içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Nefsi ve Şehveti Yenmenin Yolu

Nefis arzularıyla mücadele etmenin yolu, nefsi çekimlerin karşısına başka çekimler yerleştirmektir. Egonun arzularının yerine başka arzular koymaktır.

Nefsi ve Şehveti Yenmenin Yolu

Bismillahirrahmanirrahîm

Nefis arzusu, bir yönüyle şişe içindeki havaya benzer. Bir şişedeki havayı boşaltmak için mutlaka dışarıdan havanın içeri girmesi ve onun yerini alması gerekir; aksi takdirde boşluk oluşur. Nefsi, nefsani arzulardan arındırmak için de onların yerine Allah’a yöneliş yerleştirilmelidir; aksi hâlde bu arzular, benliğimizde egemen oldukça bir şey yapmak mümkün olmaz, aksine onlara yenilir ve direnmek zorlaşır. Elbette iyiliğe yönelme ve Allah sevgisi, aslında fıtratımızda vardır; ancak uykuda kaldığı sürece etkisizdir.

Nefisle mücadele için bu eğilimleri harekete geçirmek ve saldırgan arzulara karşı seferber etmek gerekir. Bu noktada şu soru akla gelir: Bu gizli eğilimleri nasıl harekete geçirebiliriz?

Cevap şudur: İman ve Salih amel. Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz iman edip Salih amel işleyenler için Rahman (Allah) bir sevgi yaratacaktır.” [1]

Hikmet ehli şöyle demiştir: “Bilgi ve idrak, arzunun kaynağıdır; çünkü o gizli eğilim, idrak ve bilinç sayesinde canlanır ve harekete geçer. Bu yüzden onu bu yolla güçlendirmemiz gerekir.

Zaman zaman günah işleyip ardından pişman olan, kendini kınayıp azarlayan insan, “kınayan nefis” mertebesine ulaşmıştır. Bu, kötülüğü emreden ve bundan rahatsızlık duymayan, korku hissetmeyen “emredici nefis” mertebesinden bir basamak daha yukarıdır. Böyle bir kişi hedefe bir adım daha yaklaşmıştır. Bunun için Allah’a şükretmeli ve O’ndan, daha yüksek mertebelere ulaşma ve kendisine daha da yakınlaşma başarısını bize lütfetmesini istemelidir.

Kötülükten ve günahtan uzaklaşmanın, maneviyata ve Allah’a yakınlaşmanın aşamalı bir süreç olduğu, sabır ve büyük bir metanet gerektirdiği bilinmelidir. İnsan, tırmanmak istediği yüksek bir dağın zirvesine bazen bakıp hâlâ uzun bir yol olduğunu hisseden, aynı zamanda eteklere bakıp oradan uzaklaştığını gören bir dağcı gibi olmalıdır. Kur’an-ı Kerim ve Masumların (a.s) rivayetlerinde de belirtildiği üzere, hayatında her zaman bu korku ve umut dengesini korumalıdır. Yani bir yandan “ibadet etme ve günahtan uzak durma” başarısı elde ettiği için umutlu ve sevinçli olmalı, diğer yandan zaman zaman hata ve günaha düşebileceği için de endişe ve korku duymalıdır.

İradeyi güçlendirmek için bilinmelidir ki, iradeli kişi, makul bir hedefe sahip olan ve ona ulaşana kadar onu takip etmekten vazgeçmeyen kişidir. Psikolojik ya da maddi zorluklar ve engeller, onun iradesine zarar vermez ve ilerlemesini durduramaz. Bu nedenle, ilk adımda kaygıyı gidermek ve güçlü bir ruh hâli kazanmak için, kişi hayattan ya da yapmak istediği işten ne istediğini, yani hedef veya hedeflerini açık ve net bir şekilde belirlemelidir.

