içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Masumların (a.s) Bakış Açısına Göre Gençlerin Eğitimi

Gençler, fiziksel güç ve yetenek, aktif ve hareketli olma, uygun yaş dönemi gibi kendilerine özgü özellikleri sayesinde büyük sorumlulukları üstlenme imkânına sahip olup her toplumda özel bir yere sahiptirler.

Masumların (a.s) Bakış Açısına Göre Gençlerin Eğitimi

Bismillahirrahmanirrahîm

Gençlik dönemi, hayatın en iyi ve en canlı dönemidir. Gençlik fırsatı, istisnai bir fırsat olup büyük adımlar atmak ve arzulanan kemale doğru ilerlemek için uygun bir zemin oluşturur. Masum İmamlar (a.s), değerli sözlerinde bu dönemin önemine ve ondan en iyi şekilde yararlanmanın gerekliliğine özellikle vurgu yapmışlardır.

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

“İki şey vardır ki, onların değerini ancak onları kaybeden kimse bilir: Biri gençlik ve diğeri sağlıktır.” [1]

Yine yüce İslam Peygamberi (s.a.a), Ebu Zer’e vasiyetinde şöyle buyurmuştur:

“Beş şeyi, beş şeyden önce ganimet bil: Gençliğini yaşlılıktan önce…” [2]

Kıyamette ilk sorulardan biri gençlik hakkında olacaktır. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde hiçbir kul, ömrünü nerede tükettiği ve gençliğini hangi yolda harcadığı sorulmadan bir adım atamaz.” [3]

Gençlik döneminin önemi ve gençlerin özel konumu, onların eğitiminin gerekliliğini daha da artırmıştır. Bu yolda güvenilir ve masum eğitimcilerin yöntemlerinden yararlanmak da ayrı bir zorunluluktur. Eğitimde masum insanların görüş ve hayat tarzına dayanmak, tereddütleri ortadan kaldırır ve insanı eğitimin zorlu ve dolambaçlı yolunda sağ salim hedefe ulaştırır.

Masum İmamların (a.s) görüşlerini rivayetlerde bulmak için “eş-Şebab, eş-Şâb, eş-Şebân ve el-Fetâ” kelimeleri anahtar kavramlardır. Bu kelimelere başvurularak rivayetlerde gençlikle ilgili konular elde edilebilir. Gençliğin eğitimiyle ilgili temel konulara geçmeden önce, bu kelimelerin sözlük anlamını açıklamak ve güvenilir dil âlimlerinin görüşlerinden yararlanarak gençlik yaş aralığını belirlemek gerekir. Bu amaçla bazı güvenilir dil âlimlerinin görüşleri aktarılacak, ardından bunların değerlendirilmesi ve sonuçlandırılması yapılacaktır.

1 – Zubaydi, Tâcü’l-Arûs’ta “eş-Şebâb”ı “gençlik ve tazelik” anlamında kabul eder ve Muhammed b. Habib’den şöyle nakleder: Çocukluk dönemi doğumdan 17 yaşına kadardır; gençlik 17’den 51 yaşına kadar sürer ve 51’den sonra ölümüne kadar yaşlılık dönemi başlar. Ayrıca iki başka görüş daha aktarır: Biri gençliği ergenlikten 30 yaşına kadar ve diğeri ise, 16’dan 32 yaşına kadar kabul eder ve bundan sonrasını olgunluk (yaşlılık) dönemi sayar. [4]

2 – İbn Manzur, Lisanü’l-Arab’da yukarıdaki anlamı verdikten sonra “Şüreyh”ten bir hadise dayanarak gençliğin, çocukluk döneminin karşısında yer aldığını ve ergenlikten sonra başladığını belirtir. [5]

3 – Tureyhî, Mecmau’l-Bahreyn’de gençlik dönemini olgunluk döneminden önce kabul eder ve bir hadiste 30 yaşındaki bir insana “genç” (eş-Şebâb) denildiğini nakleder. [6]

4 – Feyyûmî de Misbâhu’l-Münîr’de gençliği, olgunluk yaşından önceki dönem olarak kabul etmiştir. [7]

5 – Saîd el-Hûrî, Akrabü’l-Mevârid’de gençlik yaşını ergenlikten 30 yaşına kadar olarak belirtmiştir. [8]

6 – Ahmed b. Fâris, Mucmelü’l-Luğa’da gençlik dönemini yaşlılığın karşıtı olarak ifade eder. [9]

7 – Son olarak çağdaş dil âlimlerinden Louis Ma‘lûf, el-Müncid’de “eş-Şebâb”ı “Fetâ” ile eş anlamlı kabul eder ve gençlik yaşını ergenlikten yaklaşık 30 yaşına kadar olarak belirtir. [10]

 

Nihai sonuç

“Şebâb” gençlik ve tazelik anlamına gelir, “Fetâ” ile eş anlamlıdır ve çoğulları “Şebâb, Şebbân, Şebîbe”dir. Yukarıda zikredilen dil âlimlerinin görüşlerinin ortak değerlendirmesinden şu sonuç ortaya çıkmaktadır: Gençlik, çocukluk ile yaşlılık arasındaki dönemdir. Başlangıç ve bitişine gelince; kesin olan şudur ki ergenlik çağına ulaşmamış birine “genç” denmez ve gençlik ergenlikle başlar. Ortak kabul edilen üst sınır ise, 30 yaştır. Ancak 30 ile 51 yaş arası tartışmalı bir alandır ve 51 yaşın üzeri kesinlikle gençlik olarak kabul edilmez.

 

Gençlerin temel meseleleri

A) Eğitim

Eğitimin sağlanması ve bilgi edinme imkânının oluşturulması, terbiyede etkili unsurlardan biridir. Bilinç ve farkındalık, her işte etkili bir faktör ve her yola adım atmanın şartıdır. İlim ve bilgi, gencin hayatta ilerlemesinin yolunu aydınlatan bir ışıktır. Genç, bilgi sayesinde toplumda layık olduğu konuma ulaşır ve kendi gelişim ve yükselişinin zeminini hazırlar. Eğitim ve okumayla geçmişlerin tecrübelerine ulaşır ve onlardan geleceği için azık alır. Buna karşılık, bilgi ve eğitimden mahrum kalmak, onun gerçek değerini anlamamasına yol açar; görevlerini yerine getirmede eksik kalır ve sonunda kendini zayi eder, değersiz hâle getirir.

İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“İçinizden hiçbir Müslüman genci görmek istemem ki, günü şu iki hâlden biriyle başlamasın: Ya âlim ve bilgili olsun ya da ilim öğrenmekle meşgul olsun. Eğer genç böyle olmazsa, görevini ihmal etmiş olur; görevini ihmal ederse, zayi olur; zayi olursa, günah işler. Muhammed’i hak ile gönderen Allah’a yemin olsun ki, günah işleyen kimse ilahî ateşte yer alacaktır.” [11]

Eğitim ve ilim öğrenmek, yalnızca gencin toplumsal itibarı ve geçimini sağlamak için değil, aynı zamanda dinini korumak için de önemli bir araçtır. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Ey gençler topluluğu! Onurunuzu edeple ve dininizi ise, ilimle koruyun.”

Gençlik dönemi, ilim öğrenmek için en uygun fırsattır; çünkü yaşlılıkta öğrenmenin verimi oldukça düşüktür. Yüce Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Gençlikte öğrenilen ilim, taşa kazınmış gibidir; yaşlılıkta öğrenilen ise, su üzerine yazı yazmak gibidir.” [13]

b) Genç ve evlilik

Gencin en önemli meselesi, cinsel dürtüsünü kontrol etmek ve cinsel eğitimidir. Cinsel dürtü gençte oldukça güçlüdür ve Allah, neslin devamı için onu gerekli kılmıştır. Masum İmamların (a.s) rivayetlerinde, bu dürtünün güçlü oluşuna ve onu kontrol altına almak için çözüm bulmanın gerekliliğine dikkat çekilmiştir. İbn Riab nakleder ki, Zürâre gençliğinde İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) huzuruna çıktı. İmam (a.s) şöyle sordu:

“Ey Zürâre! Evli misin?” Zürâre “Hayır” dedi. İmam (a.s) şöyle buyurdu:

“Seni evlenmekten alıkoyan nedir?”

Dedi ki: “Bu cariyelerle evlenmenin uygun olup olmadığını bilmiyorum.” Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu:

“Sen gençken nasıl sabrediyorsun? Git bir cariye satın al…” [14]

İmam’ın (a.s) “Sen gençken nasıl sabrediyorsun?” sözü, gençte cinsel dürtünün şiddetli olduğuna işaret eder; çünkü sabır, genellikle zor ve meşakkatli durumlar karşısında söz konusu olur. Ayrıca bu güdünün şiddetli olması sebebiyle, gençlerin şehvet kaynaklı günahlarının cezasının diğerlerine göre daha hafif olduğu da belirtilmiştir. Abdullah b. Talha, İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) şöyle nakleder: “Eğer yaşlı bir erkek ve yaşlı bir kadın zina ederse, hem kırbaçlanır ve hem de recm edilirler. Orta yaşlı evli biri zina ederse, recm edilir, kırbaçlanmaz. Fakat gençliğin başındaki bir genç zina ederse, yalnızca kırbaçlanır ve bir yıl süreyle şehrinden uzaklaştırılır.” [15]

Buna karşılık genç, nefsani eğilimlerine galip gelir ve bu dürtüye karşı direnerek günah işlemezse, Allah ona büyük mükâfatlar ve manevi dereceler ihsan eder.

Ebu Hamza es-Sumâlî, İmam Zeynülâbidîn’den (a.s) şöyle nakleder:

Bir adam ailesiyle birlikte bir gemiyle yolculuğa çıktı. Gemi battı ve o adamın eşi dışında herkes boğuldu. Kadın, gemiden kalan bir tahta parçası sayesinde bir adaya sığındı. Bu adada, Allah’ın haramlarına riayet etmeyen bir genç vardı. Genç kadını görünce yanına geldi ve kötü bir işe niyetlendi. Kadın korkudan titremeye başladı ve göğe işaret etti. Genç bu hâli görünce yaptığından vazgeçti ve günah korkusuna daha layık olduğunu düşündü. Adadan ayrılarak ailesine döndü ve Allah’a yönelip tövbe etmeye karar verdi.

Yolda bir rahiple karşılaştı ve birlikte yolculuk ettiler. Güneşin sıcağı onları rahatsız ediyordu. Rahip, “Allah’tan bir bulut isteyelim de bize gölge yapsın” dedi. Genç ise, “Benim Allah katında bir iyiliğim yok ki dua edeyim” dedi. Rahip, “O hâlde ben dua edeyim, sen de âmin de” dedi. Rahip dua etti, genç de âmin dedi ve üzerlerine bir bulut geldi, onları gölgelendirdi.

Bir noktaya geldiklerinde yolları ayrıldı; bulut gençle birlikte gitmeye devam etti. Rahip şaşırarak, “Sen benden daha hayırlısın, Allah senin duanı kabul etti. Bana hikâyeni anlat” dedi. Genç de kadınla yaşadığı olayı anlattı. Rahip şöyle dedi: “Geçmiş günahların bağışlanmıştır, geleceğine dikkat et.” [16]

Bu kıymetli rivayetten anlaşılmaktadır ki Allah- Teâlâ, gencin nefsine ve cinsel arzularına galip gelmesine karşılık ona “dua kabulü” gibi manevi bir makam lütfetmiştir.

 

Cinsel dürtü meselesinin çözümü

Gençlerin cinsel eğitimi ve cinsel dürtülerinin kontrolü için temel çözüm evliliktir. Bu sebeple İslam, kutsal evlilik kurumuna büyük önem vermiştir. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “İslam’da Allah katında evlilikten daha sevimli ve değerli bir temel bina kurulmamıştır.” [17]

Evliliğin gençler için birçok faydası vardır. Bunlardan, bu konuyla ilgili rivayetlerde zikredilen bazılarını şöyle ifade edebiliriz:

1– Bakışı korumak ve şehveti kontrol etmek: Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Ey gençler topluluğu! Sizden kimin evlenmeye gücü yetiyorsa, evlensin. Çünkü evlilik, gözü haramdan daha iyi korur ve iffeti daha sağlam muhafaza eder.” [18]

2– Şeytanı ümitsizliğe düşürmek: Şeytan en çok tuzaklarını gençler için kurar. Evlilik, gençleri şeytanın tuzak tehlikesinden korur. İmam Kâzım (a.s), babalarından ve onlar da Hz. Resulullah’tan (s.a.a) şöyle nakletmiştir:

“Bir genç, gençliğinin başında evlenirse, şeytan şöyle feryat eder: ‘Eyvah, eyvah! O, dininin üçte ikisini benden korudu; geri kalan üçte birinde de Allah’tan sakınsın.’” [19]

3– Evlilik, gence huzur ve mutluluk verir: İmam Bâkır (a.s) şöyle buyurmuştur:

Hz. Dâvud (a.s) döneminde, yıpranmış elbiseler giymiş bir genç sürekli Hz. Dâvud’un (a.s) yanına gelir ve sessizce otururdu. Bu sırada Azrail geldi ve ona keskin bir bakış attı. Dâvud (a.s) sordu: “Bu gence mi bakıyorsun?” Azrail dedi ki: “Evet, yedi gün sonra burada onun ruhunu almakla emrolundum.”

Dâvud (a.s) gence merhamet etti ve ona sordu: “Ey genç, eşin var mı?” Genç “Hayır, hiç evlenmedim” dedi. Bunun üzerine Dâvud (a.s) ona şöyle buyurdu: “İsrailoğulları arasında itibarlı bir kişinin yanına git ve ona de ki: Dâvud sana kızını benimle evlendirmeni emrediyor. Gerekli nafakayı da ondan al ve eşinle birlikte ol. Yedi gün sonra buraya geri dön.” Genç emredileni yaptı ve evlendi.

Yedi gün sonra Hz. Dâvud’un (a.s) yanına geldi. Dâvud (a.s) ona sordu: “Evlilik nasıldı?” Genç şöyle dedi: “Şu ana kadar bulunduğum hiçbir nimet ve mutluluk, evlilikte yaşadığım sevinç kadar büyük olmadı.” [20]

 

Evliliğin hızlandırılması

Gençlerin evliliği yalnızca arzu edilen ve gerekli bir durum değil, aynı zamanda bu konuda acele edilmesi gereken bir husustur; özellikle evliliğe hazır olan genç kızlar için. Çünkü bir yandan kızın evlenmesine izin verme yetkisi babanın elindedir, diğer yandan kızlar daha fazla hayâ sahibidir ve ayrıca doğal olarak ergenliğe daha erken ulaşırlar. İmam Cafer-i Sadık (a.s), Hz. Peygamber Efendimizden (s.a.a) şöyle nakleder:

“Genç kızın anne-babası üzerindeki haklarından biri, onu evlendirmekte acele etmeleridir.” [21]

Yine aynı şekilde o, Hz. Peygamber’den (s.a.a) şöyle nakleder:

“Ey insanlar! Cebrail bana Yüce ve her şeyi bilen Allah’tan şu haberi getirdi: Bekâr kızlar ağaç üzerindeki meyveler gibidir. Meyve olgunlaşıp toplanmazsa, güneş onu bozar, rüzgâr onu dağıtır. Aynı şekilde evliliğe hazır olan bekâr kızlar için de evlilikten başka bir çare yoktur. Eğer evlenmezlerse, günah ve bozulmadan korunamazlar; çünkü onlar da insandır ve insan hatadan korunmuş değildir.” [22]

 

Bekâr gençler için çözüm

Daha önce de belirtildiği gibi gençler için temel çözüm evliliktir. Ancak hiçbir şekilde evlenme imkânı olmayanlar için bazı tedbirler de öngörülmüştür. Bunların en önemlisi cinsel dürtüyü harekete geçmekten korumaktır. Yabancı kadınlara bakmaktan kaçınmak, müstehcen film, görüntü ve benzerlerinden uzak durmak, yabancı bir kişiyle yalnız kalmamak ve kısaca yabancılarla gereksiz her türlü ilişkiden kaçınmak, cinsel dürtünün uyarılmasını önleyen etkili faktörlerdendir.

Bir diğer yöntem ise, rivayetlerde de yer alan oruç tutmaktır. Oruç ve aşırı yemekten kaçınmak, nefsani arzuların dengelenmesinde etkili bir unsurdur. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Ey gençler topluluğu! Sizden kimin evlenmeye gücü yetiyorsa evlensin; gücü yetmeyen ise, sürekli oruç tutsun…” [23]

Elbette bu yöntem bazılarına başlangıçta garip gelebilir; ancak bir ay Ramazan orucunu tutmuş gençler, yıl boyunca ya da en azından birçok gün boyunca oruç tutmanın aslında zor ve dayanılmaz olmadığını iyi bilirler.

 

c) Genç ve iş/istihdam

Gençler için önemli ve temel meselelerden biri de iş ve istihdam konusudur. Gençlerin çalışması birçok açıdan önem taşır. Bir yandan İslam’da “çalışma ve emek” bir değer olarak kabul edilmiş, “tembellik ve işsizlik” ise, şiddetle kınanmıştır. Ayrıca çalışmak ve yapılan işin türü, genç için toplumda sosyal bir itibar sağlar. Öte yandan iş, geçimi temin etmenin bir aracıdır; ekonomik yoksulluk da büyük ölçüde gençte kültürel ve ahlaki yoksunluğa yol açabilir.

Bu nedenle Ehlibeyt mektebinde (a.s) hem çalışmanın kendisine ve hem de uygun, onurlu ve saygın iş türlerine büyük önem verilmiştir. Hatta bu, genç çocuğun anne-baba üzerindeki haklarından biri olarak kabul edilmiştir. İmam Kâzım (a.s) şöyle buyurmuştur:

Bir kişi Hz. Resulullah’ın (s.a.a) huzuruna geldi ve yanında çocuğu vardı. Dedi ki: “Ey Allah’ın Resulü! Bu çocuğun benim üzerimdeki hakkı nedir?” Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Ona güzel bir isim ver; onu iyi yetiştir ve onu güzel bir konuma yerleştir [yani onun için helal ve uygun bir kazanç/iş zemini hazırla].” [24]

Yine İmam Kâzım (a.s) şöyle buyurmuştur:

Bir kişi çocuğuyla birlikte Hz. Peygamber’in (s.a.a) huzuruna geldi ve dedi ki: “Ey Allah’ın Resulü! Ben bu çocuğuma yazı yazmayı öğrettim; onu hangi iş ve mesleğe yönlendireyim?” Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdu: “Onu bir işe yerleştir; ancak onu şu beş mesleğe yöneltme: kefen satıcılığı, kuyumculuk, kasaplık, tahıl tüccarlığı ve bakırcılık.”

Sonra adam sordu: “Kefen satıcılığı (siyyâ’) nedir?” Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdu: “O, kefen satan ve ümmetimin ölümünü arzulayan kimsedir. Oysa ümmetimden her yeni doğan bana, güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha sevimlidir.”

“Kuyumcu (sâiğ) ise, ümmetime zarar arayan kişidir. Kasap, hayvan keserken kalbi katılaşır ve merhamet kalbinden çıkar. Tahıl tüccarı (hannât), ümmetimin gıdasını stoklayıp karaborsacılık yapar; Allah katında, bir kimseyi hırsızlık yaparken görmek, onu kırk gün stokçuluk yaparken görmekten daha hafiftir. Bakırcı (nuhhâs) ise, Cebrail’in bana bildirdiğine göre, ümmetimin en kötülerindendir; insanları satmaya (köleleştirmeye) yönelen kimsedir.”

 

 

------------

[1]- Gurerü’l-Hikem, s. 340

[2]- Mîzânü’l-Hikme, c. 5-6

[3]- el-Hadîs, c. 1, s. 355

[4]- Tâcü’l-Arûs, c. 1, s. 407, “Şebb” maddesi

[5]- Lisânü’l-Arab, c. 7, s. 10, “Şebb” maddesi

[6]- Mecmaü’l-Bahreyn, c. 2, s. 85, “Şebb” maddesi

[7]- Misbâhu’l-Münîr, c. 1, s. 364, “Şebb” maddesi

[8]- Akrabu’l-Mevârid, c. 1, s. 565-566, “Şebb” maddesi

[9]- Mücmelü’l-Luğa, s. 102, 499, “Şebb” maddesi

[10]- Bihârü’l-Envâr, c. 100, s. 221, c. 34

[11]- Felsefî Söylevler: Gençlik, c. 1, s. 194, Yakubî Tarihi’nden naklen.

[12]- Mîzânü’l-Hikme, c. 5, s. 7

[13]- Bihârü’l-Envâr, c. 69, s. 166, h. 34

14- Tehzîbü’l-Ahkâm, c. 10, s. 4, h. 10

[15]- Bihârü’l-Envâr, c. 67, s. 361, h. 6

[16]- Müstedrekü’l-Vesâil, c. 2, s. 531

[17]- Müstedrekü’l-Vesâil, c. 2, s. 531

[18]- Bihârü’l-Envâr, c. 100, s. 221, h. 34

[19]- Bihârü’l-Envâr, c. 4, s. 111-112, h. 31

[20]- Vesâilü’ş-Şîa, c. 15, s. 199, h. 7

[21]- el-Kâfî, c. 5, s. 337, h. 2

[22]- Bihârü’l-Envâr, c. 100, s. 222, h. 42

[23]- el-Kâfî, c. 6, s. 48

[24]- İmam Kâzım Müsnedi, c. 2, s. 391.

Tarih: 03-06-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum