Namaza Saygısızlık; Seccade Üzerinde Köpek
Bir süredir sosyal medyada, namaz kılan kişilerin seccadesi üzerine evcil köpeklerin çıktığını gösteren görüntüler dolaşmaktadır. Bu mesele, dinî açıdan incelenmeye değer bulunmuştur.
Bismillahirrahmanirrahim
Şer’î Ölçülere Dikkatsizlik
Şiî fıkhına göre seccade, temizliğin ve kutsiyetin sembolüdür; her türlü necasetten uzak tutulması gerekir. Her ibadet gibi namazın da kendine özgü hükümleri ve şartları vardır. Bu esaslara riayet edilmemesi, dinî ölçülerde gevşeklik anlamına gelir. Nitekim müçtehitler de köpek ve onun bu tür mekânlarda bulunması hakkında fetvalar vermişlerdir:
- Yüce Rehberlik Makamı (Ayetullah Hâmeneî): Onun fetvasına göre, bekçilik, avcılık gibi özel amaçların dışında köpek beslemek caiz değildir. Zira köpek necisü’l-‘ayndır. Yani zatı itibariyle necis olup, bedene veya elbiseye temas etmesi namazı batıl kılar. Kendisine yöneltilen bir soruda, köpeğin sırf eğlence amacıyla evde beslenip beslenemeyeceği sorulmuş ve şu yanıt verilmiştir: “Eğer bulunduğu ortamı necis hâle getiriyorsa, caiz değildir”. Köpeğin kılı elbiseye ya da bedene bulaşırsa, tamamen kuru olsa bile, necistir ve bu hâlde kılınan namaz batıldır.
- Ayetullah Sistanî: Köpeğin kılı elbiseye veya seccadeye bulaştığında, namazdan önce temizlenmesi gerekir. Köpeğin seccade üzerinde bulunması, fıkhî açıdan namazı geçersiz kılar.
- Ayetullah Mekârim Şîrâzî: Verilen fetvaya göre köpek, ancak bekçilik, avcılık veya zaruret hâlinde beslenebilir. Bunun dışında köpek gezdirmek veya şehir içindeki evlerde köpek beslemek İslâmî kültürle bağdaşmaz; zira köpeğin necaseti çevreyi kirletmektedir.
Seccade üzerine köpek koymak, şer‘î ölçüleri hiçe saymak anlamına gelmektedir. Nasıl ki sahih namazın şartlarını ihlâl ettiği için takma tırnak veya kirpikle namaz kılmak fıkhî açıdan sakıncalıysa, köpeğin seccade üzerinde bulunması da ibadette bir tür laubalilik sayılır. Bu davranış yalnızca hükümleri çiğnemekle kalmaz, aynı zamanda kutsallara saygısızlık olarak da algılanabilir. Çünkü seccade fıkıhta yüce bir konuma sahiptir ve köpeğin necaseti, şer’i olarak bir engel teşkil eder.
Namazı Hafife Almak
Seccade ve mihrap, kulun Rabbi ile irtibat kurduğu kutsal mekânlardır. Köpeğin seccade üzerine çıkarılması, bu kutsiyeti zedelemekte ve farklı açılardan ele alınması gereken bir durum teşkil etmektedir:
a) Namazın Fehşa ve Günahlardan Alıkoyucu Niteliği
Namazın önemli işlevlerinden biri, insanı günahlardan korumasıdır. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” [1]
Bu nasıl bir namazdır ki, kişi ilahî hükmü göz ardı ederek, necis kabul edilen köpeği seccadenin üzerine koymakta ve aynı yerde namaz kılmaktadır? İlahi emri dikkate almayan böyle bir yaklaşım, gerçekten kişiyi günahtan alıkoyar mı, yoksa onu günaha mı sürükler? Şüphesiz bu davranış, şer’î hükümlere aykırı olduğu için münker kapsamına girer ve ibadetin kutsiyetine zarar verir.
b) Namazı Hafife Almanın Açık Bir Göstergesi
Pek çok rivayette, namazı hafife almama ve onu zayi etmeme hususunda uyarılmış bulunmaktayız. Namazı hafife almak, hiç kılmamakla aynı şey değildir. Onu zayi etmenin bir yönü, şart ve hükümlerine riayet etmemektir. Köpeği namaz esnasında seccadeye veya yanına almak da, şüphesiz namazı hafife almanın örneklerinden biridir. Namazı zayi etmenin ise, pek çok ağır sonucu vardır.
Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Kim namazı hafife alırsa, on beş belaya müptela olur: Rızkın bereketinden mahrum kalmak, açlık ve susuzluk hâlinde ölmek, kabirde darlık ve karanlık yaşamak ve kıyamet günü çetin bir hesaba çekilmek bunlardan bazılarıdır.” [2]
Yine bir rivayette şöyle buyurmuştur:
“Namazı hafife alan kimse bizden değildir. Allah’a yemin ederim ki, Kevser havuzunda bana ulaşamayacaktır.” [3]
İmam Cafer-i Sadık (a.s) da açıkça şöyle buyurmuştur:
“Namazı hafife alana bizim şefaatimiz asla erişmeyecektir.” [4]
Yine İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Kim Allah’ın emrini hafife alırsa, Allah onu zelil kılar.”
c) İbadetle Alay ve Allah ile Konuşmanın Hürmetini İhlal Etmek
Namaz, kulun tüm varlığıyla mabuda yönelmesi gerektiği, derin bir manevî yalnızlık ve içtenlik anıdır. Seccade ve mihrap da Allah ile münacat için belirlenmiş kutsal birer mekândır.
İslâm kültüründe, mukaddes değerlerle alay etmek büyük bir günahtır. Nitekim Resûl-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Kim Allah’ın hürmetini çiğnerse, Allah’ın gazabını üzerine çeker.” [5]
İmam Cafer-i Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Allah’ın emrettiğini hafife alan kimseyi Allah zelil kılar.” [6]
Seccade, Allah ile münacatın mekânıdır; köpekle oyun alanı değildir. Böyle bir davranış, ibadeti alaya almak gibidir. Ayrıca bu tür eylemlerin kamuya açık biçimde paylaşılması, sosyal bir münkere dönüşmektedir. Çünkü seccade, imanın ve İslâmî kimliğin simgesidir.
Bu tür içerikleri cüretkâr biçimde üreten ve yayan kişiler, namazı hafife almanın açık bir örneğini sergilemektedir. Rivayetlerde belirtildiği üzere, bu fiilin sonucu Allah’ın rahmetinden mahrumiyet ve çeşitli belalara duçar olmaktır.
Sonuç
Fıkhî açıdan bakıldığında, söz konusu davranış Şiî hükümlerle bağdaşmamaktadır ve ibadetin şer’î ölçülerinin ihlali anlamına gelmektedir. Ahlakî ve ibadî yönden ise bu tavır, yalnızca seccadenin kutsiyetini zedelemekle kalmaz; aynı zamanda namazı ve onun kötülüklerden alıkoyma felsefesini hafife almak anlamına gelir ve günah kapsamında değerlendirilir.
Böylesi içerikleri üreten ve yayanlar, rivayetlerin de işaret ettiği üzere, Allah’ın rahmetinden mahrum kalmaya ve çeşitli musibetlerle karşılaşmaya adaydır. Bu davranış, toplumun dinî kimliğine zarar verdiği gibi, en çok da bu fiili işleyen kişilerin kendilerine zarar verir. Zira ibadeti küçümseyen kimse, iman nurunu kalbinden silmekte ve manevî karanlığa doğru adım atmaktadır. Bu saygısızlığın en büyük zararı, öncelikle kendilerine yönelmektedir. Çünkü namazın kutsiyetinden uzaklaşmak, onları hem dünyevî ve hem de uhrevî saadetten yoksun bırakır. Daha da önemlisi, kim bir kötülüğü toplumda başlatırsa, o fiil toplumda sürdüğü müddetçe, günahı da kendisine yazılmaya devam eder.
----------
[1]- Ankebût, 45.
[2]- Vesâilü’ş-Şîa, c. 4, s. 88.
[3]- İlelü’ş-Şerâyi, c. 2, s. 356.
[4]- Müstedrekü’l-Vesâil, c. 3, s. 25.
[5]- Bihârü’l-Envâr, c. 75, s. 126.
[6]- el-Kâfî, c. 2, s. 295.
Tarih: 06-09-2025