Kişi kendisi için bunu belirlemelidir. Doğal olarak bu hedef, “makul, ulaşılabilir, aşırılıktan uzak, kişinin yetenek ve kapasitesine uygun ve gerçekçi” olmalıdır. Hayalci, aşırı iddialı ve kişinin gücünün ötesinde olmamalıdır. Aksi hâlde uygulama aşamasında, dayanılması zor ve gücünü aşan zorluklarla karşılaştığında ve muhtemel başarısızlıklar yaşadığında, hedefe ulaşamayarak umutsuzluğa kapılır; motivasyonunu kaybeder ve işi sürdürmekten vazgeçer. Hatta diğer işlerden de uzaklaşır ve kendisini güçsüz ve iradesiz biri olarak görmeye başlar.

İkinci adım ise, insanın kendi içindeki yetenek ve gizli potansiyelleri tanımasıdır. Hepimiz içimizde çeşitli yeteneklere sahibiz; önemli olan bu güçleri tanıyıp hedefe ulaşmak için onları kullanmaktır.

 

İradeyi güçlendirme yolları:

1- Planlama:

Günlük tüm işler ve faaliyetler için düzenli ve yazılı bir programınız olmalıdır. Bunun için bir tablo kullanın; yatay sütunlara günün saatlerini, dikey sütunlara haftanın günlerini yazın ve tüm günlük işlerinizi bu tabloya yerleştirin (uyku ve dinlenmeden ibadet, spor, ders çalışma vb.). Her faaliyeti kendi belirlenen zamanına yazın ve hiçbir zamanı boş bırakmayın.

Her sabah programa bakarak onu titizlikle uygulamaya koyulun ve gece yatmadan önce onu gözden geçirip değerlendirin. Ciddi ve kararlı bir muhasebeci gibi, günlük faaliyetlerinizi ve işlerinizi ne ölçüde başardığınızı inceleyin. Başarılı olduğunuzda kendinizi ödüllendirin; programa uymadığınız veya uygulamada ihmalkâr davrandığınızda ise, kendinize yaptırım uygulayın.

2- Telkin (kendi kendine telkin):

Kendine telkinde bulunmak, iradenin güçlenmesinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu nedenle her gün kendinize şu tür cümleleri telkin edin: “İşlerimi yapmak için gerekli iradeye sahibim”, “Hiçbir şey irademi sarsamaz”, “Yapılması gerektiğini düşündüğüm şeyleri yaparım ve hiçbir güç beni bundan alıkoyamaz”, “İradem her geçen gün daha da güçleniyor”, “Başarılı olmam gerekir; çünkü başarı güçlü olanlarındır” ve benzeri ifadeler.

3- Tedricilik (aşamalılık):

İradeyi güçlendirmenin kademeli bir süreç olduğu unutulmamalıdır. Güçlü ve sağlam bir irade kazanmak için bunun zaman içinde, egzersiz ve sürekli alıştırma ile gelişeceği bilinmelidir. Bu, zorunlu ve gerekli bir durumdur. Bunun ani bir şekilde ve hiçbir çaba sarf etmeden elde edilebileceğini düşünmeyin.

Rivayetlerde şöyle geçer: İnsanın kalbinde iki alıcı ve iki kulak vardır. Biri Rahman’ın sesini duyar; insanı takvaya, hayra, doğruya ve imana çağırır. Diğeri ise, şeytanın çağrısını alır.

Kur’an’da da bu konuya işaret edilerek şöyle buyrulur:

“Ona kötülüğünü ve takvasını ilham etti.” [2]

Yani hem günah ve hem de takva yolu insana gösterilmiş, insanın hangisini güçlendireceği ve seçeceği kendisine bırakılmıştır. Belki de bu durum sizde defalarca tekrar etmiştir: Bir iyilik yaparken veya gece namazına kalkarken, iki farklı güç -teşvik eden ve engelleyen- sizi etkiler ve kısa bir iç çatışma yaşarsınız. İşte bu, karar anıdır; hangi yönü seçeceğiniz burada belirlenir.

Emin olun eğer Rahmanî çağrıya olumlu cevap verirseniz, zamanla manevi gücünüz artar ve Rahmanî ilhamlar size daha fazla yönelir; şeytani vesveseler ise sizden daha hızlı uzaklaşır.

İşte buna “büyük cihat” (cihad-ı ekber) denir. Bu aynı zamanda, eğitim, iş ve insanlarla ilişkileri terk etmeden günün her anında zikrin devam etmesidir. Böyle bir yaşam, Allah dostlarının yoludur; onlar hayatın farklı alanlarında aktif olarak bulunurken, iç dünyalarında sürekli Allah’la ve Rahmanî meleklerle irtibat hâlindedirler ve inzivaya çekilmeden, hassasiyet oluşturmadan manevi yolculuklarını sürdürürler.

 

Bu yolda şu hususlar temel rol oynar:

1- Allah’a kulluk ve itaat yolunda ciddi bir irade ve kararlılık göstermek, şeytanın ve nefis arzularının vesveselerine aldırmamak.

2- Allah’ı geniş anlamıyla zikretmek; bunun en önemlisi farzları yerine getirmek ve haramlardan kaçınmaktır.

3- Kur’an okumak, tevessül etmek ve dualar okumak yoluyla Allah’la ve O’nun seçkin kullarıyla sürekli irtibat hâlinde olmak.

4- İyi kullarla dostluk kurmak, onlarla görüşmek ve bir arada bulunmak; bu durum bizi iyilikleri ve Allah’ı hatırlamaya sevk eder.

5- İnsanın varlık, kâinat, yaratılış ve ahiret hakkındaki bakışını yükselten, doğru ve saf inanç esaslarını öğreten ve dinî öğreti ve bilgilerle daha fazla tanıştıran kitaplar okumak. Örneğin Şehit Mutahhari’nin eserleri ve Şehit Ayetullah Destğeyb Şirazi’nin kitapları gibi.

6- Salih ameller işlemek, anne-babaya ve insan üzerinde hakkı olanlara hizmet etmek ve saygı göstermek. Bu, daha sonraki hayırlı işlere ve başarılara vesile olur.

7- Günaha götüren ortamları terk etmek. Bunun da kendi içinde alt başlıkları vardır; en önemlisi şunlardır:

Göz kontrolü:

İnsanın gözüne çok dikkat etmesi gerekir; yabancı kadın/erkeklere ve genel olarak şehvet uyandıran şeylere bakmaktan kesinlikle kaçınmalıdır. İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:

“Bakış, şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Nice bakış vardır ki, uzun süren bir pişmanlığı miras bırakır.” [3]

İnsan mümkün olduğunca karma (karışık) ortamlarda bulunmaktan ve yabancı kişilerle (mahrem olmayanlarla) karşılaşmaktan kaçınmalıdır.

Göz kontrolü, takva ruhunun bir sonucudur. Bu ruh insanda ortaya çıktığında, bunun doğal sonucu olarak gözün kontrolü de beraberinde gelir. Sıradan insanlar için hayatın her alanında yüzde yüz günahsız kalmayı garanti eden bir yol kolay değildir; çünkü insan irade sahibi ve farklı eğilimlere sahip bir varlıktır. Ancak “güçlü bir kararlılık ve nefisle sürekli mücadele” sayesinde zamanla böyle yüksek bir mertebeye ulaşmak mümkündür. Bu konuda aşağıdaki hususlar faydalıdır; ancak hiçbirisi kesin bir garanti olarak kabul edilemez. Nihai güvence, insanın kendi nefsi ve sağlam iradesindedir:

En iyi yol, bakışlarınızı başka yöne çevirmek veya bakışlarınızın keskinleşmesini ve göz kamaştırmasını önlemektir. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Kim gözünü aşağı indirirse, kalbi huzur bulur; üzüntüsü azalır ve helak olmaktan korunur.” [4]

Ayrıca şöyle buyurmuştur:

“Bakışları temiz olanın ahlâkı güzel olur.”

“Kim gözünün dizginini serbest bırakırsa, hayatını sıkıntıya sokar.”

“Bakışları sürekli ve peş peşe olan kişinin pişmanlıkları da sürekli ve ardışık olur.” [5]

Yine şöyle buyurmuştur:

“Nice arzu, tek bir yarım bakıştan doğar.” [6]

Kur’an-ı Kerim’de ise şöyle buyrulur:

“Ey Peygamber! Mümin erkeklere ve mümin kadınlara söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve bakışlarını dikmesinler.” [7]

Burada kastedilen “dikkatli ve dik bakış” insanın karşısındaki kişinin güzelliğini veya çirkinliğini fark edecek şekilde bakmasıdır.

Kulak kontrolü:

İnsanı harama götürebilecek ve harama zemin hazırlayan şeyleri dinlemekten kaçınmak gerekir. Örneğin müzik kasetleri, yabancı (mahrem olmayan) kişilerin şehvet uyandıran sesleri ve benzeri şeyler.

Uygunsuz arkadaşlıkları terk etmek:

İnsana günahın tadını hissettiren arkadaşlar aslında düşmandır; bu yüzden onlardan uzak durmak gerekir. İmam Zeynelabidin’den (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:

“Beş kişiyle arkadaşlık etmekten, onlarla konuşmaktan ve yolculukta onlara eşlik etmekten sakınılmıştır: Yalancı, günahkâr (fasık), cimri, ahmak ve akrabalık bağlarını koparan kişi.”

Elbette bunlar günaha götüren en önemli ortamlar arasındadır ve terk edilmelidir; fakat genel olarak günaha zemin hazırlayan her şeyden uzak durmak gerekir.

Günah düşüncesini terk etmek:

Günaha zemin hazırlamayı bırakmak, günah düşüncesini terk etmede büyük bir paya sahiptir. Bu yüzden insan günah ortamlarını ne kadar çok ve dikkatli terk ederse, günah düşüncesi de o kadar az gelir. Çünkü günah düşüncesi insanda istek ve arzu oluşturur. Bu arzudan sonra irade ortaya çıkar, ardından fiil gerçekleşir ve nihayetinde günah meydana gelir. Açıkça görülür ki, bir işe karşı istek, arzu ve irade olmadıkça insan o işi yapmaz.

Günlük programla meşgul olmak:

İnsanın gece gündüzünü mutlaka doğru bir planlama ile, ruhsal ve bedensel durumuna uygun şekilde doldurması gerekir ve kesinlikle boş vakti olmamalıdır; böylece nefis insanı meşgul edemez.

Boş zamanlarda nefis ve şeytanın vesveseleri insana gelir. Onu önce günah düşüncesine ve ardından da günaha sürükler.

Hz. Emirü’l-Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz bu nefis sürekli kötülüğü emreder. Kim onu başıboş bırakırsa, onu günahlara sürükler.” [8]

Oruç tutmak:

Oruç tutmak, insanın hayvani ve şehevi güçlerini zayıflatır. Şehvet güçleri zayıfladığında, doğal olarak günah düşüncesi de azalır. Ebu Cafer’den (a.s) rivayet edilmiştir:

“Karın, doyduğunda azgınlaşır.” [9]

Bunun anlamı şudur: Karın dolmazsa azgınlık da olmaz. Açlık ve orucun en iyi türü ise, oruç tutmaktır. Şu noktayı da belirtmek çok önemlidir:

Birincisi: Oruç, bedene zarar vermemelidir; aksi takdirde dinen haramdır.

İkincisi: Günlük işleri aksatmamalıdır.

Üçüncüsü: Eğer ne zararlı ve ne de engelleyici değilse, haftada sadece pazartesi ve perşembe günleri tutulmalıdır, daha fazla değil. Ancak her durumda oruç için bir engel (mazeret) varsa, bunun yerine bir sonraki yöntem olan spor iki kat artırılmalıdır.

Spor:

Her gün spor yapmak gereklidir. Ancak bu sporlar bedene zarar vermeyen türden olmalıdır. Örneğin hafif koşu, hafif ip atlama ve esneme hareketleri gibi. Eğer oruç tutmak için bir mazeret varsa, spor süresi iki katına çıkarılmalıdır; mesela yirmi dakikadan kırk dakikaya yükseltilmelidir.

Ölümü hatırlamak:

Bu, çok faydalı olan şeylerden biridir; günah düşüncesini ya tamamen ortadan kaldırır ya da azaltır. Bunun etkisi, kişinin ölüm düşüncesine ne kadar derin daldığına bağlıdır. Eğer insan bu gerçeğe alışır ve ölümü kalben kabul ederse, bu durum yapıcı ve yükseltici bir etki oluşturur. Hz. Emirü’l-Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Lezzetleri yok eden, şehvetleri karartan ve dağılıp ayrılmaya çağıran şeyi hatırlayın.” [10]

Ölümü hatırlamak, kalbi şehvetlere bağlılıktan koparır ve insanı günah ve günah düşüncesinden uzaklaştırır. Burada çok önemli olan nokta şudur:

Birincisi, bu düşünce her gün ve sürekli olmalıdır; günde yarım saat bile yeterlidir.

İkincisi, mümkünse bu düşünce yalnız bir yerde yapılmalıdır; özellikle de mezarlık gibi sessiz ve tenha bir ortamda. Bu düşüncenin ölümle insanın ruhu arasında iyice birleşmesi ve kalpte bir inanç hâline gelmesi son derece faydalıdır. Örneğin bazı büyükler şöyle bir yöntem tavsiye ederlerdi: İnsan, geçmişte yaşadığı tüm acı ve tatlı hatıraları mümkün olduğunca bir film gibi zihninden geçirir ve bunların hepsinin geçtiğine kendini inandırır. Az kalan ömrün de geçeceğini, ölüm anını, yakınlarını geride bırakışını, bütün tatlı ve acı şeylere veda edişini derin derin düşünür; ta ki kalp titresin ve gözler ağlasın.

Bu tür öğütler ancak dikkatle ve doğru şekilde uygulanırsa sonuç verir. Sonucun zamanı, kişilerin durumuna ve özelliklerine bağlıdır. Bu yüzden ne zaman sonuç vereceğini düşünmek yerine, asıl hedef sadece bu tavsiyeleri eksiksiz uygulamaya odaklanmak olmalıdır.

 

İradeyi Güçlendirme Yöntemi:

a) Küçük görünenler dahi olsa hiçbir günahı hafife almamak.

b) Günahı terk etme konusunda ciddi ve demir gibi bir kararlılık göstermek; tüm davranışlara karşı sürekli ve dikkatli bir şekilde muhasebe yapmak.

c) Allah ile günahı terk etme konusunda sözleşme yapmak ve O’ndan yardım istemek.

d) Günah düşüncesi ve vesvese zihne geldiğinde onu hemen zihinden uzaklaştırmak ve dikkati Allah’a ve değerli işlere yöneltmek. Bu konuda ciddiyet göstermek büyük bir başarıdır; aslında şeytan ve nefsin düşmanını ilk savunma hattında geri püskürtmektir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“Şüphesiz ki takva sahiplerine şeytandan bir vesvese dokunduğunda hemen hatırlarlar ve o anda gerçeği görürler.” [11]

e) Günahın kötü ve yıkıcı sonuçları hakkında düşünmek ve okumak. Bu konuda ahiret ile ilgili kitapların okunması çok faydalı ve gereklidir.

f) Kendini her zaman Allah’ın huzurunda bilmek ve O’nu “her an amellerini gören ve bilen” olarak kesin şekilde kabul etmek.

g) Allah’tan yardım istemek, dua ve niyazda bulunmak. Nitekim şöyle buyrulmuştur:

“Eğer Allah’ın lütfu ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, sizden hiç kimse asla temizlenemezdi...” [12]

h) Sürekli iyi amelleri ve güzel alışkanlıkları kötülerin yerine koymak; cemaatle namaza devam etmek, gece namazı kılmak, kabir ziyareti etmek ve dua etmek gibi.

“İyilikler kötülükleri giderir.” Yani iyilikler zamanla kötülüklerin alanını daraltır ve onları yok eder.

ı) Günahların gerçek çirkin ve iğrenç yüzünü düşünmek.

j) Günahlardan uzak durmak için birçok durumda mekruh olanlardan, hatta bazı mübah olan şeylerden bile uzak durmak gerekir ki kişiyi kötülüğe yaklaştırmasın.

k) Mümkün olduğunca insanı günaha teşvik eden yer ve durumlardan uzak durmak.

l) İradeyi güçlendirmek.

m) Her gün nefis muhasebesi yapmak; hata olduğunda kendini sorgulamak, kınamak ve hemen istiğfar etmek.

n) Takva sahibi ve zahit insanların hayatlarını ve ahlak kitaplarını okumak.

 

Şu hususlara da dikkat etmeniz, inşallah bu yolda yükselmenize yardımcı olacaktır:

* Bazı müstehap amelleri yerine getirmek; örneğin her zaman abdestli olmak ve dili özellikle “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm” zikrine alıştırmak.

* Dinî görev ve farzları yerine getirme konusunda gayret göstermek.

* Namazı huşû ile ve vaktin başında kılmak.

* Özellikle her hafta pazartesi ve perşembe günleri olmak üzere müstehap oruçlar tutmak.

* Özellikle sabah namazından sonra Kur’an okumak.

* Kur’an ayetleri üzerinde tefekkür ve düşünmek.

* Mümkün olduğunca gece namazı kılmaya çalışmak.

* Yalnız kalmaktan kaçınmak.

* Erken kalkmak (sahur/sabah ezan öncesi vakitlerde uyanmak).

* Tüm gün ve geceyi kapsayan düzenli bir program yapmak ve boş zamanları faydalı işlerle doldurmak.

* Bireysel ve toplu spor faaliyetlerine katılmak.

* Dini ve sosyal etkinliklere katılmak.

* Akrabalık bağlarını sürdürmek ve sosyal ilişkileri güçlendirmek; yakınlara daha fazla sevgi ve muhabbet göstermek.

* Gayrimeşru bakışlardan sakınmak. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Bakıştan sonra gelen bakış, bakanın kalbinde şehveti harekete geçirir.” [13]

Ve yine şöyle buyurmuştur:

“Bakış, şeytanın oklarından bir oktur; nice bakış vardır ki, uzun süreli üzüntüler doğurur.” [14]

* Sapmış ve bozuk kişilerle arkadaşlık ve dostluktan uzak durmak.

* Salih ve sağlıklı (imanlı) arkadaşlar seçmek.

* Her an Allah’ı hatırda tutmak.

* Aşırı yemekten ve ayrıca yağlı, aşırı enerji veren ve şehveti artıran gıdalardan kaçınmak.

* Düşünceleri kontrol etmek ve şehvet uyandıran sahneleri düşünmemek.

* Heyecan verici ve tahrik edici görüntülerden uzak durmak.

* Kendine düzenli bir okuma programı yapmak ve boş vakitleri düşünme ve faydalı okumalarla değerlendirmeye çalışmak.

Her zaman kendinize nasihat edin ve nefsinize şöyle haykırın:

“Ey zavallı kişi! Ne zamana kadar nefsin arzularına esir kalacak ve hayatın kıymetli sermayesi olan ömrünü ziyan edecek, âlemlerin Rabbi olan Allah’a isyan etmeye devam edeceksin? Neden birkaç geçici ve boş lezzet uğruna kendini ebedî cehennem azabına sürüklüyorsun? Eğer bir an sonra ölüm meleği sana ulaşır ve canın boğaza dayanırsa, kabir âlemine hangi hâl ile gideceksin? Hayır, asla! Kesin ve sarsılmaz bir azme sahip olmalıyım; Yüce Allah’tan, Rahman ve Rahim olan Rabbimden yardım dileyerek -ki bütün bu günahlarıma rağmen yine de beni lütfuna dahil etmiştir- O’na kullukta söz vermeli ve nefsin zincirlerini kırmalıyım. Bu defa şeytanı benden öyle uzaklaştırmalıyım ki, artık bende vesvese edemesin ve benden eli boş dönsün.”

Kendine şöyle de:

“Baltayı al ve yiğitçe vur,

Sen Ali gibi bu Hayber kapısını aç.”

İmanın ve kalpteki inancın güçlenmesi ile ilahî sevginin oluşması, takva ve sakınmanın bir sonucudur. Tıpkı baharda kurumuş olmayan bir fidanın çiçek açması gibi. Allah’a karşı takva, farzların yerine getirilmesi, haramların terk edilmesi ve nefsin arındırılması da gönül bahçesini canlı ve yeşil tutar ve içinde ilahî aşkın filizlenmesini sağlar.

Bu nedenle ilk adımda farzların yapılması ve günahlardan uzak durulması konusunda sağlam durulmalıdır. İkinci adımda ise, nefsi kötü huylardan arındırmak, erdemlerle süslemek ve dünya sevgisi ile dünyevî bağlılıkları kalbin derinliklerinden çıkarmak gerekir. Böylece kalp, Allah sevgisinin merkezi hâline gelir; nefis ve dünya düşkünlüğü olan şeytan kovulunca, kalbin gerçek sahibi oraya yerleşir.

 

İmanı güçlendirmek için aşağıdaki tavsiyelerin uygulanmasını öneriyoruz:

1- Haram gıdalardan uzak durun.

2- Size Allah’ı hatırlatan arkadaşlarla birlikte olun.

3- Günahları terk edin; bunun için hatta günahı düşünmemeye çalışın ve düşüncelerinizi kontrol edin.

4- Namazları vaktin başında kılın.

5- Mümkün olduğunca nafile namazları ve özellikle gece namazını terk etmeyin.

6- Mutlaka dini toplantılara ve camilere aktif olarak katılın; çünkü bu tür mekânlar insanın imanını korumasına vesile olur.

7- Hayatın her aşamasında Allah’tan yardım istemeyi ve Allah dostlarına (evliyalara) tevessülü unutmayın; özellikle yaşadığınız sıkıntı için çokça dua edin.

 

--------------

[1]- Meryem, 96.

[2]- Şems, 7-8.

[3]- Şeyh Abbas Kummî, Sefînetü’l-Bihâr.

[4]- Gurerü’l-Hikem, s. 9122-9125.

[5]- Tuhafü’l-Ukûl, s. 97.

[6]- Bihârü’l-Envâr, c. 71, s. 293.

[7]- Nur, 30-31.

[8]- El-Gurer ve’d-Dürer, “Nefs” babı; Üstad Ali Saadetperver, Sirru’l-İsrâ, c. 1, s. 544, h. 4.

[9]- Molla Muhsin Feyz-i Kâşânî, El-Mehaccetü’l-Beyzâ, c. 5, s. 150.

[10]- El-Gurer ve’d-Dürer, “Ölüm” babı; Üstad Ali Saadetperver, Sirru’l-İsrâ, c. 2, s. 159.

[11]- A’râf, 201.

[12]- Nur, 21.

[13]- Vesâilü’ş-Şîa, c. 14, s. 138.

[14]- Vesâilü’ş-Şîa, c. 14, s. 139.

Tarih: 21-05-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum