içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Kur’an ile Hadis Arasındaki İrtibat

Kur’an ve hadis, iki değerli cevher, iki tükenmez hazine ve iki engin denizdir.

Kur’an ile Hadis Arasındaki İrtibat

Bismillahirrahmanirrahîm

 

Kur’an ve hadis, iki değerli cevher, iki tükenmez hazine ve iki engin denizdir. Hz. Resulullah (s.a.a), İslam ümmetini bu ikisine sarılmaya ve onlarla birlikte olmaya davet etmiştir:

“Ben size iki ağır emanet bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve itretim.” [1]

Bu iki hazine birbirinden ayrılmayı kabul etmese ve birlikte hidayet vesilesi olsa da kaynak olma ve eksende olmak Kur’an’a aittir.

 

Hz. Peygamber (s.a.a) ve İmamlar (a.s), kendi sözlerini ölçmenin ölçütü olarak Kur’an’ı kabul etmiş ve Kur’an’la uyuşmayan sözlerin kendilerine nispet edilmesini reddetmişlerdir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.a) Mina’da bir hutbe okuyarak şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar! Size benden ulaşan ve Allah’ın Kitabı’yla uyuşan söz, benim söylediğim sözdür; size ulaşan ve Allah’ın Kitabı’yla çelişen söz ise, benim söylediğim söz değildir.” [2]

 

Ebû Abdullah İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:

“Hadislerden Kur’an’a uygun olmayanların tamamı uydurmadır (değersizdir).” [3]

 

Buna rağmen Kur’an ve hadis tarihi ve geçmişi acı vericidir. Tarihin bir döneminde “Bize Allah’ın Kitabı yeter” anlayışı hâkim olmuş, itret ve sünnet bir kenara bırakılmış; hadisin yazılması yasaklanmış ve itretin hilafetine engel olunmuştur. Bu ise, İslam toplumu için telafisi mümkün olmayan bir kayıp olmuştur.

Öte yandan bazıları yalnızca hadisi esas alarak Kur’an’ın terk edilmesine zemin hazırladılar ve işi, hadise dayanmayan Kur’an’ın ortaya çıkışını hüccet saymamaya kadar götürdüler [4]; Kur’an’dan uzaklaşıp hadise yönelmeyi ise, iyi bir akıbet olarak gördüler [5]. Hatta bu durum, Kur’an-ı Kerim’i tefsir etmenin ilmî bir katliam sayılmasına kadar vardı [6] ve İslami ilimlerde, özellikle fıkıhta uzmanlaşmanın, Kur’an’dan tek bir ayet öğrenmeden mümkün olduğu bir noktaya ulaşıldı. [7] “Ehlü’l-ahbâr” [8] ya da “Ahbârîlik” adıyla bir ekolün ortaya çıkması da bunu göstermektedir.

 

Allâme Tabâtabâî, değerli tefsirinde bu acı dolu geçmişe hüzünle baktıktan sonra şöyle diyor:

“Şüphesiz Ehl-i sünnet, Kitab’ı alıp itreti terk etti; bunun sonucu olarak Kitap da terk edilmiş oldu. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Bu ikisi asla birbirinden ayrılmaz.” Şiiler ise, itreti alıp Kitab’ı terk ettiler; bunun sonucu olarak onlar da itreti terk etmiş oldular. Zira Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Bu ikisi birbirinden ayrılmaz.” Böylece İslam ümmeti, Kur’an’ı ve itreti (Kitap ve sünneti) birlikte terk etmiş oldu. [9]

 

İmam Humeyni (r.a) de Kur’an’ın terk edilmişliğinin acısını şöyle dile getirmiştir: “… Öyle bir noktaya gelindi ki, Kur’an-ı Kerim; bütün insanlığın gelişimi için, tüm Müslümanların hatta beşer ailesinin tamamının birleşme noktası olarak, yüce ehediyet makamından tam Muhammedî tecelliyle (s.a.a) indirilmiş, insanlığı ulaşması gereken hedefe ulaştırsın, bu ‘isimler ilminin doğurduğu bu varlığı’ şeytanların ve tağutların şerrinden kurtarsın, dünyayı adalet ve hakkaniyete ulaştırsın ve yönetimi Allah’ın masum velilerinin (ilklerin ve sonrakilerin selamı onların üzerine olsun) eline teslim etsin ve onların da bunu insanlığın faydasına uygun olana emanet etmeleri için gönderilmişken; onları sahneden öylesine çıkardılar ki, sanki hidayet için hiçbir rolü yokmuş gibi…”[10]

 

Artık Kur’an ile sünnetin acı dolu ayrılık geçmişine kısaca değinildiğine ve hadisin Kur’an’la birlikte olması gerektiği vurgulandığına göre, şu soru kendiliğinden ortaya çıkmaktadır: Hadisin Kur’an karşısındaki rolü nedir? Kur’an’ın hangi düğüm ve kapalılıkları hadisle çözülür? Zira bir yandan Kur’an kendisini “Nur” olarak tanıtmış ve aydınlatmada başkasına muhtaç olmadığını bildirmiştir [11]; diğer yandan Kur’an “beyan”dır [12] ve “tibyân”dır [13] ve açıklama konusunda kendisinden başkasına ihtiyaç duymaz. Öte yandan da kapsayıcıdır:

“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim” [14];

“Yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta bulunmasın” [15];

“Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık” [16] ve diğer ayetler [17].

O hâlde Kur’an, hadise muhtaç olacak şekilde herhangi bir şeyi eksik bırakmış değildir ve anlatımında da açıklama gerektirecek bir kapalılık ve belirsizlik yoktur. Bu, ciddi bir sorudur ve geçmişte olduğu gibi bugün de bir grup araştırmacının temel kaygılarından biri olmuştur.

 

Allâme Tabâtabâî, tefsirinin mukaddimesinde Kur’an’ın başkasına muhtaç olmadığına vurgu yapmışken [18], “İslam’da Kur’an” adlı eserinde bu soruyla ciddi biçimde yüzleşmiş ve şu cevabı vermiştir: Bunlar, Hz. Peygamber’in (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları’nın (a.s), Kur’an-ı Kerim’in zahirlerinden elde edilen şer’i hükümlerin ayrıntılarını ve kanunların detaylarını açıklama görevini üstlenmiş olmalarıyla çelişmez. Aynı şekilde, Kitabın öğretilmesinde öğretmenlik makamına sahip olmalarıyla da çelişmez.

Nitekim aşağıdaki ayetlerden bu durum anlaşılmaktadır:

“İnsanlara kendilerine indirileni açıklaman için sana zikri indirdik.” [19]

“Resul size ne verdiyse onu alın, sizi neden sakındırdıysa ondan kaçının”. [20]

“Biz her peygamberi ancak, Allah'ın izniyle, itaat olunması için gönderdik.” [21]

“O, ümmîler arasında kendilerinden bir peygamber gönderen, onlara ayetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara Kitap’ı ve hikmeti öğreten Allah’tır.” [22]

 

Bu ayetlere göre, Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) şeriatın ayrıntılarını ve hükümlerinin detaylarını açıklayan, Kur’an-ı Kerim’in ilahî öğretmenidir. Hadis-i Sakaleyn’e göre de Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a), Ehl-i Beyt İmamlarını (a.s) bu zikredilen konumlarda kendi halefleri olarak tayin etmiştir. Bu durum, başkalarının da gerçek öğretmenlerden öğrendikleri yöntemleri kullanarak Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinin zahirlerinden muradı anlamalarıyla çelişmez. [23]

 

Yine şöyle demiştir: Bu iki mukaddimenin sonucu şudur ki, Kur’an-ı Kerim’de bazı ayetler diğer bazı ayetlerle tefsir edilir ve Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) ile onun Ehlibeyt’inin (a.s) Kur’an karşısındaki konumu, öğretimlerinde asla hata etmeyen masum öğretmenlerin konumudur. Doğal olarak onların yaptıkları tefsir, ayetlerin birbirine eklenmesiyle gerçekte elde edilen tefsire aykırı olmayacaktır. [24]

 

Bazı diğer araştırmacılar ise, “Hadisin Kur’an’a Hizmet Alanları” başlığı altında, hadisin Kur’an’a sunduğu beş hizmet alanından söz etmişlerdir:

1. Kur’an’ın muhtevasını (anlamını) pekiştirme ve teyit etme;

2. Kur’an’da yer alan hususları açıklama ve tefsir etme;

3. Kur’an’daki genel hükümlerin kapsamını daraltma (tahsis);

4. Nesih durumlarını açıklama;

5. Kur’an’da yer almayan bazı hükümlerin ortaya konulması ve beyan edilmesi. [25]

 

Bir diğer hadis araştırmacısı, “Mekânetü’s-Sünne fi’t-Teşrî‘i’l-İslâmî” adlı eserinde, teşrî alanında Kur’an’ın rolünü şu şekilde ifade etmiştir:

“Sünnet metinleri üç kısma ayrılır:

Bir kısım, Kur’an hükümlerini teyit eder ve icmal ile tafsil bakımından Kur’an’la uyumludur; namazın, zekâtın, haccın ve orucun farz oluşuna dair hadisler gibi.

İkinci kısım, Kur’an’daki hükümleri açıklayıcıdır; mutlak olanı kayıt altına alma, mücmeli tafsil etme ve umumî olanı tahsis etme niteliği taşır; namaz ve orucun ayrıntılı hükümlerini açıklayan rivayetler gibi.

Üçüncü kısım ise, Kur’an’da yer almayan bir hükme delalet eden rivayetlerdir; bir kadını halasıyla birlikte nikâhlamanın haram oluşu, şuf‘a hükümleri, evli olup zina edenin recmi gibi…

İlk iki kısımda âlimler arasında bir ihtilaf yoktur; üçüncü kısımda ise, görüş ayrılığı vardır.

 

Yazar, görüşleri aktardıktan sonra üçüncü grup rivayetlere dair şöyle diyor:

“Her iki grup da sünnette, Kur’an’da açıkça belirtilmeyen yeni hükümlerin bulunduğu konusunda ittifak etmektedir; ancak bir grup bunu teşrî‘de bağımsızlık olarak görürken, ikinci grup bunu bir şekilde Kur’an’ın kapsamı içinde değerlendirmektedir. Bu nedenle ihtilaf lafzîdir”. [26]

 

Görünen o ki, din anlayışında sünnetin konumunu ve Kur’an’a hizmetini şu alanlarda saymak mümkündür:

1. Kur’an’ı Kur’an’la tefsir etme yöntemini öğretmek;

2. Kur’an’dan hüküm çıkarma (istinbat) yöntemini öğretmek;

3. Hükümlerin uygulanma biçimlerini ve şeriatın hayatın farklı alanlarında tatbik edilme yollarını öğretmek;

4. Yüce Kur’ânî marifetleri açıklamak;

5. Kur’an’ın tevilini, batınlarını ve örneklerini (cery ve tatbik) beyan etmek;

6. Kur’an’ın sustuğu alanlarda, Kur’ânî kanun ve hükümlerin ayrıntılarını açıklamak;

7. Nesih durumlarını ve Kur’an’daki genel hükümlerin tahsis edici yönlerini beyan etmek;

8. Kur’an’da özet hâlde işaret edilen peygamberler ve önceki ümmetlerin tarihini ayrıntılı biçimde açıklamak.

Bu başlıkların her biri için hadisler arasında pek çok örnek bulunmaktadır; ancak bunlara burada girilmemiştir. Zira bu konular, ayrıca açıklama, genişletme ve derin bir dikkat gerektirmektedir.

 

Son olarak hatırlatmak gerekir ki, hadisi kendi konumundan çıkarmak onun kutsal alanına bir hizmet değil, affedilmez bir ihanettir. Kur’an araştırmacılarına ve hadis ilmiyle meşgul olan ilim ehline düşen görev; Kur’an’ın kaynak ve merkez konumda oluşunu koruyarak bu yeni alana adım atmaları, düşünce ve tefekkürle sünnetin Kur’an’a hizmet alanlarını açık ve doğru bir şekilde ortaya koymalarıdır.

 

-----------

[1]- Müslim b. Haccâc Nişâburî, Sahîh-i Müslim, c. 4, s. 1873; Muhammed b. Abdullah Hâkim Nîşâburî, el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn, c. 3, s. 118.

[2]- Vesâilü’ş-Şîa, c. 18, s. 79, h. 15.

[3]- Vesâilü’ş-Şîa, s. 78, h. 12.

[4]- Ferâidü’l-Usûl, c. 1, s. 56–57; el-Mîzân fî Tefsîri’l-Kur’ân, c. 5, s. 298.

[5]- Bihârü’l-Envâr, c. 1, s. 3.

[6]- Bu ifade, bazı âlimler tarafından Ayetullah Hoî’nin (r.a) el-Beyân adlı eserini kaleme almasından sonra dile getirilmiştir.

[7]- el-Mîzân fî Tefsîri’l-Kur’ân, c. 5, s. 9.

[8]- Şiî Fıkhına Giriş, s. 46.

[9]- el-Mîzân fî Tefsîri’l-Kur’ân, c. 5, s. 298.

[10]- Sahîfe-i Nûr, c. 21, s. 170.

[11]- Nisâ, 174.

[12]- Âl-i İmrân, 138.

[13]- Nahl, 89.

[14]- Mâide, 3.

[15]- En‘âm, 59.

[16]- En‘âm, 38.

[17]- Örneğin: Nahl, 89; Şûrâ, 13; Neml, 75; Sebe, 3.

[18]- el-Mîzân fî Tefsîri’l-Kur’ân, c. 1, s. 6.

[19]- Nahl, 44.

[20]- Haşr, 7.

[21]- Nisâ, 64.

[22]- Cum‘a, 2.

[23]- İslam’da Kur’an, s. 25–26.

[24]. İslam’da Kur’an, s. 60.

[25]- Muhammed Süleyman Eşkar, Ef‘âlü’r-Resûl ve Delâletühâ ale’l-Ahkâmi’ş-Şer‘iyye, c. 1, s. 343–346.

[26]- Mustafa Sibâî, el-Sünne ve Mekânetühâ fi’t-Teşrî‘i’l-İslâmî, s. 380–381.

Tarih: 12-01-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum