içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

İslam Açısından Bireylerin Bedensel ve Zihinsel Eksikliklerinin Hikmeti

Bazıları, güzel görünüş, zenginlik, güç, sağlık, bedenin düzgünlüğü ve benzeri şeylerin her zaman nimet ve iyi olduğunu; buna karşılık çirkinlik, fakirlik, zayıflık, hastalık, uzuv eksikliği ve benzerlerinin de her zaman bir musibet ve kötü olduğunu düşünürler.

İslam Açısından Bireylerin Bedensel ve Zihinsel Eksikliklerinin Hikmeti

Bismillahirrahmanirrahim

 

Bazıları, güzel görünüş, zenginlik, güç, sağlık, bedenin düzgünlüğü ve benzeri şeylerin her zaman nimet ve iyi olduğunu; buna karşılık çirkinlik, fakirlik, zayıflık, hastalık, uzuv eksikliği ve benzerlerinin de her zaman bir musibet ve kötü olduğunu düşünürler. Ancak akıllı ve gönül ehli olanlar, “dosttan gelen her şey güzeldir” inancındadır. Onlar, delil ve irfan yoluyla anlamışlardır ki Yüce Allah hikmet sahibidir ve O’nun hiçbir işi hikmetsiz değildir.

 

Bedensel sorunların hikmet ve faydalarını açıklamadan önce, konunun daha iyi ve kapsamlı anlaşılabilmesi için iki girişi zikretmemiz uygundur. Bu nedenle cevabı üç aşamada sunacağız:

A- Girişler (öncüller)

B- Bedensel sorunların hikmet ve faydaları

C- Sonuç ve nihai cevap.

 

A- Girişler (öncüller)

1- Birçok bedensel ve zihinsel sorun, insanın kendi iradesi ve onu kötüye kullanmasından kaynaklanır.

Allah, insana özgürlük ve irade nimeti vermiştir ki, insan kemal ve mutluluk mertebelerini kendi seçimiyle kat edebilsin. Ancak bazı insanlar, kendi iradeleriyle kötü ve zararlı işler yaparlar ve bu davranışların sonucu olarak başkalarına acı ve sıkıntı verirler. Bu nedenle dünyadaki kötülükler, insanın kötülük yapmasından kaynaklanır ve insanın kötülüğü de onun özgürlük ve iradesinin bir sonucudur.

 

Savaşların başlatılması, ülkelerin kaynaklarının yağmalanması, fosil yakıtların aşırı kullanımı sonucu ozon tabakasının zarar görmesi ve yeryüzünün anormal şekilde ısınması; yıkıcı araçların ortaya çıkmasına yol açmış ve bunun sonucunda bedensel ve zihinsel sorunlar ile tedavisi zor hastalıklar gibi sıkıntılar meydana gelmiştir. Bütün bunlar insanın özgürlüğünden kaynaklanmaktadır.

Öte yandan, eğer Allah insanın iradesini elinden alıp onu zorunlu kılsaydı, bu durum yaratılışın amacıyla uyumlu olmazdı. Çünkü insan, zorunlu olduğu takdirde kendi seçimiyle elde edilecek kemale ulaşamazdı. Bu nedenle maddi dünyanın gereği olarak, bu tür durumların da gerçekleşmesi mümkündür.

2- Bazıları, güzel görünüş, zenginlik, güç, sağlık, bedenin dengeli oluşu ve benzeri şeylerin her zaman nimet ve iyi olduğunu; buna karşılık çirkinlik, fakirlik, zayıflık, hastalık, uzuv eksikliği ve benzerlerinin her zaman bir musibet ve kötü olduğunu düşünürler. Ancak akıllı ve gönül ehli olanlar, “dosttan gelen her şey güzeldir” inancındadır. Onlar, delil ve irfan yoluyla anlamışlardır ki Yüce Allah hikmet sahibidir ve O’nun hiçbir işi hikmetsiz değildir.

Ayrıca şunu da anlamışlardır ki, Yüce Allah kullarını kendilerinden daha çok sever; bu yüzden kulları için kötülük istemesi imkânsızdır. Aksine, O’nun kul için dilediği şey, en hayırlı olandır. Ancak çoğu insan, sevgiyi sadece ‘şeker, abur cubur’ gibi şeylerde gören çocuklar gibidir; doktoru ve iğneyi ise, dünyanın en tehlikeli şeyleri sanırlar.

 

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

“Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlıdır ve olur ki sevdiğiniz bir şey sizin için şerlidir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” [1]

 

Evet, kimi zaman insan, eğer uzuvları tam olsaydı, daha güzel ya da daha zengin olsaydı, bunun kendisi için daha iyi olacağını düşünebilir; ancak bunun gerçekten böyle olduğu kesin değildir. Biraz daha derin ve dikkatli bir şekilde çevremize bakıp güzel yüzlüler, düzgün fizikli kişiler ile sıradan insanlar arasında bir karşılaştırma yapmak yeterlidir ki, ahlaki bozulmaların hangi kesimde daha fazla olduğunu görelim.

 

Hangi grubun iffetsizliğe, gösterişe, kibir ve benmerkezciliğe, başkalarını küçümsemeye ve benzeri davranışlara eğilimi daha fazladır?

Bu nedenle, bu tür şeylerin her zaman ‘hayır’ olduğunu düşünmemeliyiz. Güzellik ve çirkinlik, zenginlik ve fakirlik, güç ve zayıflık, bedenin tam ya da eksik olması… bunların hepsi birer imtihan aracıdır. Ne güzel, zengin, güçlü ve bedenen tam olan kişi bu özelliklerin gerçek sahibi; ne de çirkin, fakir, zayıf ve bedenen eksik olan kişi bu durumların sahibidir.

Aksine, bütün bunlar insanlara birer imtihan olarak verilmiştir ki insanlar sınansın. Bu imtihanın amacı da insanın beşerî ve ilahî yeteneklerinin ortaya çıkıp gelişmesidir. Yüce Allah, bu imtihan dünyasında herkese, onun gelişmesine vesile olacak şeyi vermiştir.

 

Bu dünyada verilen ya da verilmeyen her şey geçicidir ve birkaç on yıldan fazla sürmez. Oysa ahiretteki mutluluk ya da mutsuzluk ebedîdir. Bu durumda, eğer bir kimse şu birkaç günlük dünyada geçici bir çirkinliğe veya bedensel bir kusura razı olup Allah’ın adalet ve hikmetine kesin olarak inanır, O’nu kınamaz ve bu sayede ebedî güzellik ve kemale ulaşırsa, bunun bir değeri olmaz mı?

Eğer bu birkaç günlük çirkinlik ve kusur, insanın ahirette yüz şeklini kendisinin belirleyeceği bir makama ulaşmasına vesile olursa, bu büyük bir nimet olmaz mı? Yüce Allah, Allah’ın takdirine razı olan ve teslimiyet gösterenlere şöyle hitap eder:

“... Onlar için orada (cennette) canlarının çektiği her şey vardır ve sizin için orada istediğiniz her şey vardır...” [2]

 

B. Bedensel ve Zihinsel Sorunların Hikmet ve Faydaları

Bu ön açıklamaları yaptıktan sonra, bedensel sorunların ortaya çıkışının faydasız ve anlamsız olmadığını, ilahi hikmetle çelişmediğini göstermek adına bazı faydalarına değinmeye çalışacağız.

 

1- İmtihan ve Sınanma

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!" [3]

Bedensel sorunlar için zikredilebilecek en önemli hikmetlerden biri, bu sorunların insanlar için birer sınama ve imtihan vesilesi olmasıdır. Hem sorunu yaşayan kişinin kendisi ve hem de çevresindekiler bir şekilde imtihan edilmektedirler.

Tefsir-i Numûne'de Bakara Suresi 155. ayetin tefsiri zeylinde şöyle okuyoruz: Bu ayette (Yüce Allah), genel olarak imtihan meselesine ve onun çeşitli yüzlerine değinmekte ve kesin, kaçınılmaz bir kural olarak şöyle buyurmaktadır:

"Andolsun ki sizi korku, açlık, mal ve can kaybı (bedensel sorunlar gibi) ve ürünlerin eksilmesi gibi hususlarla mutlaka imtihan edeceğiz."

Bu imtihanlarda zafer kazanmak ancak direnç ve kararlılık gölgesinde mümkün olduğundan, ayetin sonunda şöyle buyurmaktadır:

"Sabredenleri ve direnç gösterenleri müjdele."

Bu zorlu imtihanların üstesinden başarıyla gelenler onlardır ve zafer müjdesi onlara aittir; ancak azmi zayıf ve dayanıklılığı olmayanlar bu imtihan potasından yüzü kara çıkarlar. Bir sonraki ayet sabredenleri tanıtarak şöyle buyuruyor:

"Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde: 'Biz Allah'a aidiz ve şüphesiz O'na döneceğiz' derler."

Hepimizin O'ndan olduğu gerçeğine dikkat etmek, bize nimetlerin yok olmasından asla üzülmememiz gerektiği dersini verir. Çünkü tüm bu lütuflar, hatta bizatihi kendimiz O'na aitiz; bir gün verir, başka bir gün maslahat görür ve geri alır; her iki durum da bizim hayrımızadır. [4]

 

2- İnsanı Uyarma ve Uyandırma

Bazen Allah'ın insana nasip ettiği bela ve zorluklar, bir uyarı ve "kulak çekme" niteliği taşır. İnsanlar hayatları boyunca sık sık hatalara ve gafletlere düşer, yanlış yollara saparlar. Hayatın zorlukları bazen insanı kendine getirir ve hatalarının farkına varmasını sağlar.

Dikkatli bir gözlemle, kendilerinde veya yakınlarında meydana gelen bedensel sorunlar gibi sıkıntılara müptela olduktan sonra Allah'ı hatırlayan; tövbe, dua ve yakarışa yönelen kişileri mutlaka bulabilirsiniz.

 

3- İbret Almak ve Şükretmek

Mufazzal'ın İmam Cafer-i Sadık'tan (a.s) naklettiği bir rivayette şöyle okuyoruz: "Mufazzal dedi ki: 'Efendim, o halde neden bazı insanlar bu azalarından (organlarından) bazılarını kaybediyorlar ve sizin tarif ettiğiniz zararlara uğruyorlar?' İmam (a.s) şöyle buyurdu:

'Bu, o belaya uğrayan kişi ve onun vesilesiyle başkaları için bir edep ve öğüttür; tıpkı hükümdarların insanları cezalandırıp öğüt vermesi gibi. Bu durum onlardan yadırganmaz, aksine bu görüşleri övülür ve tedbirleri doğru bulunur. Ayrıca, bu belalara uğrayanlar eğer şükreder ve Allah'a yönelirlerse, ölümden sonra öyle bir sevaba kavuşurlar ki, o azaların dünyevi faydalarını küçük görürler.'

 (Başka bir ifadeyle; bu eksik azalar onlar için o kadar büyük ahiret menfaatleri sağlar ki, sağlam azaların dünyevi faydası, eksik azaların ahiret sevabı yanında önemsiz kalır.)

'Hatta eğer ölümden sonra muhayyer bırakılsalar (seçim şansı verilse), daha fazla sevap kazanmak için aynı belalarla dünyaya dönmeyi tercih ederler.' [5]

 

Bu bölümle birlikte, bedensel eksikliklerin veya zorlukların sadece bir "kayıp" değil, aynı zamanda hem birey ve hem toplum için manevi bir uyanış ve ahiret azığı olduğunu görüyoruz.  Açıkça görüldüğü üzere bu rivayette (İmam Cafer-i Sadık'ın (a.s) kelamında) meselenin çeşitli yönleri beyan edilmiştir: İlk olarak, bu tür bedensel eksiklikler birer terbiye ve ibret vesilesidir; ikinci olarak, bu tür sıkıntılara müptela olan kişiler şükrederlerse, çok daha büyük bir nimete ve sevaba nail olurlar.

Ancak genel bir çerçevede şunu unutmamalıyız: Bedensel sorunlar, insanın ilahi nimetlerin farkına varması ve onların kadrini bilmesi için birer zemin niteliğindedir. Bir insanın Allah'ın kendisine bahşettiği nimetleri idrak etmesi için bir hastaneyi veya rehabilitasyon merkezini bir saatliğine ziyaret etmesi, oradaki hastaları veya engelli bireyleri görmesi yeterlidir.

Bazen insan sağlık nimetine o kadar dalar ki, şükretmeyi ve kıymet bilmeyi unutur. Fakat ne zaman ki kendisi veya çevresindekiler bir hastalık veya sorunla karşılaşsa, Allah'ın nimetlerini hatırlar ve içinde bir şükür duygusu uyanır.

 

Bu hadis özetle şunları vurguluyor:

İbret: Eksiklikler, hem yaşayan ve hem de gören için manevi bir uyarıdır.

Mükâfat: Sabır ve şükürle karşılanan zorluklar, ahirette dünyevi kaybın çok üzerinde bir kazanç sağlar.

Farkındalık: Sağlık, kaybedilme ihtimali hatırlandığında gerçek değerine kavuşan bir nimettir.

 

4- Hayra ve Mükâfata Erişmek

Önceki rivayette de değinildiği üzere bu tür sıkıntıların bir diğer faydası, mümin bir kimsenin bu zorluklara sabrederek daha büyük bir hayra ve ödüle ulaşabilmesidir. Diğer bir deyişle birey, bu sorunları hayra ulaşmak için bir vesile olarak kullanabilir. Meseleyi, konuyu bizzat açıklayan şu rivayetlerle detaylandıralım:

a- Abdullah b. Ebî Ya'fûr’dan nakledilen bir rivayette şöyle okuyoruz: Sürekli hastalıklardan muzdarip olan Abdullah b. Ebî Ya'fûr der ki: Çektiğim ağrılardan dolayı İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) şikâyette bulundum. Hazret bana şöyle buyurdu:

"Ey Abdullah! Eğer mümin, musibetlerde (hastalık ve sıkıntılarda) kendisi için ne kadar büyük bir ecir/ödül olduğunu bilseydi, ömrü boyunca bedeninin makaslarla parça parça edilmesini temenni ederdi." [6]

Bu sarsıcı ifade, yaşanan bedensel acıların ahiretteki karşılığının ne kadar muazzam olduğunu vurgulamak için kullanılan bir temsildir. İnsan ruhunun bu zorluklarla nasıl bir olgunluğa ve ödüle eriştiğini anlatmaktadır.

 

b- Ebu Basir, İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) şöyle nakletmiştir: İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurdu:

"Allah-u Teâlâ'nın yeryüzünde öyle seçkin ve halis kulları vardır ki, gökten yeryüzüne ne zaman bir hediye/nimet inse, Allah onu onlardan başkasına yöneltir. Ne zaman bir bela inse, onu mutlaka onlara yöneltir (onları o belayla sınar)." [7]

 

c- İmam Cafer-i Sadık (a.s), Hz. Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmektedir:

"Büyük belaların karşılığı büyük mükâfatlarla verilir. Allah, bir kulu sevdiğinde onu büyük bir belaya müptela kılar. Kim bu belaya (sabredip) razı olursa, Allah da ondan razı olur. Kim de bu belaya karşı hoşnutsuzluk gösterirse, Allah da ona gazap eder." [8]

 

d- İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

"Yüce Allah; mümini ya bedenindeki bir hastalıkla ya ailesindeki veya malındaki bir musibetle ya da dünya musibetlerinden biriyle mutlaka sınar ki (bu sabrı karşılığında) ona mükâfat versin." [9]

 

Genel Değerlendirme:

Bu rivayetler, İslam inancında hastalıkların ve bedensel engellerin sadece bir "ceza" değil, aksine Allah'ın kuluna olan özel ilgisinin ve onu manevi olarak yüceltme isteğinin bir tezahürü olduğunu göstermektedir. Musibetler, mümin için bir temizlenme ve yüksek derecelere ulaşma basamağıdır.

Ayrıca bu rivayetler, manevi mertebesi yüksek olan kulların dünya hayatında daha ağır imtihanlara tabi tutulduklarını ve bu belaların aslında Allah'a yakınlaşma ve ahirette büyük ecirler kazanma vesilesi olduğunu vurgulamaktadır.

 

e- İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

"Şüphesiz cennette öyle bir makam (mertebe) vardır ki, kul oraya ancak bedenindeki bir hastalık/sıkıntı sayesinde ulaşabilir." [10]

 Bu rivayet, bazı yüksek manevi derecelerin sadece ibadetle değil, aynı zamanda bedensel zorluklara karşı gösterilen sabır ve rıza ile kazanılabileceğini açıkça ifade etmektedir.

 

5- Günahlardan Arınma

Mümin için bu tür zorlukların en önemli faydalarından biri de, eğer onlara sabrederse dünyadan yükü hafiflemiş (günahlarından arınmış) olarak göçebilmesidir. Başka bir deyişle, yaşanan sıkıntılar müminin günahlarına kefaret olur; böylece kişi cezasını dünyada çekip temizlenir ve sonuç olarak kıyametin o dehşetli azaplarından kurtulur.

Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a), nakledilen bir rivayette şöyle buyurmaktadır:

"Mümin erkek ve mümin kadının bedeninde, malında ve evladında bela (sıkıntı) eksik olmaz; ta ki Allah’a üzerinde hiçbir günah kalmamış şekilde kavuşsun." (Yani Allah'ın huzuruna tertemiz çıkması içindir.) [11]

 Bu bakış açısına göre dünyevi hastalıklar ve kayıplar, aslında ahiret hayatı için büyük bir "temizlik" operasyonudur. Başka bir rivayette ise, şöyle okuyoruz:

"Mümin bir kimsenin bedenine eziyet veren hiçbir musibet isabet etmez ki, Allah o musibet vesilesiyle onun günahlarını örtüp silmesin." [12]

 

Genel bir ifadeyle, bazen müminler, dünyada çektikleri bela ve sıkıntıların günahlarına kefaret olması için bu zorluklara maruz kalırlar. Böylece kıyamet günü, cezalandırılmalarına sebep olacak hiçbir şey kalmaz ve Allah onları doğrudan kendi nimetlerine eriştirir. Yüce Allah, iyi ve mümin kullarına olan lütfu sebebiyle, onların bu dünyadan tertemiz ve günahsız bir şekilde göç etmelerini diler; bu yüzden bazen onları bela ve zorluklarla sınayarak arındırır.

 

C- Sonuç ve nihai cevap

1- Hikmet sahibi olan Allah'tan boş, abes ve batıl bir iş sadır olmaz.

Bedensel ve zihinsel sorunların varlığı konusunda da diyoruz ki, bunların hiçbiri boşuna değildir ve bir faydaya sahiptir. Bu faydalardan bazıları şunlardır:

a- Bu tür sorunlar, hem kişinin kendisi ve hem de çevresindekiler için bir imtihan ve sınav vesilesidir.

b- Sabredilmesi durumunda, bu sorunlar sayesinde yüksek makamlara ve büyük ödüllere ulaşılabilir.

c- Bu tür sorunlar günahlara kefaret olabilir ve sonuç olarak kişinin bu dünyadan günah yükünden kurtulmuş bir hafiflikle göçmesini sağlar.

d- Bedensel sorunlar hem kişide ve hem de çevresindekilerde “şükretme” bilincinin oluşmasına zemin hazırlar.

e- Bazen bu bedensel sorunlar insanı Allah'ı hatırlamaya sevk eder; dua ve yakarışla insanın O'na yakınlaşmasına vesile olur. Ve benzeri hikmetler...

 

Bu kadar fayda göz önüne alındığında, bedensel ve zihinsel sorunların varlığının abes olmadığını ve her birinin kendine has bir hikmeti olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Elbette daha iyi ve titiz bir bakış açısıyla bakacak olursak, bu tür sorunlar çoğu durumda daha büyük bir hayra vesile oldukları için birer azap değil, aksine bir tür nimet sayılırlar. İmam Ali (a.s), bu meseleyi daha kâmil ve dakik bir ifadeyle şöyle beyan etmektedir:

"Sonunda ateş (cehennem) olan bir hayır, hayır değildir; sonunda cennet olan bir şer de şer değildir. Cennet dışındaki her nimet değersizdir ve cehennem dışındaki her bela ise afiyettir." [13]

 

2- Şunu da unutmayalım ki Allah, dünyayı sebep-sonuç ilişkisi (illet ve malul) üzerine yaratmıştır. Birçok durumda, şer sebeplerini hazırlayarak kendileri veya çocukları için bedensel ve zihinsel sorunlara yol açan bizzat insanların kendisidir. Elbette birisi "Kendi iradesi dışında sorunlar ve engellerle doğan çocukların suçu nedir?" diyebilir. Bu konuda da diyoruz ki, öncelikle onlara bir zulüm yapılmıştır ve zalim (eğer eylemi kasıtlıysa kendi oranında) cezasını alacaktır. İkinci olarak, Yüce Allah çocukların bu sorunlarını ve engellerini ahirette en güzel şekilde telafi edecektir.

 

Bela Türleri

Sonuç olarak, bireyler, aileler veya toplumlar için meydana gelen musibet ve belaların birkaç çeşidini içeren şu sınıflandırmayı okumak da faydalı olabilir:

1- İnsanların kendi davranışlarının sonucu olan belalar:

Örneğin; bir gencin uyuşturucuya yönelerek kendini bağımlı hale getirmesi ve bu yolla ömür boyu perişan olması gibi. Bu bela ve musibet, Yüce Allah’ın hesabına yazılmamalı ve O’ndan bilinmemelidir.

2- Anne ve babanın davranışlarının sonucu olan belalar:

Örneğin; bir babanın alkol tüketimi nedeniyle çocuklarının ömür boyu bazı hastalıklara ve musibetlere müptela olması gibi. Bu bela ve musibet de Allah’tan bilinmemelidir. Elbette çocukların hiçbir suçu olmadan uğradıkları bu tür belalarda Yüce Allah, lütuf ve keremi gereği onların sıkıntılarını ahirette telafi edecek; adaleti gereği de mazlumun hakkını zalimden alacaktır.

3- Günahlar sonucu ortaya çıkan belalar:

Bunlar insan amellerinin doğal (vaz’î) sonuçlarıdır. Bu belalar da yine insanın kendi yaptıklarının bir sonucu olup hiçbir şekilde Allah’ın adaletiyle çelişmez. Örneğin; bir toplumda yalan ve hıyanet yaygınlaşırsa, toplumsal güven sarsılır ve insanlar azap ile sıkıntı içinde yaşarlar.

4- Yüce Allah’ın günahların izlerini silmek için gönderdiği belalar:

Bunlar aslında günahların kefaretidir. Yüce Allah, lütuf ve rahmetiyle bazı günahları dünyada temizler ki, günahkârlar ölümden sonra acı veren azaplara duçar olmasınlar. Bu belalar Allah’ın bizzat lütfudur.

5- İnsanları uyandırmak ve gafleti gidermek için gelen belalar:

Bu vesileyle insanlar Allah’a yönelirler veya O’na olan teveccühleri artar. Aşikardır ki, bu belalar da ulu Rabbin bizzat lütuf ve keremidir.

6- Yüce Allah’ın büyük şahsiyetleri sınamak ve imtihan etmek için gönderdiği belalar:

İmtihan, ilahi sünnetlerden biridir ve hiçbir şekilde durdurulamaz. Bu sınama bazen kişinin yetişmesi, terbiyesi ve tekâmül seyri (olgunlaşma süreci) için gerçekleştirilir. [14]

 

 

------------

[1]- Bakara, 216.

[2]- Fussilet, 31.

[3]- Bakara, 155.

[4]- Tefsir-i Numûne, c. 1, s. 524-525.

[5]- Tevhîd-i Mufazzal, s. 61; Âsumân ve Cihân, c. 5, s. 309, Biharü'l-Envar’ın ‘Semâ ve Âlem’ kitabı tercümesi.

[6]- el-Kâfî, c. 2, s. 255.

[7]- Hüseyin Cennâti Şahrûdî, Ârâm-bahş-ı Dil-i Dâğ-dîdegân, s. 294.

[8]- Hüseyin Cennâti Şahrûdî, Ârâm-bahş-ı Dil-i Dâğ-dîdegân, s. 296.

[9]- Bihârü'l-Envâr, c. 64, s. 237; İman ve Küfür - Bihârü'l-Envâr Tercümesi, c. 1, s. 122.

[10]- Bihârü'l-Envâr, c. 64, s. 237.

[11]- Bihârü'l-Envâr, c. 64, s. 236.

[12]- Peyâm-ı Peyamber, s. 832.

[13]- Nehcü'l-Belâga, Deşti Tercümesi, s. 723.

[14]- Yazarlar Heyeti, Endîşeyi Dînî, s. 99.

Tarih: 01-04-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum