içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Nazarın Ayet ve Rivayetlerdeki Yeri ve Korunma Yolları

Halk arasında yaygın olan inançlardan biri, bazı insanların nazar etmesi (göz değmesi) etkisine sahip olduğu düşüncesidir.

Nazarın Ayet ve Rivayetlerdeki Yeri ve Korunma Yolları

Bismillahirrahmanirrahim

 

Halk arasında yaygın olan inançlardan biri, bazı insanların göz değmesi etkisine sahip olduğu düşüncesidir. Bazıları bu konuya inkârla yaklaşır ve göz değmesini bütünüyle bir hurafe sayar. Buna karşılık bazıları ise, göz değmesine çok büyük önem verir ve onu kaçınılmaz ve önlenemez bir durum olarak kabul eder.

Her iki grup da yanılgıya düşmüştür. Ayetler ve rivayetlere göre göz değmesi gerçek ve hakiki bir olgudur ve hurafe sayılmaz; ancak Ehlibeyt (a.s) rivayetlerinde göz değmesine karşı korunma yollarını da bildirmiştir.

 

Nazarın anlamı

“Nazar değmesi”, gözü değen bir kimsenin bakışı sonucu birine ya da bir şeye zarar ulaşmasıdır. [1] Nazar, bazı kimselerin birini ya da bir şeyi görüp övmeleri sonucunda ona zarar ve eksiklik gelmesi durumudur. [2]

Allâme Tabatabâî, el-Mîzân tefsirinde nazarı şöyle tanımlamıştır: “Nazar, gözü değen kişinin dikkatini fazlasıyla çeken ve hayranlık uyandıran bir şeyi gördüğü sırada ortaya çıkan bir tür nefsani hasettir.” [3]

 

Nazar hakkındaki Kur’an ayetleri

Müfessirler, bazı Kur’an ayetlerini nazara işaret eden ayetler olarak değerlendirmişlerdir. Nazarla ilgili en dikkat çekici ayet ise şudur:

“İnkâr edenler, zikri (Kur’an’ı) işittiklerinde neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi ve ‘O gerçekten delidir’ diyorlardı.” [4]

“İzlâk” if’âl babının mastarı olup “kaydırmak” anlamına gelir. [5] Müfessirlerin çoğu, “İzlâku’l-Ebsâr” ifadesinden maksadın nazar değmesi olduğunu belirtmiştir. [6]

Ayet için zikredilen iki nüzul sebebinden de bunun nazara işaret ettiği anlaşılmaktadır. Bu rivayetlerden birine göre, müşrikler, Benî Esed kabilesinden gözü değmesiyle tanınan bir adamı, Hz. Peygamber Efendimize (s.a.a) nazar etmesi ve onu etkisiz hâle getirmesi için çağırmışlardı. Bu sırada Cebrail, “Ve in yekâd...” ayetini indirmiş ve böylece Hz. Peygamber Efendimizi (s.a.a) nazarın zararından korumuştur. [7]

İkinci nüzul sebebine göre ise ayet, Hz. Peygamber Efendimiz’in (s.a.a) Gadir-i Hum’da İmam Ali’yi (a.s) kendisinden sonra halef olarak tanıttığı sırada nazil olmuştur. İnsanlar birbirlerine, “Muhammed’in gözlerine bakın, nasıl da dönüyor; sanki deli birinin gözü gibi” diyerek, bu yolla ona nazar değdirmek istemişlerdi. Bu sırada Cebrail nazil olmuş ve “Ve in yekâd...” ayetini getirmiştir. [8]

 

Nazar hakkındaki rivayetler

Bazı rivayetler de nazarın varlığını doğrulamaktadır. Bunlardan biri, Hz. Peygamber Efendimiz’den (s.a.a) nakledilen ve nazarı kaza ve kaderle birlikte anan şu rivayettir:

“Nazar gerçektir; eğer kaderi geçebilecek bir şey olsaydı, onu geçen nazar olurdu.” [10]

 

Hz. Peygamber Efendimiz’den (s.a.a) nakledilen başka bir rivayette ise şöyle buyurulmuştur:

“Eğer kabirler sizin için açılsaydı, ölülerinizin çoğunun nazar sebebiyle öldüğünü görürdünüz; çünkü nazar gerçektir.” [11]

 

Rivayetlerde Cafer b. Ebu Talibin oğullarının beyaz tenli oldukları ve Esmâ bint Umeys’in Hz. Peygamber Efendimiz’e (s.a.a) şöyle arz ettiği aktarılır: “Ey Allah’ın Resulü! Bunlar dikkat çekiyor ve insanların nazarına çabuk geliyorlar; onlar için nazara karşı bir korunma yolu hazırlayayım mı?” Peygamber Efendimiz (s.a.a) “Evet” buyurdu. [12]

Ayrıca Hz. Resulullah’tan (s.a.a) şöyle rivayet edilmiştir:

“Nazar, sağlıklı bir insanı mezara, sağlıklı bir deveyi ise kazana sokar.” [13]

Nehcü’l-Belâğa’nın 400. hikmetli sözlerinde de şöyle geçer:

“Nazar gerçektir.” [14]

Aktarılan ayet ve rivayetlerin bütününden, nazarın gerçek ve hak bir olgu olduğu ve bunun hurafe olarak görülmemesi gerektiği anlaşılmaktadır.

 

Nazarın varlığına dair aklî gerekçe

Ayet ve rivayetlerin yanı sıra, aklî açıdan da nazarın varlığı kabul edilebilir. İnsan ruhu, doğaüstü özelliklere sahip olup yüksek bir etki gücüne sahiptir ve insanlar ile eşyalar üzerinde etkide bulunabilir. Aslında burada esas olan gözün kendisi değil, insan ruhunun isteyerek ya da istemeden dış dünyadaki şeyler üzerinde etki bırakabilmesidir.

 

Gerçekte nazarın işleyişi şu şekildedir: Bir şey, nazar eden kişinin ruhunda etki oluşturur ve onun ruhu da o şey üzerinde olumsuz bir etki bırakır; çünkü insan maddi olmayan bir etkiyi dış dünyaya yansıtabilir. Bu nedenle “nazar” olayında göz yalnızca bir araçtır; asıl etkileyen güç, insan ruhudur. Bu etkinin göze nispet edilmesinin sebebi, bu süreçte gözün temel bir rol oynamasıdır. Bunun doğruluğunun bir göstergesi de nazarın, göz önünde bulunmayan bir kişi ya da nesne üzerinde de etkili olabilmesidir.

 

Bu açıklamada, nazarın işleyiş mekanizması şöyle ortaya konulmuştur: “İnsan nefsi, ilahî kökenli ve soyut varlıklar türündendir; hem kendi içinde bazı şeyleri tasavvur edip onlar üzerinde etki oluşturabilir ve hem de başka bedenler üzerinde etkide bulunabilir. Kendi içinde tasavvur ederek etki oluşturmasına örnek olarak şunlar gösterilebilir: Sevgi veya öfkeyi hayal ettiğinde bedeninin ısınması, ekşi bir şeyi düşündüğünde ağzının sulanması ve yüksek bir duvar üzerinde yürürken düşme korkusunu tasavvur ettiğinde bedeninin titremesi ve hatta düşmesi. Başka bedenler üzerinde etkide bulunmasına örnek ise, başkalarına nazar değdirmesidir.” [15]

 

Bu nedenle, nazarın asıl sebebinin insanın güçlü ruhu olduğu söylenebilir; yoksa maddi gözün böyle bir etki oluşturma gücü yoktur. Çünkü göz maddi bakımdan özel bir etkiye sahip değildir; buna karşılık insan ruhu kimi zaman dünyada büyük etkiler meydana getirebilir. Ayrıca nazar için bilimsel bir açıklama bulamasak bile, onu kesin biçimde reddedecek sağlam bir delil de mevcut değildir. Bu yüzden bu inanç, açıklanabilir inançlar arasında yer almakta olup, bazı büyük müfessirler de buna açıkça işaret etmişlerdir. [16]

 

Tefsîr-i Numûne’de nazarın mümkün oluşu hakkında şöyle denilmektedir: “Bu mesele aklî açıdan imkânsız değildir. Nitekim günümüzde birçok bilim insanı, bazı gözlerde önemli bir etkiye sahip özel bir manyetik gücün bulunduğuna inanmaktadır; hatta bunun eğitim ve alıştırmayla geliştirilebileceği de söylenmektedir. Manyetik uyku da gözlerdeki bu manyetik güç aracılığıyla gerçekleşmektedir.

Görünmez bir ışın olan lazer ışınlarının, hiçbir yıkıcı silahın yapamadığı etkileri ortaya çıkarabildiği bir dünyada, bazı gözlerde bulunan ve özel dalgalar aracılığıyla karşı taraf üzerinde etki bırakabilen bir gücün varlığını kabul etmek şaşırtıcı olmayacaktır. Birçok kişi, böyle gizemli bir göz gücüne sahip kimseleri bizzat gördüklerini ve onların insanları, hayvanları ya da bazı nesneleri bakışlarıyla etkisiz hâle getirdiklerini aktarmaktadır. Bu nedenle, bu tür şeyleri inkâr etmekte ısrar etmek yerine, onların var olabileceğini akıl ve bilim açısından mümkün kabul etmek gerekir.” [17]

 

Nazarın ortaya çıkmasına zemin hazırlayan etkenler

Nazarın meydana gelmesine çeşitli etkenler sebep olur. Bu sebeplerin bilinmesi, insanın nazarın olumsuz etkisinden korunmak için tedbir almasına yardımcı olur. Bu bölümde, nazarın oluşmasına zemin hazırlayan bazı etkenler ele alınacaktır:

1. Günah

Mukaddes din ve şeriatın emirlerine aykırı olan davranışa “günah” denir. “Zenb”, bir şeyin sonucu ve ardından gelen şey anlamındadır. Sonucu kötü ve istenmeyen olan her iş, mecaz yoluyla “zenb” olarak adlandırılır. Kur’ân-ı Kerîm günahı; zenb, ism, seyyie, masiyet, cürm (suç) ve benzeri ifadelerle anmaktadır.

 

İmam Cafer-i Sâdık (a.s) şöyle buyuruyor:

“Hiçbir şey günah kadar kalbi bozmaz; çünkü kalp günah işler ve onda ısrar eder, sonunda insan günah karşısında yere düşer ve helâk olur; bu durumda öğüt de artık onda etkili olmaz.” [18]

Bu rivayete dikkat edildiğinde, günah ile kalbin niyeti arasında bir irtibat bulunduğu anlaşılır. Kötü niyetler kalp üzerinde kötü etkiler bırakır; aynı şekilde iyi niyetler de kalbi aydınlatır. İnsan kalbi ilahî şefkatin kaynağıdır. Günah, zamanla bu şefkatin katılığa ve taş kalpliliğe dönüşmesine sebep olur. İmam Ali’nin (a.s) buyurduğu gibi:

“Hiçbir şey günah kadar kalbi bozmaz.” [19]

Çoğu zaman, nazar eden kişinin kalbi, günah sebebiyle kin ve katılığın mekânı hâline gelir ve kirli bir niyet edinir. O, bu nimetlere kirlenmiş kalbiyle bakar. Kalbinden etkilenen gözü de bu kir ve düşmanlığı aktarır ve bazen zalim bir bakışla nimetin yok olmasına sebep olur. Bu nedenle selim bir kalbin terbiyesi, nazarın ortaya çıkmasını önlemek için etkili bir yoldur.

 

2. Haset (Kıskançlık)

“Haset”, sözlükte bir faziletin ya da nimetin ortadan kalkmasını istemek anlamına gelir. Haset eden kişi, nimetin yok olmasını arzulamakla kalmaz, uygulamada da karşı tarafın nimetini ortadan kaldırmak için çaba gösterir. Hem maddi ve hem de manevi nimetler haset konusu olabilir. Haset, hem haset eden kişi ve hem de kendisine haset edilen kimse için sürekli sıkıntı ve zorluk sebebidir. Hasetçi sanki nimetlerin verilmesi ve yaratılmışların işlerinin düzenlenmesi konusunda Yüce Allah ile çekişiyor ve O’nun fiillerinden hoşnut olmuyormuş gibidir.

 

Ehlibeyt’in (a.s) rivayetlerinde, hasedin bireysel ve toplumsal boyuttaki olumsuz etkilerine ve beden ile ruh sağlığı üzerindeki zararlarına işaret edilmiştir. Bu etkilerden, bireysel ve bedensel alanda ortaya çıkan bazıları şunlardır: Yaşamın zorlaşması ve huzursuzluk [20], dost sahibi olamamak [21], insanlar arasında sevilmemek ve beden sağlığının bozulmasıdır. [22]

 

Haset eden kişi, başkalarının nimetlerinin veya sağlıklarının yok olmasını zihninde tasarlar; bu yüzden bu arzusuna ulaşmak için bir yol arar ve buna ulaşmak için nazarı (göz değdirmeyi) ulaşılabilir bir yol olarak görür. Sonuç olarak haset, nazarın meydana gelmesi için bir zemin oluşturabilir. Yani haset eden kişi, karşı tarafın nimetinin yok olmasını arzuladıktan sonra, kin ve içsel kirlenmeden etkilenmiş gözlerle nimete bakar ve onun ortadan kalkmasına sebep olur.

 

3. Hayret (Şaşkınlık)

Nazarın etkili sebeplerinden biri de “hayrettir (şaşkınlık)”. [23] “Hayret”, bazen övülen ve bazen de yerilen bir durumdur. Eğer insan hayret ve şaşkınlık anında Allah’tan başkasına yönelmezse, bu övülen bir hâl sayılır; fakat şeytanî vesveselere kapılıp uygunsuz sözler söylemeye başlarsa, bu kınanmış olur. Dinî kaynaklarda hayret hâlinden korunmak için çeşitli tavsiyeler yer almakta olup, bunlara uymak insan için yol gösterici olacaktır.

 

Dolayısıyla ilâhî velilerde nimet karşısında şaşkınlık görülmez; çünkü onların marifet anlayışında Allah’ın kullarına verdiği nimetler arasında bir darlık, sınırlılık veya çatışma söz konusu değildir. Eğer hayrete düşen kişi, gördüğü harika şeyleri tek ve yüce Yaratıcıdan bilmezse, hayret hâlinin etkisiyle bakışı zarar verici hâle gelebilir. Buna karşılık, iman ve marifet sahibi kimse büyük nimet ve güzelliklerle karşılaştığında Allah’a şükreder ve böylece bilgisi ve manevî farkındalığı artar. Bu sebeple, “ilâhî nimetlere yönelik doğru bir dünya görüşü ve bilinç oluşturmak”, nazarın ortaya çıkmasını engelleyen etkili bir yöntemdir.

 

Nazarın giderilmesine dair dinî öğretiler

İslam öğretilerinde, “nazar” olgusu kabul edilmekle ve bunun sebepleri açıklanmakla birlikte, nazarın etkisini gidermeye yönelik tavsiyeler de yer almıştır. Bunlardan bazılarına aşağıda değinilmektedir:

1. Nazarın etkisini gidermek için Allah’a tevekkül etmek ve O’nu zikretmek

Ayet ve rivayetlerde nazarı defetmenin yollarından biri Allah’a tevekkül etmektir. Konunun devamında bir ayet ve bir rivayete işaret edilecektir.

Daha önce de belirtildiği gibi, nazarın varlığına işaret eden ayetlerden biri şu ayettir:

“Ve (yola çıkacakları zaman) Yakub dedi ki: Ey oğullarım! Hepiniz bir kapıdan girmeyin; ayrı ayrı kapılardan girin ki insanların dikkati size yönelmesin. Ben bu tedbirle Allah’ın kesin takdirinden hiçbir şeyi sizden uzaklaştıramam. Hüküm yalnızca Allah’ındır. Ben O’na tevekkül ettim; tevekkül edenler de yalnızca O’na tevekkül etmelidir.” [24]

Ayetin son bölümüne göre, nazardan korunmanın yolu Allah’a tevekkül etmektir:

“Ben Allah’a tevekkül ettim; tevekkül edenler de yalnızca O’na tevekkül etmelidir.”

 

İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) rivayet edilen bir hadiste de Allah’ı anmak ve zikretmek, nazarı (göz değmesini) defetmenin bir yolu olarak belirtilmiştir:

“Bir kimse, kardeşinde hoşuna giden bir şey gördüğünde Allah’ı ansın; çünkü Allah’ı andığında bu şey ona zarar vermez.” [25]

Bu rivayette, nazarın etkisini gidermenin yolu olarak Allah’ı anmak ve O’nu hatırlamak gösterilmiştir.

 

2. Bazı ayet ve duaların okunması veya beraberinde taşınması

Dini öğretilerde nazarı (göz değmesini) gidermenin ikinci yolu, bazı ayet ve duaların okunması veya kişinin yanında bulundurmasıdır. Bunlardan biri de Kalem Suresi’nin 51 ve 52. ayetlerinin okunmasıdır ki bu ayetler “Ve in yekâdu’llezine” ayeti olarak bilinir.

 

Hasan Basrî şöyle demiştir: “Göz değmesinin tedavisi, insanın bu ayeti okumasıdır.” [26]

“Ve in yekâd…” ayetinin okunmasının veya yanında taşınmasının başkalarının nazarını önleyip önlemediği konusunda Hz. Peygamber’den (s.a.a) ya da diğer Masumlardan (a.s) gelen sağlam (müsned) bir rivayet bulunmamaktadır; yalnızca aktarılan rivayete göre Hasan Basrî, göz değmesine karşı çarenin “Ve in yekâd…” ayetinin okunması olduğunu söylemiştir.

 

Göz değmesini defetmede etkili olan diğer ayetlerden biri de Felak Suresi’nin okunmasıdır; çünkü bu surede her kötülüğü isteyenden ve özellikle de göz değmesinde güçlü bir etken olan haset edenlerin şerrinden Allah’a sığınılmaktadır. Emirü’l-Müminin Ali’den (a.s) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a), İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin’i (a.s) şu dua ile rukye [27] etmiştir:

“Sizi, Allah’ın eksiksiz kelimelerine ve tamamı kuşatıcı olan güzel isimlerine sığındırıyorum; zehirli ve zararlı varlıkların şerrinden, her türlü değen kötü gözün şerrinden ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden koruması için.”

İmam Ali (a.s) devamında şöyle buyuruyor:

“Daha sonra Hz. Peygamber (s.a.a) bize yönelerek şöyle buyurdu: Hz. İbrahim (a.s) da İsmail (a.s) ve İshak’ı (a.s) bu şekilde Allah’ın korumasına emanet ederdi.” [28]

 

Mekârimü’l-Ahlâk” adlı eserde İmam Rıza’dan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir: Muammer b. Hallâd der ki: Horasan’da İmam Rıza’nın (a.s) huzurundaydım. İmam (a.s) şöyle buyurdu:

Ey Muammer! Nazar gerçektir. Fâtiha Suresi’ni, Tevhid Suresi’ni, Muavvizeteyn’i (Felak ve Nâs sureleri) ve Âyetü’l-Kürsî’yi yaz ve onları bir kılıf içine koy.” [29]

 

İmam Cafer-i Sâdık’tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:

“Her kim mümin kardeşinde hoşuna giden bir şey görürse, tekbir getirsin; çünkü nazar gerçektir.” [30]

 

Sonuç

Ayet ve rivayetlere göre nazarın gerçek ve hakiki bir olgu olduğu söylenebilir. Bu nedenle insan, Ehlibeyt’in (a.s) bildirdiği talimatlara uyarak; Felak Suresi, Ayetü’l-Kürsî vb. okumak gibi yollarla kendisini başkalarının nazarından ve göz değmesinden korumalıdır.

 

---------

[1]- Ferheng-i Amid (Amid Sözlüğü), s. 497.

[2]- Dehhudâ Sözlüğü, c. 6, s. 8146.

[3]- Allame Tabatabâî, el-Mîzân, c. 20, s. 393.

[4]- Kalem, 51.

[5]- Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, s. 383.

[6]- Tabersî, Mecmau’l-Beyân, c. 10, s. 512.

[7]- Vâhidî, Esbâbu’n-Nüzûl, s. 463.

[8]- Allame Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 377, s. 221.

[9]- Yusuf, 67.

[10]- Allame Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 60, s. 9.

[11]- Allame Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 60, s. 25.

[12]- Allame Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 60, s. 27.

[13]- Allame Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 60, s. 26.

[14]- Şerif Rezî, Nehcü’l-Belâğa, s. 726.

[15]- Abdülhüccet Belâğî, Huccetü’t-Tefasîr ve Belâğu’l-İksîr, c. 1, s. 390.

[16]- Allame Tabatabâî, el-Mîzân, c. 19, s. 388.

[17]- Ayetullah Mekârim Şîrâzî, Tefsîr-i Numûne, c. 24, s. 427.

[18]- Muhammed b. Yakub Kuleynî, el-Kâfî, c. 2, s. 268.

[19]- Muhammed b. Yakub Kuleynî, el-Kâfî, c. 2, s. 268.

[20]- Allame Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 75, s. 12.

[21]- Şerif Rezî, Nehcü’l-Belâğa, Hikmetli Sözler: 225.

[22]- Allame Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 77, s. 237.

[23]- Allame Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 73, s. 91.

[24]- Yusuf, 67.

[25]- Allame Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 92, s. 127.

[26]- Allame Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 92, s. 132.

[27]- Rukye; dua, muska ve benzeri şeylerin, şer ve afetlerden korunmak amacıyla okunması veya kullanılması anlamına gelir.

[28]- Allame Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 43, s. 306.

[29]- Allame Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 92, s. 128.

[30]- Allame Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 60, s. 25.

Tarih: 16-02-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum