içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Şii ve Sünni Hadislerin Mukayeseli İncelenmesi - 2

Bismillahirrahmanirrahîm

Şii ve Sünni Hadislerin Mukayeseli İncelenmesi - 2

Kısaca arz edeyim ki, hilafet mektebinin büyük âlimlerinden olan İbn Hazm, el-Muhallâ adlı eserinde, Hz. Peygamber’in (s.a.a) devesini ürkütenler arasında Ebû Bekir, Ömer ve Osman’ın isimlerini zikreder. Bunu Şiîler söylememiştir; bizzat onlar söylemişlerdir. Öyle olaylar vardı ki eğer Kur’an’da yer alsaydı, onun sağlam kalmasına izin vermezlerdi.

Bu sebeple Allah-u Teâlâ, Kur’an’ı muhafaza etti. Hâtemü’l-Enbiyâ’nın şeriatı iki vahiy ile gelmiştir: Vahyi Kur’ânî ve Vahyi Beyânî. Her ikisi de Allah katından indirilmiştir. Şimdi bu açıklama ile birlikte, bazı hadisleri de anlayabiliriz. Örneğin “Hz. Ali’nin (a.s) adının vahiyde bulunduğu” ifadesinden neyin kastedildiğini.

 

Merhum Hacı Nûrî’nin Faslu’l-Hitâbi fî Tahrîfi Kitâbi Rabbi’l-Arbâb adlı bir kitabı vardır. Ehsan Zâhir de eş-Şîa ve’l-Kur’ân adlı bir eser kaleme almıştır. Hacı Nûrî, kitabının on birinci bölümünde, hilafet mektebinde yer alan ve Kur’an’ın tahrif edildiğine delil teşkil edebilecek rivayetleri toplamış ve on ikinci bölümünde ise, benzeri rivayetleri Ehl-i Beyt (a.s) mektebinden aktarmıştır. Ehsan Zâhir, eş-Şîa ve’l-Kur’ân adlı kitabında sadece Hacı Nûrî’nin Ehl-i Beyt (a.s) mektebinden naklettiği rivayetleri zikretmiştir. Pakistan’daki Şiîlerin bu ülkenin Vehhâbîleri tarafından bugüne kadar katledilmesinin en önemli sebebi, bu iki kitaptır.

 

Ben, Hacı Nûrî ve Ehsan Zâhir’e cevap olarak üç ciltlik bir eser kaleme aldım. Birinci cildi eş-Şîa ve’l-Kur’ân adını taşıyor. İkinci cildi ise, Buhûsu’t-Temhîdiyye olup günümüzde yitirdiğimiz Kur’ânî ıstılahların açıklamasına tahsis edilmiştir. Zira bu ıstılahlar anlaşılmadıkça, onları içeren rivayetler de doğru biçimde anlaşılamaz. Bu ciltte, hilafet mektebinde Kur’an hakkında nakledilen bütün hadisleri sekiz yüz sayfa boyunca inceledim. Üçüncü cilt ise tamamlanmış, ancak henüz basılmamıştır. Bu ciltte Hacı Nûrî’nin Ehl-i Beyt (a.s) mektebinden naklettiği ve Kur’an’ın eksiltildiği veya artırıldığına delil getirdiği bütün rivayetleri metin ve senet açısından inceledim. Allah’ın tevfikiyle senet ve metin yönünden durumlarını ortaya koydum. İnşallah basılacaktır. Göreceksiniz ki meselenin bir kısmı rivayetlerin anlaşılmamasından ve bir kısmı ise, hadislerin kıraati hususundaki sorunlardan kaynaklanmaktadır.

 

Bu durumda İslâm şeriatı iki vahiy ile nazil olmuştur: vahyi Kur’ânî ve vahyi beyânî. Sadece vahyi Kur’ânî ile biz, namaz, oruç, hac gibi İslâm’ın şeraitine ulaşamayız. İşte bu, Hâtemü’l-Enbiyâ’nın şeriatı ile diğer şeriatlar arasındaki farktır. Zira önceki şeriatlarda tüm hükümler kendi semavî kitaplarında yer almış ve kitapları tahrif edilmiştir. İslâm şeriatında ise, kıyamete dek baki kalması hedeflendiğinden, şeriatın asılları semavî kitap ve vahyi Kur’ânî’de, açıklama ve tafsilatı ise Hz. Peygamber’in (s.a.a) hadislerinde yer almıştır.

 

Hz. Peygamber’in (s.a.a) Hadis Serüveni

Şimdi bakalım, Hz. Peygamber’in (s.a.a) hadisiyle ne yaptılar? Acaba önceki ümmetlerin zorbalarının kendi semavî kitaplarına yaptıklarını, bu ümmetin zorba önderleri, yani nefislerine muhalif hadislere tahammül edemeyen halifeler, Hz. Peygamber’in (s.a.a) hadislerine yaptılar mı?

 

Eğer bütün kaynaklardan delil aktarmak istersek, vakit alır. Ancak Müsned (Ahmed b. Hanbel), Sünen (Dârimî) ve bazı diğer kitaplarda rivayet edilmiştir: Abdullah b. Amr b. Âs şöyle diyor: “Kureyş (yani muhacirler) bana dediler ki: “Resûlullah’tan duyduğun her şeyi yazıyor musun? Hâlbuki Resûlullah da bir insandır; öfke ve rıza hâlinde konuşur…” [1]

Yani onlara göre Hz. Peygamber bazen Ebû Zerr’den hoşnut olur ve şöyle buyurur: “Yeşil kubbe (gök) onun üzerinde gölge etmedi; toprak da onun gibisini taşımadı ki dili Ebû Zerr’den daha doğru olan bir kimse olsun.” [2]

Bir başka yerde Ammâr’dan hoşnut olur ve buyurur: “Ammâr, hakkın yanındadır.” [3]

Yine bir olayda Hakem b. Ebî’l-Âs’tan hoşlanmaz ve onu lânetler. O zaman bu nasıl bir iştir ki siz bütün bunları mı yazıyorsunuz?! Bu durumda Kureyş, Hz. Peygamber’in (s.a.a) döneminde bile başkalarını onun hadisini yazmaktan men ediyordu. [4]

 

Amr b. Âs şöyle diyor: Kureyş’in itirazını yazdım ve daha sonra Peygamber’e (s.a.a) sordum. O buyurdu: “Yaz! Nefsimi elinde tutana yemin ederim ki, bu ağızdan yalnızca hakikat çıkar.” [5] Böylece hadislerin yayılmasının engellenmesi daha Peygamber’in (s.a.a) zamanında başlamış oldu. Peygamber (s.a.a) vefat hastalığında iken şöyle buyurdu: “Bana mürekkep ve kâğıt getirin; size bir yazı yazayım ki, ondan sonra asla sapıklığa düşmeyesiniz.” [6] Gerçekten hayret vericidir; böyle bir durum hiçbir peygamberin başına gelmemiştir. Orada Ömer bir slogan ortaya attı ve bu slogan 133 yıl boyunca sürdü: “Allah’ın kitabı bize yeter!” [7] Peygamber’in (s.a.a) bu isteğinden sonra sahâbe arasında tartışma ve gürültü çıktı. Bazıları kalem ve mürekkep getirmek istediler. Ömer, onların getireceklerini ve yazının kaleme alınacağını anlayınca, “Bu adam hezeyan söylüyor” dedi. [8] İşte bu, Hz. Peygamber’in (s.a.a) hadisine karşı bir savaştı. Bazıları “Gidip getirelim” dediler. Hz. Peygamber (s.a.a) ise buyurdu: “Böyle sözlerden sonra mı?…” Kim, Hz. Peygamber’in (s.a.a) yüzüne karşı “O, hezeyan söylüyor” diyebilmişse, onun ardından da birkaç sahte şahit getirip, Hz. Peygamber’in (s.a.a) ölüm anında hezeyanlar söylediğine ve böyle bir şeyi ne söylediğine ne de yazdığına dair tanıklık yaptırabilir. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.a) şöyle buyurdu: “Benden uzaklaşın; bir peygamberin huzurunda tartışma yakışmaz.” [9]

 

Hz. Peygamber’den (s.a.a) sonra ise durum gerçekten acı vericidir. Zehebî, Tezkiretü’l-Huffâz adlı eserinde Ebû Bekir hakkında şunu kaydeder: Kendisine biat edildikten sonra Ebû Bekir şöyle dedi: “Resûlullah’tan hadis rivayet etmeyin! Eğer ondan bir şey sorulursa, ‘Aramızda ve sizin aranızda Allah’ın kitabı vardır; onun helâl kıldığını helâl, haram kıldığını haram bilin’ deyin.” [10] Bu, hilafet mektebinin siyaseti idi. Böyle söylemekte de haklıydılar; zira eğer Hz. Peygamber’in (s.a.a) hadisleri ortada olsaydı, artık onların hilafeti mümkün olmazdı. Bu yüzden engellemek zorundaydılar.

Şunu da ifade etmek gerekir ki, Hz. Peygamber (s.a.a) her ayet indiğinde, o ayeti tebliğ ettiği kimseye, Allah tarafından kendisine vahyedilmiş açıklamasını da bildirirdi; yani tebliği tam olurdu. Hâtemü’l-Enbiyâ’nın tebliği eksik değildi. Mesela “Güneşin zevâl vaktinde namazı kıl!” [11] ayeti, yalnızca lafzî vahiy ile inmişti. Bunun yanında Cebrâil (a.s) da “Abdest böyle alınır, namaz böyle kılınır” diye bildirmişti. Bu, benim özellikle vurguladığım ve hadisin anlaşılmasında birçok düğümü çözen bir husustur.

 

İbn Mes’ûd şöyle diyor: “Yetmiş sureyi doğrudan Hz. Peygamber’in (s.a.a) ağzından öğrendim.” Mesela “Lanetlenmiş ağaç” ayeti indiğinde, Hz. Peygamber (s.a.a) ona “Bunlar Benî Ümeyye’dir” buyurmuştu. İşte bu şekilde sahabenin mushafları, Kur’an’ın tefsirinde Hz. Peygamber’den (s.a.a) işittikleri açıklamalarla yazılıyordu. İbn Mes’ûd, duyduğu açıklamaları mushafına yazmıştı; bir başkası başka şekilde yazmıştı, böylece farklı mushaflar ortaya çıkmıştı.

 

Tam hatırlamıyorum, muhtemelen Müsned-i Ahmed’de vardır: Peygamber (s.a.a) mescitte bize “Onar ayet, onar ayet öğretirdi.” Yani “Onlarda yer alan ilmi ve ameli öğrenene kadar (10 ayeti) öğretirdi.” [12] Mesela peygamberlerden bahseden bir ayet geldiğinde, o peygamberin kıssasını anlatır; ahiretle ilgili ayetlerde kıyamet gününün nasıl olacağını açıklar; abdest, namaz ve teyemmüm gibi hükümler geldiğinde ise, bizzat uygulamayı öğretirdi. Dolayısıyla Hz. Peygamber (s.a.a), onunla (ayetle) birlikte açıklayıcı vahyi de ümmete aktarmadan hiçbir Kur’an ayetini tebliğ etmiş değildir.

İşte bu açıklayıcı vahiy, bizim için Hz. Peygamber’in (s.a.a) hadisi demektir. Hz. Peygamber’in (s.a.a) bu açıklayıcı vahiyleri ise, hilafet siyasetleriyle çelişmekteydi. Örneğin, “Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin!” [13] ayeti hakkında Sahîh-i Buhârî’de, bundan kastın Ebû Bekir ve Ömer olduğu rivayet edilmiştir. [14] Bu durum, halifelerin siyasetiyle bağdaşmıyordu; üstelik bir-iki örnekle de sınırlı değildi.

 

Hz. Peygamber’in (s.a.a) iki tür yazılı Kur’an metni bulunmaktaydı: Bunlardan biri, herkesin işittiği ve bütün sahâbenin yazdığı metinlerdi ve diğeri ise, Hz. Peygamber’e (s.a.a) nazil olan vahiyleri yanında bulunan sahâbî kâtipleri çağırır ve hem vahyi Kur’ânîyi, hem de vahyi beyânîyi ellerindeki malzemelere yazdırırdı.

 

Ben, tarih kaynaklarında Hz. Resûl-i Ekrem’in (s.a.a) yirmi sekiz kadar vahiy kâtibinin ismine rastladım. Ancak bu kişiler “Peygamber’in kâtibi” anlamında sürekli görevli değillerdi. Nitekim Hz. Peygamber’in (s.a.a) Hz. Ali’den (a.s) başka kâtibi yoktu. Diğerleri Hz. Resulullah’ın (s.a.a) yazdırmak için çağırdığı sahâbîlerdi ve onlardan hangisi o sırada hazır bulunursa, Hz. Resulullah (s.a.a) için yazıyordu.

 

Devam Edecek…

 

Allâme Seyyid Murtazâ Askerî

--------------

[1]- Sünen-i Ebî Dâvûd, c. 2, s. 176; el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn, c. 1, s. 106.

[2]- Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c. 5, s. 197; el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn, c. 3, s. 342 ve 344.

[3]- Kenzü’l-Ummâl, c. 3, s. 935.

[4]- Ulûmu’l-Hadîs, s. 8, sayı: 5.

[5]- Sünen-i Ebî Dâvûd, c. 2, s. 176; el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn, c. 1, s. 106.

[6]- Sahîh-i Müslim, c. 5, s. 76; Sahîh-i Buhârî, c. 1, s. 54; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c. 1, s. 355.

[7]- Sahîh-i Buhârî, c. 7, s. 9.

[8]- Bazı lafız farklılıklarıyla: Sahîh-i Buhârî, c. 4, s. 31; Sahîh-i Müslim, c. 2, s. 16; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned c. 1, s. 355; Târîh-i Taberî, c. 3, s. 193; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, c. 2, s. 320.

[9]- Sahîh-i Buhârî, c. 1, s. 37. Daha fazla kaynak için bkz: el-Murâcaât, Tetimme.

[10]- Tezkiretü’l-Huffâz, c. 1, s. 5.

[11]- İsrâ, 78.

[12]- Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c. 5, s. 410; Tefsîrü’t-Taberî, c. 1, s. 27; Kenzü’l-Ummâl, c. 2, s. 346; Bihârü’l-Envâr, c. 92, s. 106. Daha geniş bilgi için bkz: el-Kur’ânü’l-Kerîm ve Rivâyâtü’l-Medreseteyn, c. 1, s. 157.

[13]- Hucurat, 2.

[14]- Sahîh-i Buhârî, Tab‘u’l-Begâ, c. 4, h. 4109 ve c. 6, h. 6872 - Hucurât Sûresi, 2. âyetin nüzûl sebebi hakkında.

Tarih: 08-09-2025

FACEBOOK YORUM
Yorum