içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Kimler Rec'at Edecektir?

Kimler Rec'at Edecektir?

Bismillahirrahmanirrahîm

 

Bu makalede, “ric’at” (geri dönüş) eden kişileri tanıtan üç tür rivayet incelenmektedir. Bu rivayetler üç grupta ele alınmaktadır:

 

Birinci grup: Ric’ata genel olarak delalet eden rivayetler

Bu grup rivayetler, belirli şahısları açıkça zikretmeksizin, ric’at edenleri genel bir başlık altında, yani saf müminler ve saf kâfirler olarak zikretmiştir:

1. İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:

“… Ric’at genel değildir; bilakis özeldir. Sadece imanı tamamen arınmış olanlar veya şirki tamamen arınmış olanlar geri dönerler.” [1]

 Ric’at geneli kapsamaz; yalnızca saf müminler ve saf müşrikler dünyaya geri döner.

2. Küleynî, İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) bir rivayet nakletmiştir. İmam (a.s), Şiîlerin ölümden itibaren geçirdikleri aşamaları anlattıktan sonra gerçek Şiîler hakkında şöyle buyurmuştur:

“… Ta ki bizim Ehl-i Beyt’ten olan Kaimimiz kıyam edene kadar. Kaimimiz kıyam ettiğinde Allah onları diriltecek, onlar da grup grup ona gelerek biat edeceklerdir. İşte o zaman bâtıl ehli şüpheye düşecek, haramı helal sayanlar yok olup gidecek ve onlardan çok azı kalacaktır…” [2]

3. Hz. Peygamber-i Ekrem’den (s.a.a) nakledilen başka bir rivayet vardır ki, buna göre seçilmiş bazı erkekler ve kadınlar, Hz. Veli Asr’ın (a.f) zuhuru ile birlikte Hz. İsa (a.s) ile beraber yeryüzüne ineceklerdir:

“İsa b. Meryem, yeryüzünün en hayırlılarından ve geçmiş olanlardan daha Salih olan sekiz yüz erkek ve dört yüz kadın ile birlikte inecektir.” [3]

Bu erkek ve kadınların önceki ümmetlerden mi, İslam ümmetinden mi yoksa farklı dönemlerden mi olduğu konusunda sorular vardır; bu hadis bu konuda bir şey söylememektedir.

 

İkinci grup: Belirli şahıslara ricat müjdesi veren rivayetler

Diğer bir grup rivayet, masumların (a.s) belirli kişilere örnek olarak ric’at müjdesi verdiği rivayetlerdir:

1. Ric’at edecek erkekler

a) İbn Cerir et-Taberî’nin aktardığına göre Mufazzal b. Ömer’den rivayetle dedi ki, Ebu Abdullah (İmam Cafer-i Sadık) (a.s) buyurdu:

“Ey Mufazzal! Sen ve kırk dört erkek, Kaim ile birlikte haşr olunacaksınız. Sen Kaim’in sağ tarafında olacak, insanlara emir ve nehiyde bulunacaksın ve o gün insanlar sana bugün olduğundan daha fazla itaat edeceklerdir.” [4]

b) İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

“Sanki Hıbrân b. A‘yen ve Müyesir b. Abdülaziz’i görüyorum; Safa ile Merve arasında kılıçlarıyla insanlara darbe indiriyorlar”. [5]

c) İmam Kazım (a.s) bir hadisinde şöyle buyurmuştur:

“Sanki Abdullah b. Şerik el-Âmirî’yi görüyorum; siyah sarıklı, sarığının iki ucu iki omzunun arasına düşmüş halde, dağın yamaçlarına doğru yükseliyor ve Ehlibeyt’ten olan Kaimimizin önünde, dört bin kişiyle birlikte tekbir getirip düşmanı bozguna uğratıyorlar.” [6]

Ebu Hadîce’den rivayet edilmiştir. Dedi ki: İmam Cafer-i Sadık’ı (a.s) şöyle buyururken işittim:

“Allah’tan, benden sonra İsmail’i yaşatmasını istedim, fakat kabul etmedi. Ancak bana onun hakkında başka bir makam verdi; o, on kişilik ashabıyla birlikte ilk olarak (kabirden) çıkarılan kişidir. Onların arasında Abdullah b. Şerik de vardır ve o, onun sancağının sahibidir.” [7]

e) Dâvûd Rakkî

Keşşî, Dâvûd’dan şöyle nakleder:

İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) şöyle arz ettim: “Ben yaşlı ve zayıf düşmüş durumdayım ve sizi sevdiğim için öldürülmeyi istiyorum”. İmam (a.s) şöyle buyurdu:

“Bundan kaçış yoktur. Bu dünyada olmazsa, ahirette olacaktır.” [8]

f) Necm b. A‘yen

Allâme, el-Hulâsa kitabında ve İbn Dâvûd, Ricâl kitabında Necm b. A‘yen’in hal tercümesinde Abdullah b. Bekîr’den naklederler ki İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurdu:

“O (Necm b. A‘yen), ricatta cihat edenlerdendir.” [9]

z) Mufazzal, İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet eder:

“Hz. Kaim (a.f) ile birlikte Kûfe’nin arkasından yirmi yedi kişi çıkar. Onlardan on beşi Hz. Musa kavminden olup hak ile hidayet eden ve onunla adalet eden kimselerdir; yedisi Ashab-ı Kehf’tendir; Yuşa b. Nûn, Selman, Ebu Dücane el-Ensarî, Mikdâd ve Mâlik el-Eşter de onlardandır. Bunlar onun önünde yardımcılar ve yöneticiler olacaklardır.” [10]

Ayrıca isimleri zikredilenler arasında “Akil ve Hâris” de vardır. [11]

2. Ric’at eden kadınlar

Elbette ric’at rivayetleri genel başlık altında yalnızca “saf mümin ve saf kâfir” şeklinde geldiğinden erkek ve kadınla sınırlı değildir; ancak bazı rivayetlerde örnek olarak kadınların ric’atine de işaret edilmiştir. Bunlardan biri Mufazzal b. Ömer’in İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) naklettiği şu rivayettir: İmam Cafer-i Sadık’ı (a.s) şöyle buyururken işittim:

“Kaim ile birlikte on üç kadın olacaktır.” Dedim ki, “Onlar ne yapacak?” Buyurdu ki: “Yaralıları tedavi edecek ve hastalara bakacaklar; tıpkı Hz. Resûlullah (s.a.a) ile birlikte oldukları gibi.” Dedim ki, “Onları bana isim isim söyle.” Buyurdu ki: “Kânû (Kınao) bint Reşid, Ümmü Eymen, Hubâbe el-Vâlibiyye, Sümeyye (Ammâr b. Yâsir’in annesi), Zübeyde, Ümmü Hâlid el-Ahmesiyye, Ümmü Saîd el-Hanefiyye, Sıyâne el-Mâşita ve Ümmü Hâlid el-Cüheniyye” [12]

 

Diğer dört kişinin ismi rivayette geçmemiştir; ancak Riyâhînü’ş-Şerîa kitabında Nüseybe bint Kâ‘b el-Mâzeniyye’ye de işaret edilmiştir. [13] Bunların dışında başka bir isim zikredilmemiştir. Aşağıda bu kadınlardan bazılarının hayatına dair özet bilgi verilmiştir.

a) Kânûa, Reşîd Hicrî’nin kızı

Tarihte Kânûa’nın hayatına dair fazla bir kayıt bulunmamaktadır. Kesin olan şudur ki, o, Emirü’l-Müminin Ali’ye (a.s) muhabbet besleyenlerden olup İslam’a ve Şiiliğe büyük bir sevgi duymaktaydı. Ebu Hayyân el-Beclî şöyle der: “Kânûa’ya babasından ne rivayet ettiğini sordum. Dedi ki: “Babam, Emirü’l-Müminin Ali’den nakletti ki, o şöyle buyurdu: ‘Ey Reşîd! Beni Ümeyye’nin üvey oğlu [İbn Ziyad] iki elini, iki ayağını ve dilini kestiğinde sabrın nasıl olacak?’ Babam dedi ki: ‘Sonum cennet mi olacak…?’ Buyurdu ki: ‘Ey Reşîd! Dünyada ve ahirette benimle olacaksın.’ Kânûa der ki: ‘Allah’a yemin olsun ki bir süre sonra İbn Ziyad babamı çağırdı ve ondan Hz. Ali’ye (a.s) beddua etmesini istedi. Babam bunu asla kabul etmedi. İbn Ziyad dedi ki: “Ali (a.s) senin öldürülme şeklini nasıl bildirdi?” Babam cevap verdi: “Efendim Ali bana bildirdi ki, sen beni Ali’den beraat etmeye çağıracaksın, fakat ben kabul etmeyeceğim; sonra sen iki elimi, iki ayağımı ve dilimi keseceksin.” İbn Ziyad dedi ki: “Allah’a yemin ederim ki, Ali’nin senin hakkındaki sözünü tersine çevireceğim.” Bunun üzerine iki eli ve iki ayağının kesilmesini emretti, dilini ise bıraktı. Kânûa der ki: “Babamı omzuma aldım ve yolda ona dedim ki: ‘Ey babam! Çok acı hissediyor musun?’ O dedi ki: ‘Hayır, sadece insanların üzerime yığılmasından dolayı bir baskı hissediyorum.’ Saraydan çıkınca insanlar etrafına toplandı. Babam bu fırsatı değerlendirerek dedi ki, ‘Kalem, mürekkep ve kâğıt getirin, size olayları anlatayım.’ Bu haber İbn Ziyad’a ulaşınca dilinin de kesilmesini emretti ve babam o gece şehit oldu.” [14]

b) Ümmü Eymen

Onun adı Beraka’dır. O, Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) hizmetinde bulunan cariyesiydi; babası Abdullah’tan Hz. Peygamber’e (s.a.a) miras kalmış ve Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) bakımını üstlenmişti. [15]

İlk evliliğinden Huzâa’lı Ubeyd’den “Eymen” adında bir oğlu vardı ve Huneyn Savaşı’nda şehit olmuştur. Ümmü Eymen’in yüksek bir makamı vardı. Şöyle anlatılır: Mekke ile Medine arasında yolculuk ederken susuzluk ona galip gelmiş ve neredeyse vefat etmek üzereyken gökten bir kova su inmiş, onu içmiştir. [16]

Ümmü Eymen, Hz. Peygamber’in (s.a.a) vefatından sonra çok ağlar ve şöyle derdi: “Benim ağlamamın sebebi vahyin kesilmiş olmasıdır”. [17]

Hz. Fatımatü’z-Zehra (s.a), Fedek meselesinde onu şahit olarak göstermiştir. Sonunda Osman’ın hilafeti döneminde vefat etmiştir.

c) Hubâbe el-Vâlibiyye

Şeyh Tûsî onu İmam Hasan’ın (a.s) ashabından saymıştır. İbn Dâvûd ise, onu İmam Hasan (a.s), İmam Hüseyin (a.s), İmam Zeynelâbidîn (a.s) ve İmam Bâkır’ın (a.s) ashabından kabul etmiştir. Bazıları onu sekiz İmam’ın (a.s) ashabından sayarak İmam Rıza’ya (a.s) kadar ulaştırmıştır.

Rivayet edildiğine göre İmam Rıza (a.s) onu kendi kişisel gömleğiyle kefenlemiştir. Vefat ettiğinde yaşı 240’tan fazlaydı. İki kez gençlik dönemine geri dönmüştür; bunlardan biri İmam Zeynelâbidîn’in (a.s) mucizesiyle ve diğeri ise, İmam Rıza’nın (a.s) mucizesiyle gerçekleşmiştir. [18]

ç) Sümeyye, Ammar Yâsir’in annesi

O, İslam’a giren yedinci kişiydi ve kendisine en ağır işkenceler yapılmıştır. Bazen Hz. Resûlullah (s.a.a) Ammar, babası ve annesinin yanından geçtiğinde, onların Mekke’nin kavurucu sıcağında kızgın topraklar üzerinde işkence gördüklerini görür ve şöyle buyururdu: “Ey Yâsir ailesi! Sabredin; bilin ki sizin vaad yeriniz cennettir.” Sonunda Sümeyye, “Ebu Cehil” gibi bir zalimin mızrağıyla şehit edilmiştir. O, İslam’daki ilk kadın şehittir. [19]

d) Zübeyde

O, samimi Şiîlerden olup Hârûn Reşîd’in eşi ve hayır işleriyle tanınan bir kişiydi. Mekke’de bir su tulumunun bir altın dinara denk geldiği bir dönemde, hacılara ve muhtemelen Mekke halkına su temin ederdi. Dağları kazarak ve tüneller açarak suyu birkaç mil uzaklıktan Harem’e getirmiştir.

Zübeyde’nin yüz cariyesi vardı ve hepsi Kur’an hâfızıydı; öyle ki onun evinden yükselen Kur’an tilaveti, arıların vızıltısı gibi duyulurdu. [20]

e) Ümmü Hâlid

Rivayetlerde bu isimle iki kadın meşhur olmuştur: Ümmü Hâlid el-Ahmesiyye ve Ümmü Hâlid el-Cüheniyye. Muhtemelen kastedilen, eli kesilmiş olan Ümmü Hâlid’dir. Yûsuf b. Ömer Irak valisiyken, Zeyd b. Ali b. Hüseyin’i (a.s) Kûfe şehrinde şehit etmiş ve Şiiliği ve Zeyd’in kıyamına meyli sebebiyle Ümmü Hâlid’in elini de kesmiştir. [21]

Bu fedakâr kadının şahsiyeti ve makamı hakkında İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) önemli bir rivayet zikredilmiştir. Ebû Basîr der ki, İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) huzurunda oturuyordum; eli kesilmiş Ümmü Hâlid içeri girdi. İmam (a.s) şöyle buyurdu:

“Ey Ebû Basîr! Ümmü Hâlid’in sözünü dinlemek ister misin?” Ben de dedim ki, “Evet, ey Resûlullah’ın oğlu! Onun sözünü dinlemek bizi sevindirir…”

O esnada Ümmü Hâlid İmam’ın (a.s) huzuruna geldi ve konuştu. Onun son derece fasih ve beliğ bir şekilde konuştuğunu gördüm. Daha sonra İmam (a.s), velayet ve düşmanlardan beraat konusu hakkında onunla konuştu.

f) Sıyâne

O, Firavun’un kızının saçlarını düzenleyen berber (kuaför) idi ve Firavun’un akrabası ve hazinedarı olan Hızkîl’in eşiydi. Hızkîl, Firavun ailesinden mümin bir kimseydi ve kendi peygamberi olan Hz. Musa’ya (a.s) iman etmişti. [22]

Hz. Peygamber (s.a.a), Mirac gecesinde Mekke-i Mükerreme ile Mescid-i Aksa arasında yolculuk ederken güzel bir koku hissetti. Cebrail bu konuda şöyle dedi:

Ey Allah’ın Resûlü (s.a.a)! Hızkîl’in eşi, Hz. Musa b. İmran’a iman etmiş ve imanını gizlemişti. Firavun’un sarayında berberlik yapıyordu. Bir gün Firavun’un kızını süslerken tarağı elinden düştü ve istemeden “Bismillah” dedi. Firavun’un kızı: “Babamı mı övüyorsun?” dedi. O da “Hayır, ben senin babanı yaratan ve onu yok edecek olanı övüyorum” dedi. Firavun’un kızı hemen babasına giderek “Sarayımızdaki berber kadın Musa’ya iman etmiş” dedi. Firavun onu çağırdı ve “Benim ilahlığımı kabul etmiyor musun?” dedi. Sıyâne “Asla; ben gerçek olan Allah’tan vazgeçmem ve sana tapmam” dedi. Bunun üzerine Firavun, bakır bir fırının yakılmasını emretti. Fırın kızgın hale gelince, kadının bütün çocuklarını onun gözleri önünde ateşe attılar. Kucağındaki bebek olan çocuğunu ateşe atmak istediklerinde, Sıyâne derinden sarsıldı ve diliyle dinden beri olduğunu söylemek istedi. Tam o sırada Allah’ın emriyle çocuk konuştu ve şöyle dedi: “Sabret ey anne! Sen hak üzeresin.”

Bunun üzerine Firavuncular o kadını ve süt çocuğunu da ateşe attılar ve yaktılar; küllerini bu toprağa serptiler. Kıyamet gününe kadar bu yerden hoş bir koku duyulmaya devam etmektedir… [23]

g) Nüseybe, Kâ‘b b. Mâzini’nin kızı

Nüseybe, “Ümmü Umâre” diye bilinen, İslam’ın ilk dönemlerinin fedakâr kadınlarındandı. Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) bazı savaşlarına katılmış ve Uhud Savaşı’nda en önemli rollerden birini üstlenmiştir. Müslümanların geri çekilip Hz. Peygamber’i (s.a.a) yalnız bıraktığı sırada onun canını korumak için mücadele etmiş ve on üç yara almıştır. [24]

Hz. Resûlullah (s.a.a) onun oğlu Ammâre’ye şöyle buyurmuştur:

“Bugün annenin makamı savaşçı erkeklerden daha yücedir.” Nüseybe, İmam-ı Zaman’a (a.f) yardım etmek üzere ric’at edecek kimselerdendir. Şunu da belirtmek gerekir ki, rivayette adı geçen diğer iki kişinin hayatına dair bilgiye ulaşılamamıştır.

 

Üçüncü grup: Seçkin ric’atlar

Bir diğer grup ise, peygamberlerin ve onların takipçilerinin ric’at edeceğini haber veren rivayetlerdir. Peygamberlerin ve masumların (a.s) ric’atı, özel ric’atlar arasında yer alır; çünkü bunlar daha kapsamlı ve daha yüce hedefler ile faaliyetlere sahiptirler. İşte bu ayrıcalıkları sebebiyle bunlar ayrıca ele alınmış ve onların ric’atına delalet eden rivayetler, ric’atlarının zamanı ve şartları dikkate alınmaksızın incelenmiştir.

a) Peygamberlerin ricatı

1. İbn Miskân, İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder:

“Allah, Âdem’den itibaren hiçbir peygamber göndermemiştir ki, tekrar dünyaya dönmesin ve Emirü’l-Müminin Ali’yi (a.s) desteklemesin. Bu, Allah’ın şu sözüdür: ‘Ona mutlaka iman edeceksiniz’; yani Hz. Resûlullah’a (s.a.a) ve ona mutlaka yardım edeceksiniz’; yani Emirü’l-Müminin Ali’ye (a.s)” [25]

2. İmam Bâkır (a.s) şöyle buyuruyor:

“Dânyâl ve Yûnus (a.s), Emirü’l-Müminin Ali’nin (a.s) ric’atı zamanında dünyaya geri dönecek ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) risaletini tasdik edeceklerdir.” [26]

b) Hz. Peygamber’in (s.a.a) ve Masum İmamların (a.s) ric’atı

İslam Peygamberi’nin (s.a.a) ve on iki Masum İmam’ın (a.s) ric’at dönemindeki dönüşü, bu döneme özel bir ihtişam ve görkem kazandıracaktır. Onlar, kendilerine reva görülen mazlumlukların intikamının alınması için gelecekler. Kudret sahibi Allah, onların azamet ve izzetini dünyaya ve düşmanlarına gösterecek ve zalimlere ise, zilletin acı tadını tattıracaktır.

Gerçekten de ric’at dönemi, iman ehlinin mazlumiyetlerinin sona erdiği, gaspçıların ve zalimlerin ise horlandığı dönem olacaktır. Acaba cahiliye döneminin ayrımcılıkları ve insanların kendi elleriyle oluşturdukları eşitsizlikler kökünden sökülüp atılmayacak mıdır?

Hz. Resûlullah’ın (s.a.a), pâk imamların (a.s) ve bütün ilahî peygamberlerin, zuhur döneminde Hz. Mehdi’nin (a.f) yanında ric’at etmeleri, dünyanın durumunu değiştirecek büyük ve tarif edilemez bir olaydır. Âlemlerin Rabbinin kudretiyle bu eşsiz ilahî tecelliler, yeryüzünün çehresini değiştirecektir.

İmamiyye Şiası’nın inancına göre ric’at, zuhur döneminde dünyada adaleti tesis edecek ve yeryüzünden zulmü kaldıracak olan, Allah’ın vaatleri arasında geleceğe dair en önemli haberlerden biridir. Bu olay öylesine büyük ve değerlidir ki, vahiy kaynaklı haberler onun alametlerini ve etrafında meydana gelecek olayları da açıklamıştır.

Gerçekten de Hz. Mehdi’nin (a.f) hakiki bekleyicileri, böyle bir günü özlemle beklememeli ve Allah’ın dinine yardım etme arzusunu Âl-i Muhammed’in (s.a.a) Kaimi’nin (a.f) önderliğinde taşımamalı mıdır?

1. İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) sahih senetle rivayet edilen bir hadiste, Selman-ı Farisî’den şöyle nakledilmiştir: Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) huzuruna girdim. Bana bakınca şöyle buyurdu:

‘Ey Selman! Aziz ve Celil olan Allah hiçbir peygamber ve hiçbir resul göndermemiştir ki onun on iki nakibi bulunmasın…’ Bunun üzerine ağlamam ve özlemim arttı. Dedim ki: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Bu, sizden bana verilmiş bir söz müdür?’ Buyurdu ki, ‘Evet, beni hak ile gönderen ve elçi olarak görevlendiren Allah’a yemin olsun ki bu, benden verilmiş bir sözdür; Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin ve Hüseyin’in soyundan dokuz imam, sen, bizden olanlar, bizim uğrumuzda zulme uğrayanlar ve imanı tam anlamıyla özümsemiş olan herkes hakkında da böyledir. Evet, Allah’a yemin olsun ey Selman! ... Biz, şu ayetin tevil ve gerçekleşmesiyiz:

“Biz ise yeryüzünde ezilmiş bırakılanlara lütufta bulunmak, onları önderler yapmak, onları varisler kılmak, onları yeryüzünde egemen kılmak ve Firavun’a, Hâmân’a ve ordularına, onlardan korktukları şeyi göstermek istiyoruz.”

Selman dedi ki, Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) huzurundan ayrıldım ve artık Selman için ölümün ona gelmesinin ya da onun ölüme gitmesinin hiçbir önemi kalmamıştı.” [27]

2. Ebu Hâlid el-Kâbulî’den, İmam Seccâd’ın (a.s) Allah-u Teâlâ’nın “Şüphesiz sana Kur’an’ı farz kılan, seni mutlaka dönüş yerine geri döndürecektir…” [28] sözü hakkında şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

“Peygamberiniz, Emirü’l-Müminin Ali (a.s) ve masum imamlar (a.s) size geri döneceklerdir” [29]

3. Bekîr b. A‘yen nakleder ki İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz Resûlullah ve Emirü’l-Müminin geri döneceklerdir.” [30]

4. Merhum Meclisî, Muhammed b. Müslim’den nakleder ki o, İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu işitmiştir:

“Yerin ilk olarak yarılacağı ve dünyaya geri dönecek ilk kişi Hüseyin b. Ali’dir. Şüphesiz ric’at herkes için değildir; yalnızca imanı tam anlamıyla özümsemiş olanlar veya şirki tam anlamıyla benimsemiş olanlar içindir.” [31]

5. Ebu Basîr’den, İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s), o da atalarından nakleder ki Hz. Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Ey Ali! Başından toprağı ilk silkeleyen kişi ben olacağım; sen de benimle birlikte olacaksın. Sonra diğer insanlar…” [32]

6. Sa‘d’dan, Berkî’den, Kâsım’dan, dedesinden, Ebu Abdullah’tan (a.s), o da atalarından nakleder ki Hz. Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“... Ey Ali! Başından toprağı ilk silkeleyen kişi ben olacağım; sen de benimle birlikte olacaksın. Sonra diğer insanlar…” [33]

7. Uyûn-u Ahbâri’r-Rızâ kitabında Yâsir el-Hâdim’den nakledilen başka bir rivayette, İmam Rıza (a.s) atalarından rivayet ederek Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu aktarır:

“Ey Ali! Yüce Allah’tan senin hakkında beş şey istedim ve Allah onları bana verdi:

Birincisi, yer benim için yarılıp başımdan ve yüzümden toprağı silkelediğim zaman senin benimle birlikte olmanı istedim; Allah bunu bana ihsan etti.

İkincisi, kıyamet gününde amellerin tartıldığı sırada benimle birlikte olmanı istedim; Allah kabul etti.

Üçüncüsü, kıyamet gününde benim sancağımı taşıyan kişi olmanı istedim. O sancak Hamd Sancağı’dır ve üzerinde şu yazılıdır: ‘Kurtuluşa erenler cennet ehlidir.’ Allah bunu da bana verdi.

Dördüncüsü, kıyamet gününde ümmetime Kevser Havuzu’ndan su vermeni istedim; Allah bunu da bana ihsan etti.

Beşincisi, seni ümmetimin cennete doğru önderi kılmasını istedim; Allah bunu da verdi. Bana bu nimetleri lütfeden Allah’a hamdolsun.” [34]

8. Başka bir rivayette şöyle gelmiştir:

“Ey Ali! Başından toprağı ilk silkeleyen kişi sensin.” [35]

9. İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Ben, başından toprağı ilk silkeleyen kişinin oğluyum.” [36]

10. İbn Hâlid, İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) şöyle nakletmiştir: Muhammed b. Abbas, Cafer b. Muhammed b. Mâlik’ten, o Kâsım b. İsmail’den, o Ali b. Hâlid el-Âkûlî’den, o Abdülkerim el-Has‘amî’den, o da Süleyman b. Hâlid’den rivayet etti ki Ebu Abdullah (a.s) şöyle buyurdu:

“Yetmiş beş bin kişi arasında başından toprağı ilk silkeleyen kişi, Hüseyin b. Ali’dir (a.s).” [37]

Bununla birlikte aynı içerikte iki rivayet daha nakledilmiştir: Bunlardan biri Hz. Peygamber (s.a.a) ve Emirü’l-Müminin Ali (a.s) hakkında, diğeri ise İmam Hüseyin (a.s), Emirü’l-Müminin ve Hz. Resûl-i Ekrem (s.a.a) hakkındadır. Bu iki rivayette zaman açıkça belirtildiğinden, ric’atın zaman boyutuna ilişkin bölümde zikredilmiştir.

Her hâlükârda bu rivayetler, içeriklerindeki farklılıklara rağmen bir problem oluşturmamaktadır; bilakis aralarında uzlaştırma yapmak mümkündür. Zira Hz. Peygamber’in (s.a.a), geçmiş peygamberlere nispetle ilk ric’at eden kişi olması; Emirü’l-Müminin Ali’nin (a.s), Hz. Peygamber’den (s.a.a) sonra ric’at eden ilk kişi ve imamlar (a.s) arasındaki ilk ric’at eden olması; İmam Hüseyin’in (a.s) ise, Hz. Peygamber (s.a.a) ve Emirü’l-Müminin Ali’den (a.s) sonra ricat eden ilk kişi olması mümkündür. Hatta onların ric’atlarının aynı zamanda gerçekleşeceği de söylenebilir ki, doğru olan görüş de budur. Nitekim birçok rivayetten de bu anlam anlaşılmaktadır.

11. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

Rifâa b. Musa dedi ki: Ebu Abdullah (a.s) şöyle buyurdu:

“Şüphesiz dünyaya ilk dönecek olan kişi Hüseyin b. Ali (a.s) ve onun ashabıdır; Yezid b. Muaviye ve onun ashabı da döneceklerdir. Bunun üzerine Hüseyin (a.s) onları, “okun oka denk gelmesi” gibi tam bir karşılıkla öldürecektir.” [38]

Bu rivayette, İmam Hüseyin’in (a.s) ve ashabının katillerinden bizzat o Hazret (a.s) tarafından intikam alınacağı belirtilmektedir. Bu rivayet, İmam Hüseyin’in (a.s) ve ashabının kanının intikamını Hz. Mehdi’nin (a.f) alacağını bildiren rivayetlerle çelişmez. Nitekim Nudbe Duası’nda da şöyle okumaktayız: “Kerbelâ’da öldürülenin kanının intikamını alacak olan nerede?”

Çünkü İmam-ı Zaman’ın (a.f) hâkimiyeti ve velayeti döneminde, herhangi bir kimse tarafından gerçekleştirilen intikam veya başka işler, doğrudan başka biri tarafından yapılmış olsa bile, o Hazret’e (a.f) nispet edilir.

Bunlar, peygamberlerin ve masum imamların (a.s) ric’atının aslını ortaya koyan ve ric’atın zamanı hakkında herhangi bir açıklama yapmayan rivayetlerin bir bölümüdür. Ayrıca birçok rivayet de peygamberlerin ve masum imamların (a.s) ric’atının, Hz. Mehdi’nin (a.f) zuhuru döneminde gerçekleşeceğine delalet etmektedir.

 

 

-------------

[1]- Biharü’l-Envar, c. 53, s. 39.

[2]- el-Kâfî, c. 3, s. 131.

[3]- Mu‘cemü’l-İmâm el-Mehdî (a.f), c. 1, s. 534; Kenzü’l-Ummâl, c. 14, s. 338; Zikrü Ahbâri İsfahân, c. 2, s. 122.

[4]- Delâilü’l-İmâme, s. 248.

[5]- Biharü’l-Envar, c. 53, s. 40.

[6]- İhtiyâr Ma‘rifeti’r-Ricâl (Ricâlü’l-Keşşî), s. 217.

[7]- Biharü’l-Envar, c. 53, s. 76; el-Îkâz, s. 266, h. 69.

[8]- Ricâlü’l-Keşşî, s. 407; Biharü’l-Envar, c. 53, s. 77.

[9]- el-Îkâz, s. 269.

[10]- Biharü’l-Envar, c. 53, s. 90, h. 95; Tefsîr-i Ayyâşî, c. 2, s. 35.

[11]- eş-Şîa ve’r-Rac‘a, c. 1, s. 158.

[12]- Delâilü’l-İmâme, s. 260.

[13]- c. 5, s. 41 (naklen: Hasâis-i Fâtımiyye).

[14]- İhtiyâr Ma‘rifeti’r-Ricâl, s. 75; A‘yânü’ş-Şîa, c. 32, s. 6; Sefînetü’l-Bihâr, c. 2, s. 522.

[15]- Târîh-i Taberî, c. 2, s. 7; Sîre-i Halebî, c. 1, s. 59.

[16]- Musannef, c. 4, s. 309; el-İsâbe, c. 4, s. 432.

[17]- Tenkîhu’l-Makâl, c. 3, s. 71.

[18]- Aynı eser, c. 23, s. 75.

[19]- “Sabredin ey Yâsir ailesi! Çünkü sizin vaat edilen yeriniz cennettir.”; Üsdü’l-Gâbe, c. 5, s. 481.

[20]- Tenkîhu’l-Makâl, c. 3, s. 70.

[21]- Mu‘cemü Ricâli’l-Hadîs, c. 14, s. 23, 108 ve 176.

[22]- Reyâhînü’ş-Şerîa, c. 5, s. 153; Hasâis-i Fâtımiyye, s. 343.

[23]- Minhâcü’d-Dumû‘, s. 93.

[24]- Megâzî-i Vâkıdî, c. 1, s. 273.

[25]- Tefsîr-i Kummî, c. 1, s. 106.

[26]- Bu rivayet, daha önce ric’atın zaman çerçevesi bölümünde zikredilmiştir.

[27]- Misbâhu’ş-Şerîa, s. 63; Biharü’l-Envar, c. 53, s. 142.

[28]- Kasas Suresi, 85.

[29]- Tefsîr-i Kummî, c. 2, s. 147.

[30]- Muhtasar Besâirü’d-Derecât, s. 24.

[31]- Muhammed b. Müslim şöyle demiştir: Hümrân b. A‘yen ile Ebü’l-Hattâb’ın, Ebü’l-Hattâb’ın sonradan ortaya çıkardığı görüşlerden önce, birlikte İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu naklettiklerini işittim:

“Yerin ilk yarılacağı ve dünyaya geri dönecek ilk kişi Hüseyin b. Ali’dir (a.s). Şüphesiz ric’at genel değildir; yalnızca imanı tam anlamıyla özümsemiş olanlar veya şirki tam anlamıyla benimsemiş olanlar geri dönerler.” (Biharü’l-Envar, c. 53, s. 39, h. 1).

[32]- Fezâilü’ş-Şîa, s. 15; Beşâretü’l-Mustafâ, s. 181; Biharü’l-Envar, c. 7, s. 179.

[33]- Biharü’l-Envar, c. 65, s. 45. Bu içerik iki başka senetle de nakledilmiştir. Bkz.: Emâlî-i Sadûk, s. 561; Fezâilü’ş-Şîa, s. 17; Tefsîr-i Furât, s. 265.

[34]- Hüseyin b. İbrahim b. Tâtâne, Hüseyin b. İbrahim b. Ahmed b. Hişâm el-Mükettib, Ahmed b. Ziyâd b. Ca‘fer el-Hemedânî ve Ali b. Abdullah el-Verrâk (Allah onlardan razı olsun) şöyle dediler: Ali b. İbrahim b. Hâşim bize babasından, o da Yâsir el-Hâdim’den nakletti. Yâsir dedi ki: Ali b. Musa er-Rıza, babası Musa b. Ca‘fer’den, o babası Ca‘fer b. Muhammed’den, o babası Muhammed b. Ali’den, o babası Ali b. Hüseyin’den, o babası Hüseyin b. Ali’den, o da babası Emirü’l-Müminin Ali b. Ebî Tâlib’den (a.s) nakletti ki Hz. Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurdu:

“Ey Ali! Ben Rabbimden senin hakkında beş özellik istedim ve onları bana verdi...” (Uyûn-u Ahbâri’r-Rızâ, s. 216; el-Hisâl, c. 1, s. 314, küçük farklılıklarla).

[35]- Biharü’l-Envar, c. 35, s. 61.

[36]- el-İhticâc, c. 1, s. 281.

[37]- Biharü’l-Envar, c. 53, s. 106.

[38]- Tefsîrü’l-Ayyâşî, c. 2, s. 282.

Tarih: 03-07-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum