Peygamber-i Âzam’ın (s.a.a) Nazarıyla İmam Mehdî (a.f) - 3
Bismillahirrahmanirrahim
…
Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) ile İmam Mehdî (a.f) Arasındaki Bağlar
Her iki mezhebin (Şiî ve Sünnî) rivayetlerinde, Hz. Peygamber Efendimiz’in (s.a.a) “Hâtemü’l-Enbiyâ” (son peygamber) olması ile İmam Mehdî’nin (a.f) “Hâtemü’l-Evsiyâ” (son vasî) olması arasında, farklı alanlarda derin bağlar ve ilişkiler bulunduğu açıkça ifade edilmiştir. Bu bağlamda biz, burada yalnızca Hz. Peygamber’in (s.a.a) beyanlarıyla yetinmekteyiz.
Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) ile İmam Mehdî (a.f) arasındaki irtibat, nesep bakımından baba–evlat bağıyla, ahlâkî ve şahsiyet özellikleriyle, ayrıca dış görünüş ve bedensel nitelikler açısından da kendini göstermektedir.
Bu iki yüce şahsiyet arasındaki akrabalık ve ailevi bağlar, farklı ifadelerle dile getirilmiştir:
1. İmam Mehdî (a.f), Hz. Peygamber’in (s.a.a) itretindendir
Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Yeryüzü zulüm, haksızlık ve düşmanlıkla dolmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Ardından itretimden yahut Ehl-i Beyt’imden bir adam zuhur edecek; yeryüzünü, daha önce zulüm ve düşmanlıkla dolmuş olduğu gibi, adalet ve hakkaniyetle dolduracaktır.”
2. İmam Mehdî (a.f), Hz. Peygamber’in (s.a.a) Ehl-i Beyt’indendir
Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Ehl-i Beyt’imden bir adam yönetime gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır; onun adı benim adımla aynıdır.”
3. İmam Mehdî (a.f), Hz. Fâtıma’nın (s.a) soyundandır
Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Mehdî haktır ve o, Fâtıma’nın evlatlarındandır.”
4. İmam Mehdî (a.f), İmam Hüseyin’in (a.s) neslindendir
Hz. Peygamber (s.a.a) buyurmuştur:
“Dünyanın ömründen yalnızca bir gün kalmış olsa bile, Aziz ve Celîl olan Allah o günü uzatır ve o günde, benim evlatlarımdan, adı benim adıma denk olan bir kişiyi gönderir.”
Bunun üzerine Selmân-ı Fârisî (r.a) ayağa kalkarak, “Ey Allah’ın Resûlü! Bu kişi evlatlarınızdan hangisinin soyundan olacaktır?” diye sordu. Hz. Resulullah (s.a.a) “Bu evladımdandır” buyurdu ve eliyle Hüseyin’e (a.s) işaret etti.
5. İmam Mehdî’nin (a.f) adı ve künyesi, Hz. Peygamber’in (s.a.a) adı ve künyesiyle aynıdır
Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Kaim benim evlatlarımdandır; onun adı benim adım, künyesi benim künyemdir; dış görünüşü benim dış görünüşüme, yolu ve sünneti benim sünnetime benzer. O, insanları benim milletim ve şeriatim üzere ikame eder ve onları Azîz ve Celîl olan Rabbimin kitabına davet eder. Kim ona itaat ederse, bana itaat etmiş olur; kim de ona isyan ederse, bana isyan etmiş olur.”
Bu hadis-i şerifte, anlamlı ve köklü bağlar ortaya konulmaktadır. İmam Mehdî (a.f), yalnızca “ad ve künye” bakımından Hz. Peygamber Efendimiz’e (s.a.a) benzemekle kalmaz, aynı zamanda dış görünüş ve bedensel özellikler açısından da ona benzer. Bununla birlikte o, “sünnet ve sîret” bakımından da Hz. Peygamber’in (s.a.a) sünnetini ve yaşam tarzını kendisine esas alır. Bu hakikat, birçok hurafe ve asılsız iddiaya son vermektedir. Zira Hz. Peygamber’in (s.a.a) sünneti ve onun aydınlatıcı hayat tarzı son derece açık ve belirgindir. Hz. Peygamber Efendimiz’in (s.a.a) bireysel ve toplumsal hayattaki tutumu, insanlarla ve toplumun farklı kesimleriyle ilişkileri, dost ve düşmanla olan muamele biçimi, İslam tarihi ve siyer kaynaklarında ayrıntılı biçimde yer almaktadır.
Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a), merhametli ve şefkatli bir önderdir; zulmedenler ve bozguncular dışında kimseye karşı şiddete başvurmamıştır. O, bütün ümmet için müşfik bir baba mesabesindedir ve âlemlere rahmet oluşun en açık tezahürüdür. İmam Mehdî (a.f) de Hz. Peygamber’in (s.a.a) sünneti doğrultusunda hareket eder; kılıcını, Şiîler ve müminler için değil, aksine dünyayı sömüren zorbalara, müstekbirlere ve zalimlere karşı kullanır.
Bazı rivayetlerde bu durum şöyle ifade edilmiştir:
Hz. Mehdî (a.f), ahlâk bakımından nebevî ahlâkla ahlaklanmıştır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm, Hz. Peygamber’in (s.a.a) ahlâkını “yüce bir ahlâk” olarak nitelendirmiştir. Buna göre Hz. Mehdî (a.f), ahlâk bakımından insanların en şereflisi konumundadır.
Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Ümmetimden bir adam kıyam edecek; onun adı benim adımla, ahlâkı da benim ahlâkımla örtüşecektir. Yeryüzünü, daha önce zulüm ve haksızlıkla dolmuş olduğu gibi, adalet ve hakkaniyetle dolduracaktır.”
Hz. Peygamber Efendimiz’in (s.a.a) Dilinde Hz. Mehdî’yi (a.f) Bekleyenler ve Ona Yardım Edenlerin Tasviri
Hz. Peygamber (s.a.a), İmam Mehdî’nin (a.f) şahsiyetine dair yaptığı açıklamaların yanı sıra, onunla birlikte hareket eden, onun yolunda yardım için ayağa kalkan ve rızasını kazanmaya çalışan kimseler hakkında da söz buyurmuştur. Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Ehl-i Beytimden olan Kaim’i idrak eden kimseye ne mutlu! O, henüz kıyamından önce, gaybet döneminde ona uyar; onun dostlarını dost edinir, düşmanlarına düşmanlık besler. İşte bunlar benim yoldaşlarım, sevgi ve muhabbet ehlimdir; kıyamet günü ümmetim arasında benim yanımda en değerli olanlar da onlardır.”
Hz. Peygamber’in (s.a.a) bu beyanı, bireysel ve toplumsal saadeti içinde barındıran o nurlu hakikate işaret etmektedir ki bu, “hak imam karşısında cemaatin ona uyması” ilkesidir. Başka bir ifadeyle, her dönemde insanların kendi zamanlarının imamını tanımaları ve ona tam anlamıyla tabi olma gayreti içinde bulunmaları zaruridir. Nitekim Hz. Peygamber’in (s.a.a), Emirü’l-Müminîn Ali’nin (a.s) ve diğer masum İmamların (a.s) döneminde yaşayan insanlar, onlara “imam” olarak uymuş ve hak imam olmaları sebebiyle kendilerine tam itaatle yükümlü kılınmışlardır.
Aynı şekilde, gaybet döneminde yaşayan insanların da İmam Mehdî’ye (a.f) iktida etmeleri gerekmektedir. Bu süreçte dikkat edilmelidir ki, gaybetin oluşturduğu perdeler, Hz. Mehdî’nin (a.f) velâyet güneşinden istifade etmeye engel teşkil etmesin. İmam’ın (a.f) görünürde olmaması gerekçe gösterilerek başka kişi, grup ya da akımların arkasına düşülmemeli ve hak imamın velâyet çizgisinden uzaklaşılmamalıdır. Zira İmam ve Allah’ın hücceti, ister zahirde olsun ister gaybette bulunsun, “imamet ve önderlik” makamını muhafaza eder; onun yolu, düşüncesi ve yöntemi her hâlükârda izlenmeye layıktır.
Bu itibarla, dostluk ve düşmanlık ölçüsü her zaman ve her yerde İmam-ı Zaman’ın (a.f) merkeziliği esas alınarak belirlenmelidir. Eğer bir kimseye itaat edilecekse, bu itaat ancak İmam’ın (a.f) kendisinin izin verdiği ve temsil yetkisi tanıdığı kimselere yönelik olmalıdır. Bunlar da gaybet döneminde ümmetin rehberliğini üstlenen, dini derinlemesine bilen ve sorumluluk sahibi âlimlerdir.
Hz. Peygamber Efendimiz’in (s.a.a) Dilinde İranlıların Övgüsü
Bu bahisle ilgili sözlerimizi, Hz. Peygamber’in (s.a.a) İranlılar hakkındaki değerlendirmeleriyle nihayete erdirelim. O yüce Peygamber (s.a.a), Fars diyarının dindarlığı ve iman konusundaki sebatı hakkında şöyle buyurmuştur:
“Din, Süreyya yıldızının yanında bile olsa, Fars evlatlarından bazı kimseler mutlaka ona ulaşmak için yola çıkar ve onu elde ederler.”
Bazı rivayetlerde ise, Hz. Peygamber’in (s.a.a), ashabının huzurunda Selmân-ı Fârisî’ye işaret ederek şöyle buyurduğu nakledilmektedir:
“Canımı kudretinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, iman gökte bile olsa, Fars diyarından birtakım kimseler ona ulaşacaklardır.”
Bu rivayetler ve benzerleri, birçok hadiste bazı şehirler, ülkeler ve bölgeler ile bunların Hz. Mehdî’nin (a.f) zuhuru sürecindeki rolleri hakkında haberler verilmiş olması bakımından büyük önem taşımaktadır. Mevcut karineler ve göstergeler, İran’ın ve İranlıların zuhur döneminde belirgin ve etkili bir rol üstleneceklerini ortaya koymaktadır. Nitekim, Hz. Peygamber’in (s.a.a) soyundan gelen bir önderin liderliğinde gerçekleşen İran İslam Devrimi’nin de, Hz. Mehdî’nin (a.f) zuhuru için gerekli zeminin hazırlanması doğrultusunda değerlendirilebileceği umulmaktadır.
Hz. Peygamber’den (s.a.a) şöyle rivayet edilmiştir:
“Doğudan birtakım insanlar kıyam edecek ve Mehdî için zemini hazırlayacaklardır.”
Son söz olarak şunu ifade etmek gerekir ki İran, İslam’dan sonraki tarihî süreçte, daima Hz. Peygamber’e (s.a.a) ve onun Ehl-i Beyt’ine (a.s) olan bağlılığıyla tanınmıştır. Masum İmamların (a.s) yalnızlık ve baskı dönemlerinde de İran’ın birçok şehri, Ehl-i Beyt (a.s) evlatları için bir sığınak ve barınak olmuştur. Günümüzde ise, Hz. Mehdî’nin (a.f) gaybet döneminde, Şiîliğin en önemli merkezlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu sebeple, İslam’ın ve Ehl-i Beyt’in (a.s) düşmanlarının kin ve husumetine hedef olmaktadır. Ümit edilir ki zuhur döneminde de, Hz. Mehdî’ye (a.f) destek veren en güçlü cephelerden biri olur.
Allah’ım! Velî’nin (a.f) zuhurunu hızlandır ve bizi onun en hayırlı yardımcıları ve destekçileri arasında kıl.
Muhammed Mehdî Hâirîpûr
Kaynaklar
- Müntehabü’l-Eser, s. 573, Bab: 18 “Zuhur için vakit belirlemenin ve kesin bir zaman tayin etmenin caiz olmadığı”.
- Şeyh Sadûk, Emâlî, s. 181, hadis: 4, Meclis: 39.
- Müsned-i Ahmed, c. 3, s. 36; Müntehabü’l-Eser, s. 148, 2. Fasıl, 1. Bab, hadis 19.
- Kenzü’l-Ummâl, c. 14, s. 271, hadis no: 38692.
- el-Gaybe, Şeyh Tûsî, s. 114; Târîhu’l-Buhârî, c. 3, s. 346.
- Akdü’d-Dürer, s. 24, 1. Bab; İsbâtü’l-Hudât, c. 3, s. 617, 32. Bab, 17. Fasıl, hadis 174.
- Kemâlü’d-Dîn, c. 2, s. 411, 39. Bab, hadis 6.
- Keşfü’l-Ğumme, c. 3, s. 261; Müntehabü’l-Eser, s. 179, 2. Fasıl, 2. Bab, hadis 3.
- Kemâlü’d-Dîn ve Temâmü’n-Ni‘me, c. 1, s. 286, 25. Bab, hadis 2.
- Sünen-i İbn Mâce, c. 2, s. 1368, 34. Bab, hadis 4088; Keşfü’n-Ni‘me, c. 3, s. 267.
- Sünen-i Tirmizî, c. 5, s. 384, 48. Bab, hadis 3261.
- el-Musannef, c. 11, s. 66, hadis 19923; Sahîh-i Müslim, c. 4, s. 1972, 59. Bab, hadis 2546.
- Abdurrezzâk, c. 11, s. 66, h. 19923; Sahîh-i Müslim, c. 4, s. 1972, bab 59, h. 2546.
Tarih: 10-07-2026