içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Sahife-i Seccâdiyye’de Millî Güvenlik

Sahife-i Seccâdiyye’nin yirmi yedinci duası zahiren “sınır muhafızları” için yapılmış bir dua gibi görünse de, özünde gözlerimizin önüne gelişmiş bir “savunma doktrini” koymaktadır.

Sahife-i Seccâdiyye’de Millî Güvenlik

Bismillahirrahmanirrahîm

 

Sahife-i Seccâdiyye’nin yirmi yedinci duası zahiren “sınır muhafızları” için yapılmış bir dua gibi görünse de, özünde gözlerimizin önüne gelişmiş bir “savunma doktrini” koymaktadır. 18 ve 19 Dey (8 ve 9 Ocak) tarihlerinde gerçekleşen terör saldırılarının acısı hâlâ toplumun hafızasında tazeliğini korurken ve analizlerde en büyük “Siyonist-Amerikan” terör operasyonunun adı sıkça anılırken, bu duanın yeniden okunması hem öğretici hem de yol gösterici niteliktedir.

Birçoğumuz Sahife-i Seccâdiyye’yi münacat, gözyaşı ve yakarış atmosferiyle tanır; onu daha çok tefekkür ve hüzün anlarına eşlik eden bir eser olarak görürüz. Ancak bu kalıcı esere ve İmam Zeynelabidin’in (a.s) değerli mirasına “stratejik çalışmalar” perspektifinden biraz daha derinlemesine baktığımızda, bazı duaların yalnızca bireysel bir niyazın ötesine geçerek adeta bir “millî güvenlik yol haritası” çizdiğini fark ederiz.

İmam Zeynelabidin (a.s), son derece baskıcı bir dönemde yaşamış olmasına rağmen, “güvenlik” meselesine dair yaklaşımı kapsamlı, çok boyutlu ve dikkat çekici ölçüde çağdaştır. Bu dua her ne kadar asırlar önce kaleme alınmış olsa da, sanki günümüzün “kriz yönetim merkezleri” ve “millî güvenlik kurulları” için yazılmış gibidir. Zira bugün düşman, terör, siber savaş ve psikolojik operasyonların birleşiminden oluşan karma bir stratejiyle güvenliğimizi hedef almaktadır.

 

Savunmanın Sert ve Yumuşak Katmanları

Sınır muhafızı yalnızca dikenli tellerin yanında nöbet tutan kişi değildir. Günümüzde sınır kavramı şekil değiştirmiştir: Şehir ve köylerin sınırları, hava sahası ve hava savunma sistemleri, sanal ağlar ve siber altyapılar, hatta toplumun zihnini söylenti ve psikolojik harekâtlara karşı koruyan görünmez sınırlar da bu kapsamda değerlendirilmelidir.

İmam Zeynelabidin (a.s) bu duada savunmayı iki katmanda ele almaktadır: Sert güç ve yumuşak güç katmanı.

Sert güç katmanında Allah’tan sınır muhafızlarının sayısının artmasını, silahlarının etkili ve güçlü olmasını, imkânlarının yeterli kılınmasını ve sınırların sağlamlaştırılmasını talep etmektedir. Savunma mühendisliği açısından bu talepler; caydırıcılık, askerî kapasite, lojistik hazırlık, eğitim, teçhizat ve savunma teşkilatlanmasına yönelik bir ufkun çizilmesi anlamına gelir. Bunlar olmaksızın güvenlikten söz etmek, bir devlet politikası ortaya koymaktan ziyade bir temennide bulunmaya benzer.

Duada yer alan kısa fakat anlam yüklü “وَاشْحَذْ أَسْلِحَتَهُمْ” (Silahlarını keskin ve etkili kıl) ifadesi, uluslararası ilişkilerde hâkim olan realist yaklaşımın açık bir yansımasıdır. Siyonist rejim ve onun Amerikan destekçileri gibi yalnızca güç dilinden anlayan düşmanlar karşısında, güvenliği savunmasız bir şekilde korumaktan söz etmek mümkün değildir. Günümüz literatüründe “silahları keskinleştirmek”, en gelişmiş savunma sistemlerine, füze ve insansız hava araçları teknolojilerine sahip olmak; askerî kapasiteyi sürekli güncellemek ve geliştirmek anlamına gelmektedir.

Yakın dönemde yaşanan olaylar açıkça göstermiştir ki, savunma kapasitesinin güçlendirilmesi konusunda en küçük bir ihmal dahi düşmanın lehine sonuç doğurabilir. Ağır silahlarla donatılmış bir düşman, karşısında zafiyet gördüğünde merhamet göstermeyecektir. Bu dua bölümü, diplomatik tebessümlerle güvenliğin satın alınabileceğini düşünen yaklaşımları geçersiz kılmaktadır. Zira güvenlik, gücün ürünüdür ve “silahların keskinleştirilmesi” için yapılan dua, gerçekte caydırıcılığın sağlanmasına yönelik bir duadır.

Ancak İmam (a.s), savunmanın yumuşak katmanında sınır muhafızları için iman, takva, sabır, bilinç, birlik ve dayanışma talep etmektedir. Bu da güvenliğin yalnızca “silah ve surlarla” sağlanamayacağını göstermektedir. Güvenlik; moral, kimlik, yapılan görevin anlamlı görülmesi, adalet duygusu ve içsel güvenle de doğrudan ilişkilidir. Motivasyonunu kaybetmiş bir sınır muhafızı, güven duygusundan yoksun bir asker veya arkasında güçlü bir desteğin bulunmadığını hisseden bir güvenlik görevlisi, tehlike anında kâğıt üzerinde bir “güç unsuru” olarak görünse de, pratikte kolayca yıpranır ve çözülür.

İşte bu katman, güvenlik ve siyaset kurumlarının ihmal etmeleri hâlinde en büyük darbeyi alacakları noktadır. Nitekim İslam İnkılâbı Rehberi’nin de ifade ettiği üzere, zorlu savaş meydanlarının daima galibi olan Emirü’l-Müminin Ali (a.s) bile yumuşak savaş alanında İslâm ordusuna kesin bir zafer kazandırmayı başaramamıştır.

 

Güvenliğin Gören Gözü, İstihbarat

Bu duanın dikkat çekici bölümlerinden biri de İmam’ın (a.s), düşmanın gözlerinin kör edilmesi, planlarının bozulması ve hedeflerinden sapması için dua etmesidir. İmam Zeynelabidin’in (a.s) burada verdiği en önemli derslerden biri, “istihbarî hâkimiyet ve farkındalığın” hayati önemidir. Nitekim şöyle buyurmaktadır:

وَعَرِّفْهُمْ مَا يَجْهَلُونَ

“Allah’ım! Bilmedikleri şeyleri onlara öğret.”

Savaşlar, çoğu zaman kurşunların ateşlenmesinden önce görünmeyen istihbarat katmanlarında başlamaktadır. Bu nedenle istihbarî üstünlük olmaksızın güvenlik eksik ve kırılgan kalacaktır.

Duanın bu bölümü bize, millî güvenliğin yalnızca sınırlarda asker bulundurmaktan ibaret olmadığını hatırlatmaktadır. Asıl mesele, “uyanık gözlere” sahip olmak ve düşmanın bilinmesini istemediği gerçekleri öğrenebilmektir. Komploları gerçekleşmeden önce ortaya çıkarmak, yeni sızma ve nüfuz yöntemlerini tanımak ve tehditleri zamanında teşhis etmek bu anlayışın temel unsurlarıdır.

Düşman, hareket ve faaliyetlerimizi rahatlıkla gözlemleyebildiği takdirde kendi ağlarını toplum içerisinde besleyebilir, medya araçları üzerinden kamuoyunun zihnini yönlendirebilir ve askerî açıdan daha zayıf olsa bile sahada etkili darbeler vurabilir. Dolayısıyla mesele yalnızca füze ve insansız hava araçları değildir; aynı zamanda veri, analiz, nüfuz ve anlatı yönetimi meselesidir.

Günümüzde istihbarat sistemleri, düşmanın hareketlerini henüz oluşum aşamasındayken tespit edebilecek düzeyde güncel bilgi ve ileri teknolojilerle donatılmış olmalıdır. Yeni yüzyılda güvenlik, her şeyden önce “bilgi ve farkındalık” anlamına gelmektedir; cehaletin bulunduğu her alan ise terörizmin nüfuz edebileceği bir zafiyet noktasıdır.

 

Düşmanın Hesaplarını Boşa Çıkarmak

Bu savunma doktrininin belki de en ince ve dikkat çekici boyutu, “psikolojik savaş” olgusuna verdiği önemdir. İmam Seccâd (a.s.), Allah’tan sınır muhafızlarının gönüllerinden aldatıcı dünya sevgisini çıkarmasını ve buna karşılık düşmanın kalbine korku ve dehşet salmasını dilemektedir. Nitekim duada geçen “وَ فَلِّلْ حَدَّهُمْ” ifadesi, “Onların keskinliğini ve saldırı gücünü körelt” anlamını taşımaktadır.

Yakın dönemde yaşanan terör saldırılarında düşmanın amacı yalnızca insanları öldürmek değildi. Asıl hedef, toplumun kalbine korku salmak ve millî direnci zayıflatmaktı. Sahife-i Seccâdiyye’nin ortaya koyduğu strateji ise “düşmanın zihnini hedef almak”tır. Öyle davranılmalıdır ki düşmanın bütün hesapları altüst olsun. Düşman, kör terör eylemlerinin toplumda korku oluşturmak yerine halkın daha fazla kenetlenmesine ve güvenlik güçlerinin kararlılığının daha da güçlenmesine yol açtığını gördüğünde, psikolojik silahı etkisini kaybedecektir. İşte “فَلِّلْ حَدَّهُمْ” ifadesi tam olarak bu gerçeğe işaret etmektedir. Millî güvenlik, düşmanın İran’a yönelik herhangi bir saldırının maliyetinin, elde etmeyi umduğu faydadan çok daha ağır olacağını bilmesi demektir.

 

Halk Temelli Güvenlik

Duanın bir diğer önemli bölümü, İmam’ın (a.s) “adalet ve mücahitlerin mükâfatlandırılması” konusuna bakışını ortaya koymaktadır. İmam (a.s), Allah’tan sınırları koruyan mücahitleri, şehitleri, yaralıları ve geride bıraktıkları aile fertlerini özel lütuf ve rahmetine mazhar kılmasını istemekte; ayrıca cephe gerisinde onların ailelerinin işlerini üstlenen kimselerin de aynı sevaba ortak edilmelerini dilemektedir.

Bu yaklaşım, millî güvenliğin yalnızca devletin veya askerî kurumların yürüttüğü bir proje olmadığını; aynı zamanda toplumsal ve millî bir sorumluluk olduğunu göstermektedir. Buna göre, güvenlik görevlilerinin sınır bölgelerinde ve şehirlerde canlarını ortaya koyarak terör eylemlerini engellemeye çalıştıkları günlerde, şehirlerde yaşayan insanların görevi de birlik ve beraberliği korumak, söylenti ve dezenformasyonun yayılmasına fırsat vermemek ve güvenlik güçlerine manevi destek sağlamaktır.

Terör örgütleri, halk ile yönetim arasında bir ayrılık ve güvensizlik oluşturmayı hedeflemektedir. Buna karşılık, toplumun sosyal medya ortamlarında veya kamusal alanda güvenliğin kıymetini takdir etmesi ve bilinçli davranması, fiilen millî savunma zincirinin önemli bir halkasını tamamlamaktadır. Çünkü bir ülkenin sahip olduğu en büyük stratejik güç ve en sağlam cephanelik, onun sosyal sermayesidir.

 

Gücün Kayıp Halkası, Maneviyat

İranlı bir askeri, Blackwater paralı askerlerinden veya Siyonist askerlerden ayıran temel unsur nedir? Kullanılan araçlar ve teknolojiler benzer olabilir; hatta bazı durumlarda üstünlük onların tarafında da bulunabilir. Ancak denklemi değiştiren asıl unsur, “motivasyon”dur. Sınır muhafızları için yapılan bu dua, fedakârlık ruhunu, şehadet arzusunu ve ebediyet bilincini güçlendiren kavramlarla doludur.

Yakın dönemde yaşanan olaylar değerlendirilirken, bazı insanların komploları etkisiz hâle getirmek uğruna canlarını feda etmelerini sağlayan unsurun da işte bu manevî ruh olduğu unutulmamalıdır. Bu “yumuşak güç”, Batı’nın hesaplama ve analiz sistemlerinin kavramakta zorlandığı bir olgudur. Dua bize, demirin ve çeliğin gerekli olduğunu hatırlatırken, tetiğin üzerindeki eli kararlı ve sarsılmaz kılan şeyin “iman” olduğunu da öğretmektedir.

 

Ve Son Söz

18 ve 19 Dey (8 ve 9 Ocak) tarihlerinde gerçekleştirilen terör operasyonları, güvenliğin kendiliğinden ortaya çıkan bir olgu olmadığını, aksine sürekli üretilmesi ve yeniden inşa edilmesi gereken bir değer olduğunu gösteren ciddi bir uyarı niteliğindeydi. Sahife-i Seccâdiyye’nin 27. duası bize, İran İslam Cumhuriyeti’nin millî güvenlik mimarisinin dört temel sütun üzerine kurulduğunu öğretmektedir: “istihbarî hâkimiyet, askerî güç, halk desteği ve manevî motivasyon.”

Bugün dökülen kanların hesabını sormak ve sınırlarımızı Siyonist düşmanların ve onların destekçilerinin tehditlerinden korumak istiyorsak, aynı anda hem dua ve niyaz makamında hem de mücadele sahasında hazır bulunmalıyız. Silahlarımız güçlü ve hazır, kalplerimiz sağlam, gözlerimiz uyanık ve dayanışmamız sarsılmaz olmalıdır. İşte İran İslam Cumhuriyeti’nin kutsal değerlerini ve sınırlarını korumanın yolu ve yöntemi budur.

Ebü’l-Kasım Şekûrî

Tarih: 08-06-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum