içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Senin Değer ve İzzetini Yutan Üç Gizli Düşman!

İnsan, gelişim ve hayat tecrübesi yolculuğunda her zaman dış düşmanlarla karşı karşıya değildir; bazen asıl tehlikeler tam da insanın kendi içinde gizlenir. Bu tehlikeler, gürültü çıkarmaz, ancak farkına varmadan yavaşça izzetimizi, özgüvenimizi ve huzurumuzu yutarlar.

Senin Değer ve İzzetini Yutan Üç Gizli Düşman!

Bismillahirrahmanirrahîm

 

Emîru’l-Mü’minîn Ali (a.s) bize, eğer dikkat etmezsek içten içe bizi tüketebilecek üç iç düşmanı tanıtıyor. Bunlar: Tamah (açgözlülük), sıkıntıları ifşa etmek ve dizginsiz bir dildir. Bu uyarı, aslında insanın kendi değerini koruması için bir yol haritasıdır; her insanın huzur ve gelişim için ihtiyaç duyduğu o içsel hürmeti ve değeri muhafaza eden bir rehberdir.

Bu söz, İmam Ali’nin (a.s) temel ahlaki öğretilerinden biridir ki tamah, sıkıntıları ifşa etme ve dilin dizginsizliği hakkında üç önemli uyarı içeriyor.

 

Tamah: Onuru Sessizce Kemiren Düşman

“Tamah”, yalnızca mal ve servet için değil, görülme, onaylanma ve istenme arzusu için de “bitmek bilmeyen bir sahip olma isteği” demektir. Arapça kökeni olan tamah (طَمَعَ), “bir şeye hırsla göz dikmek” anlamına gelir. Emîru’l-Mü’minîn Ali (a.s) şöyle buyuruyor:

“Kim tamahı kalbine yerleştirirse, kendisini hor ve hakir kılmış olur.”

“Tamah” sözlükte “sınırı olmayan isteme” anlamına geliyor. Öyle bir istemedir ki aklı devre dışı bırakır ve kalbi arzuların esiri hâline getiriyor. İmam (a.s) şöyle buyuruyor:

“Kim tamahı ruhunda barındırırsa, kendini zelil kılmış olur.”

 

Gerçekte tamah, kanaat etmenin tam karşıtıdır. “Kanaat”, Allah’ın verdiğine razı olmaktır; tamah ise, ilahî adalete güvensizliktir. Kur’ân’da da tamah, Allah’a güven eksikliğiyle ilişkilendirilmiştir:

“Sonra da hâlâ artırmamı umar!” [1]

Hakikatte, Allah’tan uzak düşen insan tamah sahibidir; gözünü doyuramaz, hep daha fazlasını ister, taleplerinin sonu gelmez ve her gün daha fazlasına yönelir.

Ne yazık ki günümüzde pek çok insan, insanlık onurunu sessizce kemiren bu üç gizli düşmanla yani “tamah, yakınmacılık ve sorunları ifşa etmek ile dizginsiz bir dil” ile mücadele hâlindedir. Tamah, ruhun özgürlüğünü ve hürriyetini satar. Yakınma ve dertleri ifşa etmek, izzeti başkalarının acımasına feda eder. Dizginsiz bir dil ise, kurulmuş köprüleri ve oluşmuş güveni yıkar. Ancak her biri için bir kurtuluş yolu vardır: Kanaat, sabır ve ölçülü sükût.

Günümüzde tamah yeni biçimler almıştır: Makama ulaşmak için doğruluğu bir kenara bırakan memur; birkaç beğeni daha fazla almak için özünden uzaklaşan genç; daha fazla para hırsıyla haksız hüküm veren hâkim… Aslında tamah, özsaygı ve nefsin izzetini yutarak insanı sürekli karşılaştırmanın ve bitmeyen hoşnutsuzluğun tuzağına sürükler.

Oysa tamah etmekten kurtuluşun yalnızca bir yolu vardır ve o da kanaattir. Kanaat sahibi olmak, yani elinde olana rıza göstermek demektir. Zorunluluktan değil, bilinçle ve izzetle… Kanaatkâr insan, kendi gönül ülkesinin sultanıdır.

Günümüz hayatında tamah, şu farklı şekillerde karşımıza çıkar:

1-Bir makama tamah edip oraya erişmek için dalkavukluk yapan bir memur.

2-Sosyal medyada takipçi ve beğeni kazanma tamah ve hırsıyla ilkesini çiğneyen genç.

 

Tamahın Tehlikeleri

1-Özsaygı ve nefsi izzetinin yok olması: Çünkü insan başkalarına bağımlı hâle gelir.

2-Zihinsel ve ruhsal esaret: Çünkü kararları başkalarının isteklerinden etkilenir.

3-Sürekli memnuniyetsizlik: Çünkü tamah sebebiyle insan asla doygunluk hissetmez.

Tamah sahibi insan, sürekli başkalarından bir şey bekler. Buna karşılık kanaatkâr insan, az da olsa kendini zengin ve değerli hisseder.

 

Kişisel Sırlar ve Sıkıntıların İfşasının Tehlikesi

Pek çok insan, sırlarını ve problemlerini başkalarına söylememe gücüne sahip değildir. İlk bakışta sıkıntıları dile getirmek bir hafifleme hissi oluşturabilir; ancak yakınma ve şikâyet etmeyi alışkanlık hâline getirmek, insanın değerini başkalarının gözünde düşürür. “Zillet” (ذُلّ) kelimesinin kökü, “alçaklık, horlanma” anlamına gelir.

Hayatının sorunlarını ve zorluklarını sürekli olarak başkalarına anlatan kişi, bunu yaparak destek, ilgi veya başkalarının sempatisini kazanacağını zannedebilir. Ancak Emîru’l-Mü’minîn Ali (a.s) şu şekilde uyarıyor:

“Kim sıkıntısını ve sırrını aşikâr ederse, zillete razı olmuş demektir.” [2]

 

Sıkıntı ve Acıları İfşa Etmenin Tehlikeleri

1-Başkalarının güven ve saygısının azalması; insanlar genellikle dirençli kişilere saygı duyar.

2-Kişinin moralinin zayıflaması; acının sürekli hatırlatılması onu daha da şiddetlendirir.

3-Başkalarının merhametine psikolojik bağımlılık oluşması.

İmam Zeynelabidin (a.s) “Makarimü’l-Ahlâk” duasında Allah’tan şöyle niyaz eder:

“Ayıplarımı ört ve kalbimin korkusunu güvene dönüştür.” [3]

 

Pek çok insan, sırlarını ve sorunlarını başkalarına anlatmama gücüne sahip değildir. İlk anda bu paylaşım bir hafiflik hissi verse de, yakınma ve şikâyeti alışkanlık hâline getirmek, insanın konumunu başkalarının gözünde aşağı çeker. Bu nedenle, insanın onurunu ve saygınlığını, hatta zorluklar içinde bile koruması, mümin insanın ahlaki görevlerindendir.

 

Günümüzde bu davranışın örneklerini kolaylıkla görmek mümkündür:

1- Sosyal medyada: Hikâyelerinde veya gönderilerinde ailevi ya da kişisel sorunlarından söz ederek başkalarının merhametini kazanmaya çalışan kişi, özsaygısını ve nefsinin izzetini başkalarının bakışına feda etmiş demektir.

2-Arkadaş ortamında: Her buluşmada başarısızlıklarını veya sıkıntılarını dile getirerek çevresindekilerden ilgi ve teselli bekleyen kimse, zamanla kendi kişiliğini küçük düşürür ve başkalarının gözünde zayıf ve kırılgan bir görünüm sergiler.

3-Aile ve akraba çevresinde: Aileye veya kendisine ait sorunları sürekli akrabaların yanında dile getiren bir evlat, yalnızca özsaygısını ve nefsi izzetini yitirmekle kalmaz, anne-babanın veya diğer aile bireylerinin ona olan güvenini de azaltabilir.

4-Eğitim veya iş ortamında: Her başarısızlığını veya yaşadığı her zorluğu sürekli tekrar ederek başkalarının merhametini bekleyen öğrenci ya da çalışan, yalnızca arkadaş ve meslektaşlarının saygısını kaybetmekle kalmaz; aynı zamanda kendi özgüvenini ve bağımsız kişiliğini de zedeler.

 

Sırların İfşasının Tehlikeleri

Hayatın sorunlarını ve zorluklarını, herhangi bir fayda sağlayamayacak kimselere açıklamanın birtakım tehlikeleri vardır. Bu tehlikeler şunlardır:

Zillet ve küçülme: Kişinin sorunlarını ifşa etmesi, başkalarının gözünde onu güçsüz ve değersiz gösterir.

Başkalarının suistimali: Önemli nokta şudur ki, güvenerek sırlarını paylaştığın kişiler, daha sonra bu bilgileri sana karşı kullanabilirler.

İtibar zedelenmesi ve sosyal sorunlar: Sorunların aşırı derecede dile getirilmesi, başkalarının kişinin karakteri ve itibarı hakkında olumsuz yargılara varmasına neden olabilir ve hatta bireyi küçük düşürücü durumlara sürükleyebilir.

 

Çözüm Nedir?

Bu durumun en önemli tedavi yolu “sabır” ve “Allah’a güven”dir. Sıkıntılarımızı ve dertlerimizi Allah’a arz etmeli, bununla birlikte izzet ve onurumuzu korumalıyız. Güvenilir insanlarla samimi ve özel ortamlarda konuşabiliriz; ancak sırlarımızı ve zorluklarımızı herkese anlatmamalı, böylece kişiliğimizin, özsaygımız ve nefsi izzetimizin zarar görmesine izin vermemeliyiz.

 

Kişilik ve Şahsiyetin Çöküşünün Başlangıcı, Dizginsiz Dil

Dil, insanın iç dünyasının tercümanıdır. Eğer kontrol edilmezse, aklı kenara iter ve insanı başkalarının gözünde itibarsız kılar. Kur’ân-ı Kerîm şöyle buyuruyor:

“İnsan herhangi bir söz söylemez ki, mutlaka yanında onu gözetleyen bir melek hazır bulunmasın.” [4]

Dil, iki ucu keskin bir kılıç gibidir. Kontrol edilmediğinde, bize duyulan güveni ve saygıyı yok edebilir. İmam Ali (a.s) şöyle buyuruyor:

“Kim dilini kendisine hâkim kılarsa, nefsini zelil etmiş olur.”

“Dili emir kılmak” ifadesi, dilin davranış ve kararlarımız üzerinde hükümranlık kurmasına izin vermek anlamına gelir. “أَمَرَ” (E-m-r) fiilinin kökü Arapçada “emretmek” demektir.

Günümüz dünyasında dil, yalnızca sözlü ifadelerden ibaret değildir; mesajlar, paylaşımlar, hikâyeler ve sosyal medyada verilen hızlı tepkiler de kişiliğimizi yıpratabilir. Dilin kontrolü, yani ölçülü suskunluk ve söylemeden önce düşünmek demektir. Böylece dil, yıkımın değil, gelişimin aracı olur.

Dil dizginlenmediğinde ve insan nefsine komutanlık etmeye başladığında, kişinin saygınlığı ve toplumsal itibarı zedelenir; telafisi güç pişmanlıklar doğurur ve yalan, gıybet ya da sözlü şiddet gibi olumsuzlukların yayılmasına neden olur.

Dil, iki ucu keskin bir silahtır; kontrol edilmezse, bize duyulan güveni ve saygıyı yok edebilir.

 

Dizginsiz Dilin Tehlikeleri

Günümüz yaşamında dil, her zamankinden daha tehlikeli hâle gelmiştir; çünkü sanal dünyada tek bir cümle bile insanın kişiliğini, işini veya itibarını yok edebilir.

1- Mesajlaşma uygulamalarında öfkeyle küfreden bir genç.

2-Toplantıda yersiz bir şaka yapıp konumunu kaybeden bir çalışan.

3-İnternette düşünmeden yorum yaparak ebediyen gözden düşen bir kişi.

4-Kolayca iftira atarak hayatları altüst eden insanlar.

 

Sonuç

Ne yazık ki günümüzde pek çok insan, insanlık onurunun bu üç gizli düşmanı ile mücadele hâlindedir: Tamah (hırs), yakınma ve sorunları ifşa etme ve dizginsiz dil.
Tamah (hırs), ruhun özgürlüğünü ve özgünlüğünü satar; şikâyet ve sıkıntıları açığa vurmak, izzeti başkalarının merhametine kurban eder; kontrolsüz dil ise, kurulmuş köprüleri ve kazanılmış güveni yıkar. Oysa her biri için bir kurtuluş yolu vardır: Kanaat, sabır ve ölçülü sükût.

Biraz kendi içimize dönüp kendimize şu soruyu sormamız yeterlidir: “Bu davranış beni yüceltir mi, yoksa küçültür mü?”

Eğer cevabımız “izzet” ise, işte bu, İmam Ali’nin (a.s) bize çizdiği yoldur; huzura, vakar ve özgürlüğe götüren yol. Nitekim Emirü’l-Müminîn Ali (a.s) bu öğütleriyle, insanlık onurunu korumanın üç temel ilkesini öğretiyor:

Tamah ve Hırsa karşı kanaat: Çünkü başkalarına bağımlılık, zilleti beraberinde getirir.

Sıkıntı ve zorluğa karşı sabır: Çünkü şikâyet, izzeti yakıp yok eder.

Öfkeye karşı ölçülü sükût: Çünkü dizginsiz dil, kişiliği yıkar.

Bu üç ilke tek bir noktada birleşiyor: Kendini bilmek ve kendine hâkim olmak. Kendisini tanıyan kimse, hiçbir zaman nefsini tamah ve hırsa satmaz, merhamet için kendini küçültmez ve diliyle kendi izzet ve onurunu yok etmez.

Bugün, gösteriş ve gürültünün doğruluğun yerini aldığı bir dünyada, bu bin dört yüz yıllık söz hâlâ tazeliğini korumaktadır. Gelin bu üç gizli düşmanı tanıyalım ve onların içimizde yer edinmesine izin vermeyelim; çünkü insan, ancak kendisi kendini küçülttüğünde yenilir.

 

 

-----------

[1]- Müddessir, 15.

[2]- Nehcü’l-Belâğa, Hikmetli Sözler: 2.

[3]- Sahife-i Seccâdiye, Dua: 20.

[4]- Kâf, 18.

Tarih: 08-12-2025

FACEBOOK YORUM
Yorum