Sahîfe-i Seccâdiyye’de İnsan Tasavvuru - 1
Sahîfe-i Seccâdiyye, en ince ve en dakik niyaz ve yakarışları ihtiva etmesinin ve insan ile Allah arasındaki aşk dolu ilişkiyi mümkün olan en güzel biçimde tasvir etmesinin yanı sıra; siyasî, toplumsal, ahlâkî, psikolojik, felsefî, ilmî ve ekonomik alanlarda da pek çok konuyu kapsamaktadır.
Bismillahirrahmanirrahîm
Peygamberler ve Allah’ın velîleri tarafından nakledilen bütün dualarda, kulların Ma‘budlarıyla olan aşk dolu ilişkisinin tecellisinin yanı sıra, başka öğretici ve bilgi verici hususlar da bulunmaktadır. Bu duaların ilk katmanını aşarak onların derinliklerine inildiğinde, söz konusu yüce ve derin anlamlara ulaşmak mümkündür.
Sahîfe-i Seccâdiyye ve İmam Zeynelâbidîn’in (a.s) duaları, çok katmanlı oluşu bakımından, o dönemin tarihî şartları ve İmam’ın (a.s) yaşadığı siyasî baskı ortamı sebebiyle benzersiz bir özelliğe sahiptir. Zira İmam (a.s) için özgün dinî öğretileri tebliğ etmeye elverişli bir ortam bulunmuyordu. İnsanlar, zulüm yönetiminin korkusu sebebiyle yalnızca o yüce şahsiyetin görüşlerini öğrenme, muhafaza etme ve aktarma çabası içinde olmamakla kalmıyor, aynı zamanda onunla her türlü iletişimden de kaçınıyorlardı. Bu nedenle İmam Zeynelâbidîn (a.s), ahlâkî, siyasî, toplumsal ve diğer dinî öğretilerin önemli bir bölümünü dua diliyle ve Ma‘buduna yakarış makamında ifade ediyordu.
Asıl konuya geçmeden önce, İslam’ın bakış açısından “İnsan” hakkında genel bir değerlendirmede bulunacağız. Kur’ân-ı Kerîm’in insanın yaratılışıyla ilgili ayetlerinden, onun iki boyutlu bir varlık olduğu anlaşılmaktadır. Varlığının bir bölümü maddîdir:
“Şüphesiz biz sizi yapışkan bir balçıktan yarattık.” [1]
Diğer boyutu ise ruhî ve manevîdir. Kur’ân ayetlerine göre Yüce Yaratıcı, insanlığın atası Hz. Âdem’e (a.s) kendi ruhundan üfleyerek ona insanî bir hayat bahşetmiştir:
“Hani Rabbin meleklere demişti ki: ‘Ben kuru bir balçıktan, şekillenmiş bir çamurdan bir beşer yaratacağım. Onu düzenleyip şekillendirdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, onun için secdeye kapanın.’” [2]
İslam’ın öngördüğü insan, varoluşsal yapısı gereği iyi veya kötü olma potansiyeline sahiptir. Yaratıcının kendisine verdiği irade ve özgür seçim sayesinde hayvanîlik veya ilahî kemale yönelen yolu seçebilir.
“Nefse ve onu düzenleyip şekillendirene; ona kötülüğünü ve takvasını ilham edene yemin olsun ki, onu arındıran gerçekten kurtuluşa ermiştir. Onu kirletip kötülüklere gömen ise gerçekten ziyana uğramıştır.” [3]
“Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik; artık ister şükredici olsun, ister nankör.” [4]
Gerçekte insan, İslam’ın bakış açısına göre içgüdüsel ve fıtrî bir varlıktır. Şayet içgüdüleri onun üzerinde hâkimiyet kurarsa, hayvanîliğe ve bedbahtlığa sürüklenecektir. Fıtratı onun üzerinde hâkim olduğunda ise kemale ve Allah’a yakınlığa doğru yol alacaktır.
Sahîfe-i Seccâdiyye’de İnsan
İnsanın Ortaya Çıkışı ve Yapısı
İnsanın ahlâkî ve davranışsal yönelimlerinin kaynağını, insanın güçlü ve zayıf yönlerini doğru bir şekilde tanımak istiyorsak, öncelikle insanın yaratılışına ve Yaratıcı’nın onun varlığına emanet ettiği, kendisinden sorumluluk talep etmesinin temelini oluşturan ilk imkânlara genel olarak bakmamız gerekir.
a) İnsanın Başlangıcı ve Sonu
Sahîfe-i Seccâdiyye’de yer alan çeşitli dualara göre insan, ezelî olmayan bir varlıktır. O, bir tesadüf veya irade dışı bir sıçrama sonucunda ortaya çıkmamış, aksine hak üzere yaratılmıştır.
İmam Zeynelâbidîn (a.s), Allah’ı “hamd ve övgü” makamında bu hususta şöyle buyuruyor:
“Yaratılış âlemini [insan da dâhil olmak üzere], herhangi bir örnek ve önceden tasarlanmış bir düşünce olmaksızın, sonsuz kudreti ve eksiksiz iradesiyle [bu güzel düzen ve en mükemmel sistem içerisinde] yaratmıştır.” [5]
“Sen, Senden başka ilâh olmayan Allah’sın; her şeyden önce ilk ve başlangıç, sayılıp dökülen her şeyden sonra da son ve dönüş yerisin.” [6]
İmam’a (a.s) göre Allah, insan da dâhil olmak üzere her şeyin ilki ve sonu, her varlıktan önce ve sonra olandır. İnsan ise, başlangıcı ve sonu bulunan, varlığı mümkün olan bir varlıktır.
b) İnsanın Ahlâkî ve Davranışsal Kapasiteleri
İmam Zeynelâbidîn (a.s), insanın hidayet ve dalâletinin, şükredici veya nankör oluşunun kaynağını onun varoluşsal yapısında görmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’in de ortaya koyduğu üzere insan, hem yükselme ve ilahî kemale ulaşma imkânına sahiptir hem de hayvanların seviyesine, hatta onlardan daha aşağı bir düzeye kadar düşebilir.
“[Varlıkları yarattı ve] ardından onları kendi irade ve isteğinin yolunda hareket ettirdi ve kendisine duyulan sevgi yolunda onları harekete geçirdi.” [7]
Dolayısıyla Allah’a ve iyiliklere yönelme eğilimi insanın varlığına emanet edilmiştir. İnsan, aklı ve iradesiyle ya bu fıtrî eğilimine olumlu cevap verir ya da hayvanî boyutuna dayanarak ikinci yolu seçer. İmam Zeynelâbidîn’in (a.s) kötülüğünden Allah’a sığındığı yol da budur:
“Ve nefsimin şerrinden O’na sığınırım. Şüphesiz nefis, Rabbimin merhamet ettiği dışında, daima kötülüğü emreder.” [8]
İnsanın Üstünlükleri
Sahîfe-i Seccâdiyye’de yer alan pek çok duada insanın güzel sıfatları ve olumlu özellikleri üzerinde durulmuştur. Bunlardan bazıları aşağıda ele alınmaktadır.
a) Allah’a Yönelme
İnsan, çevresinden gelen etkilerden korunabildiği takdirde fıtrî olarak tek olan Allah’a yönelir ve yalnızca O’na kulluk eder. İmam Zeynelâbidîn (a.s), çeşitli vesilelerle insanın Allah’a yönelişini ve tevhid anlayışını dua diliyle ifade etmiştir.
Bazen Allah’a hamd ve övgü makamında insanın varlığın Yaratıcısına yönelik içten gelen yakarışını ortaya koyar; bazen de dilek ve talep makamında bu hakikati en güzel ifadelerle dile getirir.
Örneğin İmam (a.s.), Sahîfe’nin ilk duasında, ilklerin ilki ve sonların sonu olan Allah’a hamd ve övgülerde bulunduktan sonra, bu İlâh’ın varlıkları ve yaratılmışları kendi kudreti ve iradesiyle yarattığını, ardından onları kendi irade ve isteğinin yolunda hareket ettirdiğini ve kendisine duyulan sevgi yolunda onları harekete geçirdiğini hatırlatır. Başka bir ifadeyle onları fıtrî olarak Allah’ı arayan ve Allah’ı seven varlıklar olarak yaratmıştır.
b) Allah’ın En Üstün Yaratığı
Kur’ân-ı Kerîm’de de insanın Allah’ın halifesi (Bakara, 20) ve varlık âleminin Yaratıcısı’nın en üstün yaratılmışlarından biri olduğu belirtilmiş, Allah’ın onu yaratmasıyla kendisini övdüğü ifade edilmiştir (Mü’minûn, 14). İmam Zeynelâbidîn (a.s) da Allah’a şükür ve övgü bağlamında insanın bütün yaratılmışlara üstünlüğüne işaret etmiştir:
“Bize yaratılışın güzelliklerini seçip veren, temiz ve hoş rızıkları bizim için akıtan ve hâkimiyet ve kudretiyle bizi bütün yaratılmışlara üstün kılan Allah’a hamdolsun.” [9]
c) Maddî Varlığın Ötesinde
İmam Zeynelâbidîn’in (a.s) çeşitli dualarında Yüce Allah’tan talep ettiği ihtiyaçlar, insanın maddî varlığın ötesinde bir varlık olduğunu açıkça göstermektedir. İnsan, kendisine özgü kemale ancak hem bedenî hem de ruhî boyutları kemale ulaştığında erişir. İnsanın maddî olmayan varlığını ortaya koyan manevî istekleri, onun maddî ihtiyaçlarına kıyasla özel bir önem ve konuma sahiptir.
Örneğin İmam (a.s), Sahîfe-i Seccâdiyye’nin bir bölümünde Allah’tan, kendisini Rabb’inin katında bulunanlardan alıkoyan ve kendisini Yaratıcısına bağlayacak bir dayanak bulmasına engel olan değersiz dünyaya yönelik gönül bağlılığını kalbinden söküp atmasını ister:
“Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyti’ne salât eyle; kalbimi kendi sevgine ve dostluğuna ayır, onu kendi zikrinle meşgul et, onu kendinden korku ve haşyetle yücelt ve sana yönelmeye karşı istekle onu güçlendir...” [10]
d) İki Âlemli Bir Varlık
İmam Zeynelâbidîn (a.s), Kur’ân-ı Kerîm’i esas alarak insanı iki âleme ait bir varlık olarak tanıtır. Buna göre insanın hayatı maddî dünya ve dünyevî yaşamla sınırlı değildir. Aksine ölüm, insan için ebedî olan kıyamet âlemine açılan bir köprü niteliğindedir.
İmam (a.s), Sahîfe-i Seccâdiyye’nin çeşitli yerlerinde bu gerçeği tasvir ederek, erdemli bir insanın dünyada doğru bir şekilde yaşama kaygısının yanı sıra, başka bir âlemde kendisini bekleyen ve hiçbir zaman gaflet etmediği ebedî bir hayata da sahip olduğunu gösterir:
“[Allah’ım!] Perdelerin kaldırıldığı [kıyamet] gününde beni helâk etme.”
İmam (a.s.), bu isteği dile getirirken aynı zamanda hemen ardından dünyevî ihtiyaçlarının giderilmesini de Allah’tan talep eder:
“Benim için insanlara muhtaç olmamayı, haramlardan uzak durmayı, yaşamda huzur ve rahatlığı, zarar ve sıkıntılardan uzak olmayı, sağlık ve afiyeti, rızıkta genişliği, huzur ve sükûneti, sıkıntı ve kötülüklerden uzak olmayı sağla.” [11]
e) Seçim ve İrade Sahibi Olması
Kur’ân’ın insanı özgür irade sahibi bir varlık olarak tanımladığı gibi:
“Şüphesiz biz ona yolu gösterdik; artık ister şükredici olsun, ister nankör.” [12]
İmam (a.s) da insanı, kendi fiillerinden sorumlu olan, özgür irade ve seçime sahip bir varlık olarak ortaya koymaktadır:
“Allah’ım! Ben, yaratılmadan önce de yaratıldıktan sonra da kendisine nimet verdiğin kulunum. Sonra onu dinine [İslam’a] hidayet ettiğin, hakkını yerine getirmeye muvaffak kıldığın, kendi ipine sımsıkı bağladığın, kendi hizbine ve grubuna dâhil ettiğin, dostlarını sevip düşmanlarına düşmanlık etmeye yönelttiğin kimselerden kıldın. Daha sonra ona emrettin, fakat o itaat etmedi; yasakladın, fakat o vazgeçmedi. Günah işlemekten ve sana karşı gelmekten onu nehyettin; fakat o emrine karşı geldi ve yasakladığın şeyi işledi.” [13]
İmam Zeynelâbidîn’in (a.s) dualar içerisindeki ifadeleri, insanı belirli bir ölçüde özgür irade sahibi olarak tanımlamaktadır. Buna göre insan, Allah’ın hidayetlerine, emir ve yasaklarına rağmen yine de itaatsizlik edebilmekte ve isyan yolunu seçebilmektedir.
f) Kendi Amellerinin Sonucuna Bağlı Olması
İmam (a.s), elli üçüncü duada günahın insan üzerindeki zararlı etkilerine işaret ederken, insanın kaderinin kendi amellerine bağlı olduğunu ve kişinin kendi saadet veya bedbahtlığının bizzat kendisi tarafından şekillendirildiğini açıkça ifade etmektedir.
Aynı şekilde İmam (a.s.), başka bir yerde pişmanlık duyan günahkâr insanın hâlini dile getirerek şöyle buyurur:
“Allah’ım!.. Kendime karşı haddi aşmam ve sınırı geçmem sebebiyle senin katında zelil ve hor durumdayım; amelim beni helâk etmiştir.” [14]
g) İnsan Sevgisi
İnsanın olumlu özelliklerinden biri, onun fıtratından kaynaklanan ve Sahîfe-i Seccâdiyye’nin çeşitli bölümlerinde kendisine işaret edilen insan sevgisidir. Örneğin otuz dokuzuncu dua, insanlara yönelik samimi sevginin en güzel yöntemlerini, dua diliyle ifade edilmiş şekilde ihtiva etmektedir.
Ayrıca mübarek Ramazan ayının gelişi vesilesiyle İmam (a.s.), insanlara hizmet etme konusunda Allah’tan başarı ve tevfik talep etmekte; bu talep, insan sevgisine dayanmaktadır:
“Bizi o ayda, bol iyilik ve bağışta bulunarak akrabalarımıza iyilik etmeye, ihsan ve bağışta bulunarak komşularımızı gözetmeye, mallarımızı insanların haklarına tecavüzden ve zulüm ve haksızlık yoluyla elde edilen şeylerden arındırıp temizlemeye ve onları zekâtı çıkararak temizlemeye muvaffak kıl.” [15]
İmam Zeynelâbidîn (a.s), bu değerli duasında hem insan sevgisinin derecelerine hem de bunu hayata geçirmenin çeşitli yollarına işaret etmektedir. (44. Dua).
Ferzane Abdülhamid
Devam Edecek…
--------------
[1]- Sâffât, 11.
[2]- Hicr, 28-29.
[3]- Şems, 7-10.
[4]- İnsan (Dehr), 3.
[5]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 1. Dua/3.
[6]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 47. Dua/9.
[7]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 1. Dua/4.
[8]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 1. Dua, s. 572.
[9]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 1. Dua/17.
[10]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 21. Dua/10.
[11]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 47. Dua/130.
[12]- İnsan, 3.
[13]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 47. Dua/67.
[14]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 52. Dua, s. 7.
[15]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 44. Dua, s. 10.
Tarih: 10-08-2026