içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

İslam ve Kur’an Perspektifinde “İmamet” ile “Nübüvvet” Makamı Arasındaki İrtibat

“İmamet” makamı, “Nübüvvet” makamından daha üstündür; bununla birlikte İmamların (a.s) makamı, İslam Peygamberi’nin (s.a.a) makamından daha yüksek değildir.

İslam ve Kur’an Perspektifinde “İmamet” ile “Nübüvvet” Makamı Arasındaki İrtibat

Bismillahirrahmanirrahim

 

“İmamet” makamı, “Nübüvvet” makamından daha üstündür; bununla birlikte İmamların (a.s) makamı, İslam Peygamberi’nin (s.a.a) makamından daha yüksek değildir. Zira İslam Peygamberi (s.a.a), “imamet” makamına ilaveten “risalet” makamına da sahiptir. İmamet ve nübüvvet makamları, bazı büyük peygamberlerde Allah-u Teâlâ tarafından bir arada verilmiş makamlardandır. [1]

 

İnsan toplumu, dünya ve ahiret saadetine ulaşabilmek ve doğru yola iletilebilmek için ilahî önderlere ihtiyaç duyar. Yüce Allah, kullarını hiçbir zaman hidayetsiz bırakmamıştır. Bu sebeple insanlık tarihi boyunca onları doğru yola iletmek için peygamberler göndermiştir.

İnsan aklı, bu önderlerin bizzat Allah tarafından hidayet edilmiş olmaları gerektiğine hükmeder; zira insanları hidayete ulaştırabilmeleri ancak bu şekilde mümkündür. Herkesin insanlara önderlik etme liyakati yoktur. Kur’ân-ı Kerîm bu hususta şöyle buyurmaktadır:

“De ki: ‘Hakka hidayet eden yalnızca Allah’tır. Öyleyse hakka ileten mi uyulmaya daha layıktır, yoksa kendisine hidayet verilmedikçe doğru yolu bulamayan mı? Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?’” [2]

 

Bu ayet-i kerime, insanın bizzat hidayete muhtaç olan bir kimseye tabi olmaması gerektiğini açıkça ifade etmektedir. Asıl hidayet edici Allah olduğuna göre, O, insanları doğru yola iletmek üzere kendisi tarafından hidayet edilmiş kimseleri görevlendirir. Kendisi hidayete muhtaç olan birinin ise, başkalarını hidayet etme yetkinliği bulunmamaktadır.

 

Bazı Peygamberlerde “İmamet” ile “Nübüvvet” Makamının Bir Arada Bulunması

Yüce ve hikmet sahibi olan Allah, insanları hidayete erdirmek ve doğru yola yönlendirmek amacıyla seçkin kimseleri görevlendirmiş ve onları beşeriyet için kendi mesajının taşıyıcıları kılmıştır. Bunlar, Allah’tan kullarına doğru hidayet feyzinin akışında aracı olan peygamberler ve resullerdir. Bu ilahî feyiz, insanın ondan istifade etme liyakatini kazandığı günden itibaren Allah tarafından indirilmiş ve Hz. Peygamber-i Ekrem’e (s.a.a) kadar da devam etmiştir. [3]

Elbette bu hidayet önderleri, üstlendikleri görevlerin mahiyetine göre farklı makam ve derecelere sahip olmuşlardır. Bu durum “risalet”, “nübüvvet” ve “imamet” makamlarının birbirinden ayrılmasına yol açmıştır.

 

Resullerin derecelerinin farklılığı hakkında Kur’ân-ı Kerîm şöyle buyurmaktadır:

“İşte bu resullerden kimini kimine üstün kıldık; içlerinden Allah’ın kendisiyle konuştuğu kimseler vardır ve onların bir kısmını dereceler bakımından yüceltmiştir…” [4]  

Ayrıca bazı peygamberlerin imamet makamına atanması hususunda da şöyle buyurur:

“Onlar sabrettikleri ve ayetlerimize kesin bir iman besledikleri için, içlerinden emrimizle hidayet eden imamlar kıldık.” [5]

 

Bu ayetler dikkate alındığında, “imamet”, “nübüvvet” ve “risalet” makamlarının tek bir peygamber şahsında bir araya gelmesinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Yani bazı peygamberler bu makamların tamamına sahip olmuşlardır. Bununla birlikte “imamet” makamı, peygamber veya nebi olmayan bir kimseye de Allah tarafından verilebilir. Nitekim Ehl-i Beyt’in masum İmamları (a.s) bu duruma örnektir.

 

İmamet Makamının Nübüvvet Makamına Üstünlüğünün Delili

İmamet makamının nübüvvet makamına üstün oluşu, Hz. İbrahim (a.s) hakkında nazil olan bir ayetten anlaşılmaktadır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Hani Rabbi İbrahim’i birtakım kelimelerle (çeşitli imtihanlarla) sınamış, o da bunları eksiksiz yerine getirmişti. Bunun üzerine Allah, ‘Şüphesiz seni insanlar için imam kılacağım’ buyurdu. İbrahim, ‘Soyumdan da (imamlar kıl)’ dedi. Allah ise, ‘Benim ahdim zalimlere erişmez’ buyurdu.” [6]  

 

Bu ayet-i kerimenin açıklamasında İmam Cafer-i Sâdık (a.s) son derece sağlam ve tutarlı bir beyanı şu şekilde dile getirmektedir:

“Allah-u Teâlâ, İbrahim’i kendisine has bir kul kıldıktan sonra onu nebi kıldı; onu nebi kıldıktan sonra resul seçti; onu resul seçtikten sonra halîli (dostu) edindi; onu halîl kıldıktan sonra ise, “imam” makamına yükseltti. Bu makamların tamamı Hz. İbrahim’de (a.s) bir araya geldiğinde Allah şöyle buyurdu:

‘Şüphesiz seni insanlar için imam kıldım.’

Bu makam, İbrahim’e o denli büyük göründü ki, ‘Ey Rabbim! Soyumdan da (imamlar kıl)’ diye niyazda bulundu. Bunun üzerine Allah,

‘Benim ahdim onların zalimlerine ulaşmaz’ buyurdu. Yani akılsız ve liyakatsiz bir kimse, asla takva sahibi insanların imamı olamaz…” [7]

 

Nübüvvet, İmamet ve Risalet Arasındaki Fark

Kur’ân ayetlerinde yer alan işaretler ve hadislerde geçen çeşitli ifadelerden anlaşılmaktadır ki, Allah tarafından görevlendirilen kimseler farklı makam ve mertebelere sahip olmuşlardır:

1. Nübüvvet Makamı:

Bu makam, Allah’tan vahiy alma makamıdır. Buna göre “nebi”, kendisine vahiy indirilen ve vahiy yoluyla elde ettiği bilgileri, insanlar talep ettiklerinde onlara aktaran kimsedir.

2. Risalet Makamı:

Bu makam, vahyin tebliği, ilahî hükümlerin duyurulması ve eğitim yoluyla nefislerin terbiye edilmesi makamıdır. Dolayısıyla “resul”, kendi görev alanında faaliyete geçmekle yükümlü olan; insanları Allah’a davet etmek ve O’nun emirlerini bildirmek için her türlü imkândan yararlanan ve kültürel, fikrî ve itikadî bir dönüşüm gerçekleştirmek amacıyla çaba gösteren kimsedir.

3. İmamet Makamı:

Bu makam, halkın liderliği ve önderliğidir. Gerçekte imam, ilahî bir hükümet kurarak ve gerekli güç ve imkânları elde ederek Allah’ın hükümlerini fiilen uygulamaya çalışan; resmî olarak bir devlet kurma imkânı bulamasa bile, gücü yettiğince ilahî hükümleri hayata geçirmeye gayret eden kimsedir.

 

Açıkça görülmektedir ki, İslam Peygamberi (s.a.a) gibi birçok peygamber, bu üç makamın tamamına sahipti: Hem vahiy alıyorlar, hem ilahî emirleri tebliğ ediyorlar, hem de hükümet kurma ve hükümleri uygulama yolunda çaba sarf ediyorlar; bunun yanı sıra bâtınî yollarla nefislerin terbiyesiyle de meşgul oluyorlardı.

Kısaca ifade etmek gerekirse, imamet makamı; maddî ve manevî, bedenî ve ruhî, zahirî ve bâtınî boyutlarıyla kapsamlı bir liderlik makamıdır. İmam; devlet başkanı, toplum önderi, dinî lider, ahlak terbiyecisi ve aynı zamanda içsel ve manevî rehberdir.

 

İmametin hakikatine dair yapılan bu açıklamalardan açıkça anlaşılmaktadır ki, bir kimse peygamberlik, tebliğ ve risalet makamına sahip olabilir; ancak imamet makamına sahip olmayabilir. Zira bu makam, bütün yönleriyle yüksek bir liyakat gerektirir. Nitekim bu makam, Hz. İbrahim’in (a.s) pek çok imtihan ve yeterliliği kazandıktan sonra eriştiği makamdır ve onun tekâmül yolculuğunun son halkasını teşkil etmiştir. [8]

 

İmamet Makamının Görev ve Yetkileri

İmamet ve nübüvvet, sahip oldukları ortak makam ve görevlerin yanı sıra, kendilerine özgü bazı hususî yetki ve sorumluluklara da sahiptir. Nübüvvet makamının kendine özgü yönü, vahyin alınması ve tebliğ edilmesidir. Buna karşılık imamet makamının hususî yönü ise, insanları hidayete erdirmek ve onları hedeflenen gayeye ulaştırmaktır.

 

Merhum Allâme Tabâtabâî, imametin kendine özgü yönlerini açıklarken şöyle buyurmaktadır: “İmam, varlıkları onların melekûtî yönleri itibarıyla yönlendiren hidayet edici şahsiyettir. İmamet makamı, insanların amelleri üzerinde bâtınî açıdan bir tür velayet anlamı taşır ve bu velayet, hidayetle birlikte bulunur. Buradaki hidayet, yalnızca yol göstermek ve doğru yolu göstermek anlamında değildir; bilakis insanı bizzat hedefe ulaştırmak demektir. Yol gösterme ve irşat ise, peygamberlerin, resullerin ve hatta öğüt ve nasihat yoluyla insanları Allah’a davet eden bütün müminlerin vazifesidir.” [9]

 

İmamet makamı, gerçekte İslam ümmetinin dünyevî işlerinde ve ilahî hükümlerin fiilen uygulanmasında ihtiyaç duyduğu yönetim ve liderlik makamıdır. Başka bir ifadeyle risalet ve nübüvvet makamları, zorunlu olarak yönetim ve hükümranlığı gerektirmez; bunlar daha ziyade ilahî buyrukların tebliği ve insanların irşadı makamlarıdır.

 

Bazı çağdaş düşünürler, Kur’ân’da peygamberlerin ve özellikle İslam Peygamberi’nin (s.a.a) risalet görevine dair nazil olan ayetlere dayanarak, peygamberlerin yönetim ve hükümranlık yetkisini reddetmektedirler. Oysa başta İslam Peygamberi (s.a.a) olmak üzere imamet makamına sahip olan bütün peygamberler ve masum İmamlar (a.s), bu makama hükümet kurmaları için atanmışlardır.

 

Sonuç

Yukarıda yapılan açıklamalardan şu sonuç elde edilmektedir: “İmamet” makamı, “nübüvvet ve risalet” makamlarından daha üstündür. “İmam”, ilahî bir hükümet kurarak ve gerekli güç ve imkânları elde ederek Allah’ın hükümlerini fiilen uygulamaya çalışan kimsedir. Herhangi bir sebeple resmî olarak bir hükümet kurma imkânı bulamasa dahi, gücü yettiği ölçüde ilahî hükümleri hayata geçirmeye gayret eder. Buna karşılık nübüvvet makamı böyle bir yükümlülüğü zorunlu kılmaz. Başka bir ifadeyle imamın görevi ilahî buyrukların uygulanması iken, nebinin görevi bu buyrukların tebliğ edilmesidir.

 

Hamidullah Refîî

 

----------

[1]- İmamet Bilgisi (İmam Şinâsî), c. 10, s. 166.

[2]- Yûnus, 35.

[3]- İmâmiyye İnançlar Bildirgesi, s. 97.

[4]- Bakara, 253.

[5]- Secde, 24.

[6]- Bakara, 124.

[7]- el-Kâfî, c. 1, s. 175.

[8]- Tefsîr-i Numûne, c. 1, s. 440-442.

[9]- el-Mîzân Tefsiri Tercümesi, c. 1, s. 411.

Tarih: 10-01-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum