanda insanların uyanmasını ve İran İslam devrimi benzeri bir olayın yaşanmasını önleyecek üçüncü bir yol bulmak zorundalardı. Yani komünizmin yayılmasını önleyecek ve aynı zamanda Avrupalıların menfaatlerini temin edecek olan bir İslam modeli düşünülmeliydi. Bu hedef için uygun görülen plan insanların dini ve irfânî duygularını sahte ve değiştirilmiş bir İslam’la tatmin etmekti. Yani tamamen bireysel bir İslam anlayışı ve kişinin Allah’la olan bireysel ilişkisine şekil vermekle yetinip, sosyal veya siyasî ilişkilerle ilgilenmeyen bir İslam modeli. Bu planın ilerlemesi için en uygun seçenek tasavvuf ve sûfîliğin insanlar arasında yaygın hale getirilmesiydi. Düşmanın İran İslam devriminden sonraki son yirmi otuz yıllık süreç içindeki tasavvufu yayma çabasındaki asli amacı insanların dini ve irfânî eğilimlerini gerçek İslam’dan uzaklaştırmaktır.

 

Bu tür sahte irfanların en önemli temel taşlarından birisi insanları siyasî ve sosyal faaliyetlerden uzaklaştırmanın yanı sıra, ayrıca din âlimlerinden de uzaklaştırmaktır. Zira âlimler insanları doğruya yönlendirerek sömürgeci güçler için çok büyük potansiyel bir tehlike oluşturabilirler. Amerika, İngiltere ve diğer sömürgeciler her ne kadar önceden de, bir âlimin, menfaatlerine yönelik potansiyel bir tehlike olduğunu bilseler de İmam Humeyni’nin liderliğiyle gerçekleşen İran İslam devriminden sonra bu gerçeği kendi gözleriyle görmenin acısını yaşadılar ve bu yöndeki çalışmalarını kat kat artırdılar.

 

Kısaca irfan yolunda ilerlerken çok dikkatli ve bilinçli olunmalıdır. Zira bu yol üzerinde birçok tuzak kurulmuştur ve doğru yoldan ayrılma tehlikesi yoğun bir şekilde bu yolda ilerlemek isteyen kişileri tehdit ediyor. Tasavvuf meselesi günümüzde sömürgeci güçlerin gerçek İslam ve gerçek irfanla savaşmak için kullandığı güçlü bir silahtır ve bu silahla İslam’ı etkisizleştirmek istiyorlar. Maalesef günümüzde birçok saf insan bu tuzağa düşmüştür ve sahte bir inanç tuzağında olduğunun farkında bile değildir.

Ayetullah Muhammed Taki MİSBAH

 

----------

[1]- Al-i İmran, 19.

[2]- Bakara, 213.

[3]- Meryem, 41.

Tarih: 07-03-2024

FACEBOOK YORUM
Yorum