içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Kur’ân-ı Kerîm’in Dili Hakkındaki Gerçekçi Yaklaşımların En Önemlileri

Kur’ânî ilimlerde önemli konulardan biri, “Kur’ân’ın dili” meselesidir…

Kur’ân-ı Kerîm’in Dili Hakkındaki Gerçekçi Yaklaşımların En Önemlileri

Bismillahirrahmanirrahîm

 

Kur’ânî ilimlerde önemli konulardan biri, “Kur’ân’ın dili” meselesidir. Kur’ân’ın Arapça olarak indirildiği açıktır. Dolayısıyla Kur’ân’ın dili üzerine yapılan araştırmalar, Kur’ân’da kullanılan dilin türünün ötesine geçen konuları ele almaktadır.

 

Kur’ân’ın dili meselesi; Kur’ân dilinin yapısı ve özellikleri, Kur’ânî önermelerin bilgisel yapısı ve anlamı, “Kur’ân dilinin yönlendirici niteliği, Kur’ân dilinin işlevleri ve Kur’ân dilinin muhataplarına göre nasıl şekillendiği” gibi konuları incelemektedir.

Bütün bu konuların ele alınması, bu yazının sınırları içerisinde mümkün değildir. Bu nedenle aşağıda, “Kur’ân’ın dili” hakkında ileri sürülen en önemli gerçekçi yaklaşımlara yalnızca kısaca değineceğiz.

 

Örfî Dil

“Örfî dil”, Kur’ân’ın diline ilişkin tek dilli yaklaşımlardan biridir. Buna göre Kur’ân-ı Kerîm, toplumda yaygın olarak kullanılan örfî dil ile indirilmiştir. Kur’ân araştırmacılarının bu dil türüne ilişkin tanım ve değerlendirmeleri birbirinden farklıdır. Dil, genel bir tasnifle “genel örf” ve “özel örf” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

 

Genel Örf

“Genel örf dili” teorisi, Kur’ân’ın dili hakkında ortaya konulan en eski teorilerden biridir. Bu yaklaşıma göre Kur’ân’ın dil üslubu, akıl sahiplerinin ve toplumun genel örfünün anlamları aktarma ve birbirleriyle anlaşma biçimiyle aynıdır. Kur’ân-ı Kerîm’i indiren de kendi mesajını tebliğ etmek için yeni ve farklı bir yöntem icat etmemiştir.

 

Kur’an Dilinin Örfî Oluşu

Kur’an’ın üslubunun “örfî” oluşu, Hakîm olan Allah’ın kendi maksatlarını insanlara anlatmak için insanlar arasında mevcut ve yaygın olan dil sistemi ile kelimeleri kullandığı ve genel halkın günlük konuşmalarında kullandığı doğru ve sistematik cümle yapısına bağlı kaldığı anlamına gelir. Genel örf dili, özel örf dilinin karşısındadır. Dolayısıyla bu, Kur’an’ı gönderen ve getirenin, kendi dilinde “filozoflar, sûfîler ve mantıkçılar” gibi belirli bir grubun örfüne sahip olmadığını ifade eder.

 

Bazı çağdaş Kur’an araştırmacıları bu teoriyi, Kur’an dilinin “örf-ötesi ve kavim-ötesi” olduğu görüşünün karşısında konumlandırmışlardır. Onlar örf-ötesi ve kavim-ötesi oluşu, dil ehlinin örfüne yabancı olan birtakım anlamsal sınırlamalar olarak değerlendirmekte ve “Ğâliyye (aşırılık gösterenler), mutasavvıflar ve Ahbârîler” gibi ekollerin bunları “anlamların bâtını ve bâtınları” adıyla Kur’an’a nispet ettiklerini belirtmektedirler. Onlar, Kur’an dilinin örfî oluşunu açıklarken aşağıdaki gerekleri sıralamışlardır:

 

1- Kavmin diline ait kelimelerden yararlanılması;

2- Arapça dilbilgisi kurallarına uyulması;

3- Kur’an’da Arapçaya özgü belâgat özelliklerinin bulunması;

4- Kur’an’ın kavim tarafından anlaşılabilir olması;

5- Kur’an’ı anlamada kavmin sözlerine başvurmanın câiz olması;

6- Kavmin kültürüyle uyumlu olması. 

 

Cafer Nikûnâm şu ilaveyi yapmaktadır: “Örfî olmak, Kur’an’ın dili ve dilsel özellikleriyle ilgilidir; onun içeriğinin örfî ve beşerî olduğu anlamına gelmez. Dolayısıyla Kur’an mesajlarının yanlışlanabilirliği, bu kitabın bütün çağlar ve beldelerde dinî ihtiyaçlara cevap verme yetersizliği ve bakış açısının sınırlılığı sonucuna bağlı kalınmamalıdır.” [1]

 

Bu teorinin eleştiri ve değerlendirmesi bağlamında şunlar söylenebilir: Kur’an dilinin örfî oluşu, bu ilahî kitabın insanlar tarafından anlaşılabilmesi amacıyla dilin temel ve esas kurallarına, Arap diline özgü kısmi sözleşim ve uzlaşılar temelinde riayet ettiği anlamına gelir. Kur’an açısından bu husus zaten apaçık bir gerçektir. Dolayısıyla örfî dil teorisi, Kur’an’ın dili hakkında bundan daha fazlasını ortaya koymamaktadır.

 

Özel Örf

Kur’ân-ı Kerim’in özel örf dili teorisi hakkında üç farklı açıklama ortaya konulmuştur: [2]

1- Salt Te’vilci Yaklaşım

Bu yaklaşım, Kur’an’ın dilini bir bakıma sembolik ve şifreli kabul etmekte ve Kur’an’ın anlamlarını te’vil yoluyla gerçekleştirilecek şifre çözümlemelerine bağlamaktadır. Bu teoriyi benimseyenler arasında “Bâtınîler” gibi gruplar ve Kur’an’ın diline sembolik bir yaklaşıma sahip olan bazı yeni düşünürler bulunmaktadır.

 

2- Muhatapların Sınırlandırılması Teorisi

Bu teoriyi savunanlar, Kur’an’ın anlamlarının anlaşılmasını ve keşfedilmesini masum olmayanlar açısından imkânsız kabul etmektedirler. Ahbârîler ve özellikle onların önde gelen isimlerinden “Molla Emin Esterâbâdî”, Kur’an ayetlerinin çoğunun te’vile ihtiyaç duyacak şekilde “kapalı ve muğlak” olarak indirildiğini ve Kur’an ayetlerinin te’vilinin, onun anlamlarını kavramaları amaçlanan kimselere, yani masum imamlara (a.s) özgü olduğunu kabul etmektedirler. Buna göre başkalarının Kur’an’ın anlamlarını anlama konusunda hiçbir yolu bulunmamaktadır. [3]

 

Görünen o ki ilk iki açıklama, daha önce genel örf dilinin karşısında açıklanan ve sunulan örf-ötesi ve kavim-ötesi dil şeklindeki genel başlığın aynı kapsamına girmektedir. Bu nedenle yukarıda zikredilen görüşü ayrıca eleştiri ve incelemeye tabi tutmaya gerek görmüyoruz.

 

3- Özellik Merkezli Dil Teorisi

Kur’ân-ı Kerîm’in özel örf dili hakkında ortaya konulan diğer görüşlerden biri de “özellik merkezli dil teorisi”dir. Bu teori daha sonra “özel hidayet dili” olarak adlandırılmıştır. Bu yaklaşım, Kur’an dilinin örfî oluşunu kabul etmekte ve bu dilin genel örf dilinin çerçevelerini ve dilsel yapı sistemini korumakla birlikte, onun ötesine geçtiğini ve kendisini diğerlerinden ayıran derin yapı özelliklerine de sahip olduğunu ifade etmektedir.

 

Özellik merkezli dil teorisi, dilsel anlam ve kavramların farklı düzeylerini ve katmanlarını dikkate alarak Kur’ân-ı Kerîm’in dilini yalnızca genel örfle sınırlı görmemektedir. Aksine “evrensel fayda, ayırt edici üslup, kuşatıcılık, zâhir ve bâtını birlikte içermesi ve tarih-üstü oluş” gibi özellikler, Kur’an’ın diline yeni boyutlar kazandırmaktadır.

 

Bu teorinin açıklayıcısı, “İmam Humeynî (r.a), Allâme Tabâtabâî, Şehîd Mutahharî, Mustafa Humeynî ve Âyetullah Ma‘rifet” gibi düşünürlerin görüşlerine atıfta bulunarak, söz konusu Kur’an araştırmacılarının ifadelerinin Kur’an diline ilişkin yukarıda belirtilen özelliklere işaret ettiğini ileri sürmektedir. [4]

 

Saîdî Rûşen, kendi teorisini açıklarken özetle şunları ifade etmektedir: Özellik merkezli teori veya hidayet dili, anlam mertebelerine dayanarak Kur’an’ın dilinin bütünüyle örf dili kategorisinde değerlendirilemeyeceğini savunan başka bir yaklaşımdır. Bu görüşe göre Allah’ın kelâmı, örfî konuşmanın çerçevesine sahip olmasının yanı sıra kendine özgü birtakım özelliklere de sahiptir. Başka bir ifadeyle, bütün Kur’an ayetleri zâhirî dilden yararlanmanın yanı sıra bâtınî dili de içermektedir.

 

Bu esasa göre Kur’ân-ı Kerîm, kolay ve erişilmez bir dile sahiptir. Bu semavî kitabın, hüccetin tamamlanması ve hidayet için gerekli asgari ölçünün sağlanması bakımından herkesin anlayabileceği bir dış yüzü vardır. Diğer taraftan, özel bilgi ve nefsî şartlar ile kapsamlı ve içtihadî bir bakış sayesinde, kültürlü insan için ondan birtakım derin mertebeler ve yüce hakikatler keşfedilebilir; onun gizli sırları ise, Allah’ın velîlerinden olan ihlâslı kimselere mahsustur. [5]

 

Bu teorinin dayandığı temel unsurlar; “evrensel fayda, çeşitli konuların anlatımında eşsiz bir üslup, zâhir ve bâtını birlikte içermesi, tarih-üstü oluşu, Kur’an’ın mühendislik yapısı ve i‘câzı” gibi özelliklerdir. Bunlar, bu ilahî kitabın dilini ne salt örfî bir dil ne de salt ilmî, felsefî veya irfanî bir dil olarak kabul etmektedir. Aksine Kur’an’ın hidayet dili, kendine özgü özellikleri bulunan özel bir örf dilidir.

 

Bu teorinin eleştiri ve değerlendirmesi bağlamında şöyle denilebilir: Sözü edilen özelliklerin çoğu, Kur’an âyetlerinin içeriği ve taşıdığı öğretiler için geçerlidir; diline ilişkin değildir. Bununla birlikte, bu özelliklerin dilsel karşılıkları da bulunmaktadır. Yani Kur’an’ın konuşmacısı, bütün zamanlar ve bütün insanlar için yol gösterici öğretiler ve mesajlar ortaya koymak istediğinden, bütün bu özellikleri karşılayabilecek bir dili seçmesi gerekmektedir.

 

Dolayısıyla Kur’an’ın farklı katmanlara ve çeşitli düzeylere sahip olması, diğer görüşlerin yanında ve özellikle genel halkın dili anlayışının karşısında yer alan ayrı bir teori olarak değil, Kur’an dilinin özelliklerinden biri olarak değerlendirilebilir.

 

Fıtrat Dili

Fıtrat dili, Âyetullah Cevâdî Âmulî’nin Kur’an’ın dili hakkında ortaya koyduğu teorilerden biridir. O, hiçbir eserinde Kur’ân-ı Kerîm’in dilbilimsel meselesini açıklarken onun dilini yalnızca fıtratla sınırlandırılmış olarak tanımlamamıştır. Bununla birlikte eserlerinin çeşitli yerlerinde, dinî ve Kur’ânî öğretilerin fıtrî oluşunu ortaya koymaya yönelik işaret ve açıklamalarda bulunurken “fıtrat dili” terimini kullanmıştır.

 

Fıtrat dili teorisini açıklamadan önce, insan fıtratının hakikati hakkında bir ön bilgi sunmak gerekir. Kelime araştırmacılarına göre “فطر” (f-t-r) kelimesi, “özel bir tarzda meydana getirmek ve yaratmak, yani yaratmanın özel bir biçimi” anlamına gelir. [6] İbnü’l-Esîr ise, “فطر” (fetere) “fiilini ilk ve özgün yaratma” anlamında değerlendirmektedir. [7]

 

Molla Sadrâ’nın görüşüne göre “mübde‘ât” veya “mübde‘ât âlemi”, yaratılışlarında önceden mevcut bir suretin kullanılmadığı ve daha önce herhangi bir suretle örneği bulunmaksızın yaratılan varlıkların âlemidir. [8] Buna göre “f-t-r” kökü, önceden mevcut bir sureti bulunmayan, yani suret bakımından kendisinden başka bir varlığın örnek alınmasına dayanmayan özel bir yaratılış türünü ve biçimini ifade etmektedir.

 

Terim olarak “fıtrat” da “insanın özel yaratılış biçimi veya onu hayvan ve bitki gibi diğer varlıklardan ayıran özellikler” anlamına gelir. Başka bir ifadeyle, insanı diğer varlıklardan ayıran ve ona özgü olan niteliklere “fıtrat” denir. Fıtrat; birtakım bilgilerin, eğilimlerin, misakların ve hatta önceden insanın tabiatına emanet edilmiş davranışların bütününden oluşmaktadır. [9]

 

Bütün insanlar fıtrata sahiptir; ancak bundan fiilî olarak yararlanma düzeyleri aynı değildir ve bu hususta birtakım etkenler rol oynamaktadır. Zira insanın fıtratı ve fıtrî özellikleri, kirlenme ve arınma kabiliyetine sahiptir. “اﺣﻴﺎء و اﻣﺎﺗﻪ” (Ehyâ ve emâte) kavramlarının fıtrat ve fıtrî özellikler hakkında da bir anlamı vardır. Çünkü peygamberler, insanların fıtratını ve fıtrî özelliklerini ihya etmek amacıyla gönderilmişlerdir. Helâk olmuş kavimler de fıtratın imâte edilmesine örnek teşkil etmektedir. Bununla birlikte fıtratın bütünüyle imâte edilmesinden önce onu ihya etmek mümkündür.

 

Yukarıda geçen açıklamalara dayanarak dinin fıtrî oluşu, dinin sözünü ettiği bilgi, eğilim, misak ve hatta davranışların insanın varlık yapısında bir karşılığının bulunması anlamına gelir. Başka bir ifadeyle, insanın din hakkındaki tasdiklerinin bir kısmı, dinin getirdikleri ile kendi varlığında saklı bulunan ve ona emanet edilmiş olan şeyler arasındaki özdeşliğin keşfedilmesinden kaynaklanmaktadır.

 

Bununla birlikte insanın güçlerinin ve dolayısıyla bilgi, eğilim ve davranışlarının kapsamı, fıtrat ve fıtrî hususların çok ötesine geçmektedir. Örneğin akıl, insanın zatında müstakil bir güçtür. Akıl, insanın sahip olduğu geniş bir bilişsel faaliyetler bütününü oluşturmakta ve aynı zamanda insanı diğer varlıklardan ayıran özelliklerden biri sayılmaktadır.

 

Aynı şekilde insanda, insan ile diğer varlıklar arasında ortak olan ve aynı zamanda fıtrattan bağımsız bulunan birtakım içgüdüsel güçler, eğilimler ve davranışlar da vardır. Din ve onun öğretileri ise, fıtrat ve fıtrî hususların düzeylerini kapsamanın yanı sıra, “aklî ve hatta akıl ötesi hususlar” gibi daha geniş bir alanı da kapsamaktadır.

 

Bu girişin ardından şimdi fıtrat dilini açıklamaya geçebiliriz. Âyetullah Cevâdî Âmulî bu konuda şöyle yazmaktadır:

İslâm dininin ve onun dilinin evrensel oluşu, dinî bilgilerin anlaşılmasında ne belirli bir kültürün esas alındığı ve ne de bunu engelleyen bir unsurun bulunduğu anlamına gelir. Dolayısıyla bu, geniş insanlık dünyasının uyumunu sağlayan yegâne dildir. Fıtrat dili, bütün çağlarda ve bütün coğrafyalarda tüm insanların ortak ve genel kültürüdür. Her insan bu dile aşinadır ve hiç kimse ona yabancı olduğunu mazeret gösteremez. [10]

 

Âyetullah Cevâdî Âmulî, Kur’an dilinin fıtrî oluşunu temellendirmek üzere iki temel delil ileri sürmüştür:

1. Kur’an, “Rabbü’l-âlemîn tarafından indirilmiştir.” Dolayısıyla Kur’an, yaratılışla, varlık âlemiyle ve varlıkların âlemiyle (insanların fıtratıyla) uyum içerisindedir.

2. Kur’an, ebedî bir kitaptır ve indiriliş amacı bütün insanları hidayete ulaştırmaktır. Bu nedenle, herkesin ondan anlayarak faydalanabileceği bir şekilde konuşması gerekir. İnsanların ortak kültürü olan yegâne dil ise, fıtrat dilidir. Kur’an dilinin fıtrî oluşunun göstergesi, Selmân-ı Fârisî, Suheyb-i Rûmî, Bilâl-i Habeşî, Üveys-i Karanî ve Ammâr-ı Arabî’yi Yüce İslâm Resûlü’nün (s.a.a) yanında bir araya getirebilmiş olmasıdır.

 

Dünyada mevcut bulunan aklî ve naklî ilimlerin her biri, belirli bir alanda tedvin edilmiş ve belirli bir gruba tahsis edilmiştir. Bütün insanlar bu ilimlerin dilini anlayamaz ve onlardan yararlanamaz. Ancak Kur’an’ın dili evrenseldir. Çünkü Kur’an, insanların ortak kültürünü ve onların kalplerine ve ruhlarına hitap ederek konuşmaktadır. [11]

 

O, Kur’an’ın yönteminin diğer ilimlerden farkını açıklarken şöyle yazmaktadır:

“Kur’an, bir nur ve hidayet kitabı olması, salt aklî bir kitap olmaması bakımından; yöntemi ne kelâm ehlinin yöntemidir ve ne de filozofların yöntemidir. Aksine, yukarıda zikredilen ilim dallarının bütün üstünlüklerine sahip olmasının yanı sıra, kendisine özgü bir fazilete de sahiptir.” [12]

 

Sonuç

Kur’an dili, günümüzde hakkında çeşitli teorilerin ortaya atıldığı, Kur’an ilimleri alanındaki önemli konulardan biridir. Kur’an dili hakkında realist yaklaşıma dayanan en önemli teoriler arasında “örfî dil” ve “fıtrat dili” teorileri yer almaktadır. Kur’an’ın örfî dil olduğunu savunanlar ise, kendi içinde “genel örf ve özel örf” olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Kur’an’ın genel örf dili olduğunu kabul edenler, Kur’an’ın halkın genelinin diliyle indirildiğine inanmaktadır. Buna karşılık, Kur’an’ın dilini belirli bir grupla sınırlandıranlar da bulunmaktadır. Fıtrat dili teorisi ise, Kur’an’ın dilini evrensel ve fıtrata dayalı bir dil olarak kabul etmektedir.

 

 

------------

[1]- Nikûnâm, Kur’an Dilinin Örfî Oluşu, s. 24-37.

[2]- Saîdî Rûşen, Kur’an Dili ve Ona Dair Meseleler, s. 177.

[3]- Esterâbâdî, Fevâidü’l-Medeniyye, s. 66.

[4]- Saîdî Rûşen, Kur’an Dili ve Ona Dair Meseleler, s. 177-179.

[5]- Saîdî Rûşen, Kur’an Dili ve Ona Dair Meseleler, s. 178.

[6]- Râgıb el-İsfahânî, Müfredâtü Elfâzi’l-Kur’ân, “F-t-r” maddesi.

[7]- İbnü’l-Esîr, en-Nihâye fî Garîbi’l-Hadîs ve’l-Eser, c. 3, s. 457.

[8]- Şîrâzî, el-Meşâir, s. 43.

[9]- Mutahharî, Mecmûa-yi Âsâr, c. 3, s. 475.

[10]- Cevâdî Âmulî, Kur’an der Kur’an, s. 78.

[11]- Cevâdî Âmulî, Kur’an der Kur’an, s. 353-454; Cevâdî Âmulî, Tefsîr-i Tesnîm, c. 1, s. 31-35.

[12]- Cevâdî Âmulî, Fıtrat der Kur’an, s. 80.

Tarih: 28-09-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum