içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Neden Gadir-i Hum

Bismillahirrahmanirrahim

Neden Gadir-i Hum

Soru: Bazıları diyorlar ki, “Gadir-i Hum ve velayet ve imamet” meselesini zinde tutmanın, gündeme getirmenin ne faydası vardır? Faraza Şia’nın Gadir-i Hum ve imamet ile ilgili iddiaları doğru olsa bile, artık bunların zamanı geçmiş. Siz isteseniz de Hz. Ali'yi (a.s) diriltip imam yapamazsınız. Bu yüzden bu sayfayı artık kapatmak gerekir. Çünkü ihtilaf ve fitneye vesile olmaktadır?

 

Cevap: Bunu söyleyenler maalesef Ehlibeyt (a.s) Mektebi'nin imamet anlayışının felsefe ve hikmetini idrak etmiş değiller. Yani olaya sadece siyasi yönetim ve hilafet perspektifinden bakmaktadırlar. Oysa imamet ve velayetin çok cüzi bir boyutu budur.

* Esasen bize göre “imamet ve velayet” nübüvvetin devamı niteliğindedir.

Yani vahiy almanın dışında, “vahyi koruma, tebliğ etme, tebyin/tefsir etme, vahyin ve İlahi öğretilerin canlı örnekleri olma, insanların amellerinin şahidi olama ve siyasi yönetim” gibi diğer bütün görevler imama intikal eder. Bu yüzden onlar halife ve siyasi hakimiyet sahibi olsalar da olmasalar da imamdırlar ve saydığımız diğer görevleri aynen devam etmektedir.

 

* Ehlibeyt İmamları’nın (a.s) bizim için en önemli misyonu ilmi ve dini merciliğidir.

Yani bizler Hz. Peygamber’den (s.a.a) sonra onları:

- Hem Kuran'ın varisleri olarak görüyoruz; Fatır Suresi’nin 32. ayeti gereği.

- Hem Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sahih sünnetine ulaşmanın en sağlam kanal ve kaynağı olarak görüyoruz.

- Hem de onları kendimiz için en güzel üsve ve örnekler olarak kabul ediyoruz. Tıpkı Hz. Resulullah'ta (s.a.a) olduğu gibi. Yani onların hayatı her açıdan bizim için örnektir, delildir, bağlayıcıdır.

Çünkü onları “masum” olarak kabul ediyoruz. Çünkü onlar Allah tarafından bizim için “Mevla” (velayet sahibi) olarak belirlenmiştir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.a) onları Meşhur Sekaleyn Hadisi’nde Kur’an’ın yanına koyarak “iki ağır emaneti” olarak ümmete tevdi etmiş ve onlara sarıldığımız müddetçe asla dalalete düşmeyeceğimizi garantilemiş ve “O ikisi, Kevser Havzu başında bana varıncaya kadar birbirinden asla ayrılmazlar; bakın benden sonra onlara nasıl davranacaksınız!” buyurmuştur.

Evet, onlar bizim için canlı Kur'an ve Muhammedî İslam'ın en kâmil ve canlı örnekleridirler.

* “Bu yüzden onlar halife olamadı. Dolayısıyla her şey bitti gitti, siz de kapatın gitsin” demek anlamsızdır. Çünkü bu bir çizgidir, mekteptir, örnekliktir, kanaldır, kaynaktır ve bu kıyamete kadar devam edecektir.

Dolayısıyla Gadir-i Hum sadece hilafetin ispatı değildir.

- Kur'an'ın varisliğinin ispatıdır.

- Nebevi Sünnet'in en sahih ve en güvenilir kanal ve kaynaklığının ispatıdır.

- Hayatımızda her açıdan örnek almamız gereken kimselerin tanıtımı ve ispatıdır.

- Aslında bugün müçtehitlerimiz ve velayeti fakih olayı da bu çizginin devamıdır. Çünkü nasıl Ehlibeyt (a.s) bizimle “Kur’an ve Sahih Sünnet” arasında güvenilir bir kanal ise, müçtehitlerimiz de bizimle Ehlibeyt (a.s) arasında bir kanaldırlar.

Yani onların bize aktardıkları Ehlibeyt'in (a.s) öğretilerinden istifade ettikleri şeylerdir, indi şeyler değil.

Bu yüzden Hz. Mehdi'den (a.f) nakledilen hadiste "Gaybet zamanında bizim hadislerimizde uzman olan kişilere müracaat edip onlara uyun" buyururken devamında şöyle geçiyor:

"Onlar benim size hüccetim, ben de Allah'ın hüccetiyim".

Yani bu velayet bağı Allah'tan Hz. Resul'e (s.a.a) ve İmamlara (a.s), onlardan da vekaleten müçtehitlere uzanmaktadır.

 

* İhtilaf meselesine gelince:

Biz bunun tam tersini düşünüyoruz. Çünkü:

- Evvela kendi düşünce ve inancını ve delillerini uygun bir üslupla ve başkalarına saygısızlık etmeden ortaya koymak herkesin en doğal hakkıdır.

- Saniyen Müslüman grupların birbirlerini yakından ve yetkili ağızlardan tanımaları, birbirlerini daha sağlıklı tanımalarına ve yakınlaşmalarına vesile olur. Zira birçok kafadan dolma bilgilerden dolayı birbirinden uzaklaşan Müslüman gruplar, bunların çoğunun yalan yanlış olduğunu, birçoğunun da kendi içinde belli bilgi ve belgelere dayandığını görür ve hatta kabullenmese dahi saygıyla karşılar.

- Salisen Ehlibeyt (a.s) Mektebi ve büyükleri bütün farklılıklara rağmen sürekli takipçilerine, şehadeteyni getiren, aynı Kur’an’a inanan ve aynı kıbleye namaz kılan bütün Müslümanları İslam dairesinde görmeye, İslam’ın ve ümmetin genel maslahatları doğrultusunda birleşmeye ve teşriki mesai etmeye çağırmakta ve diğer Müslüman kardeşlerinden de aynı tavrı beklemektedir.

 

* Son bir nokta:

Dedik ki Ehlibeyt (a.s) bizim için her açıdan üsvedir/örnektir.

Ehlibeyt'in (a.s) hayatına baktığımızda onların en bariz özelliklerinden birisi sürekli hakkın ve haklının, mazlumların ve müstazafların yanında ve zalimlerin karşısında durmaktır.

Ehlibeyt’le (a.s) ilgili faraza bir kimse her şeyi de inkâr etse, ama onların bu özelliğini inkâr edemez. Çünkü onların hayatı büsbütün bunun ispatıdır.

- Ömrü zalimlerle, tağutlarla mücadele ile geçen, hakkın ve adaletin yılmaz savunucusu olan Hz. Ali (a.s), hayatının son demlerinde iki oğlu İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin’e (a.s) ettiği vasiyetinin bir bölümünde şöyle buyurmuştur:

“Yavrularım! Daima zalimlere düşman ve hasım, mazlumlara ise destek ve yardımcı olun.”

- Diğer Ehlibeyt İmamlarının (a.s) da hepsi aynı yolun yolcuları ve zalimlerin baş düşmanı oldukları için hepsi ya kılıçla şehit edilmişlerdir ya da zehirle.

- Kerbela’da her şeyini feda eden İmam Hüseyin’i (a.s) ve zulme ve zalimlere karşı mücadelesini anlatmaya gerek var mı?

* İşte bugün de Ehlibeyt (a.s) çizgisinde yürüyenlerin Gazze konusundaki tavrı, duruşu ve verdikleri destek ve yaptıkları büyük fedakârlıklar ortadadır.  

Demek ki “Gadir-i Hum” tarihte kalmış bir olay değil, etkisi günümüze kadar devam etmektedir ve kıyamete kadar da devam edecektir.

Tarih: 02-06-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum