içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Sokaklarda Bulunmak, Halkın Cihadının Bir Aşamasıdır

“Cihat”, İslâm’ın en değerli kavramlarından biri olarak, “dinin ve İslâm ümmetinin izzetinin korunması uğruna can ve mal ile Allah yolunda çaba göstermek ve mücadele etmek” anlamına gelir. Bu mukaddes mücadele, İslâm’ın yüce kelimesini yüceltmek ve ilahî şiarları ikame etmek amacıyla müşriklere, zalimlere ve tahakküm peşinde olan güçlere karşı yürütülür.

Sokaklarda Bulunmak, Halkın Cihadının Bir Aşamasıdır

Bismillahirrahmanirrahîm

 

Kur’ân-ı Kerîm’in öğretileri ve Masumların (a.s) rivayetleri doğrultusunda cihat, insanın amelleri arasında çok yüce bir konuma sahiptir ve onun için pek çok mükâfat vaat edilmiştir. Aynı şekilde mazlumların ve mustazafların desteklenmesi, zulüm ve saldırganlığa karşı koyulması, şirk ve putperestlikle mücadele edilmesi, dinin devamlılığı ve istikrarının korunması, Allah yolundaki cihadın en önemli sonuçları ve hedefleri arasında yer almaktadır.

 

Cihadın Türleri

“Cihat”, ibtidâî (başlatıcı) ve müdafaî (savunma amaçlı) olmak üzere iki kısma ayrılır:

İbtidâî Cihat:

“İbtidâî cihat”, müşrikler ve kâfirlerle, onları tevhid inancına ve İslâm’ı kabul etmeye davet etmek amacıyla yapılan savaş anlamına gelir. Bu cihat türünde savaşı başlatan taraf Müslümanlardır. Müslüman fakihlerin görüşüne göre, “hastalık veya ileri yaş” gibi mazeretleri bulunmayan her mükellef, hür ve savaşmaya gücü yeten erkek için bu görev kifâî bir vaciptir. Fakihlerin kanaatine göre ibtidâî cihat, yalnızca Masum İmam’ın (a.s) hazır bulunduğu dönemde ve onun veya özel naibinin izniyle meşru kabul edilir. Bununla birlikte bazı İslâm düşünürleri, gaybet döneminde de onun meşruiyetini kabul etmişlerdir.

Müdafaî (Savunma Amaçlı) Cihat:

“Müdafaî cihat”, İslâm’a ve İslâm topraklarına saldıran, bu topraklar üzerinde hâkimiyet kurmayı amaçlayan, Müslümanların namusuna ve mallarına kasteden veya bir grup Müslümanı öldürmeyi hedefleyen düşmana karşı savunma amacıyla yapılan mücadeledir. [1]

Fakihlerin görüşüne göre müdafaî cihadın yerine getirilmesi, İmam’ın veya onun özel naibinin huzuruna ya da iznine bağlı değildir. Hendek (Ahzâb), Uhud, Mûte, Tebük ve Huneyn savaşları, Hz. Peygamber’in (s.a.a) dönemindeki müdafaî cihadın tarihî örnekleri arasında sayılmaktadır. [2]

Fakihlerin fetvasına göre müdafaî cihat, savaşma gücüne sahip olan erkek ve kadın, yaşlı ve genç, köle ve hür, herkes için kifâî vaciptir. [3]

Ayetullah Hameneî’nin (r.a) Perspektifinde “Cihat” Kavramının Anlam Alanının Genişlemesi

Ayetullah Seyyid Ali Hameneî’ye (r.a) göre cihat, yalnızca savaş meydanıyla sınırlı değildir; “siyaset, kültür, düşünce, ekonomi ve tebliğ” gibi geniş alanları da kapsamaktadır. Onun nazarına göre düşmandan kaynaklanan bir saldırıya karşı gerçekleştirilen her türlü çaba ve mücadele cihat kapsamına girer. Örneğin, İran’daki üreticiler ve ekonomik aktörler topluluğunda, üretim meselesinin ve bu alandaki gayretin, düşmanların İran’ı zayıflatma çabası içinde olmaları sebebiyle, cihadın bir örneği olduğu söylenmiştir. [4]

 

Cihat Ayetleri

Kur’ân-ı Kerîm’de “cihat” hakkında çok sayıda ayet yer almakta; bu ayetlerde cihadın gerekliliği belirtilmekte ve cihat edenler için çeşitli mükâfatlar ile sonuçlar zikredilmektedir. Bakara Suresinde şöyle buyrulmaktadır:

“Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihat edenler var ya, işte onlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.” [5]

Muhammed Suresinde ise, şöyle buyurulmaktadır:

“Eğer siz Allah’a (O’nun dinine) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlamlaştırır.”
[6]

Bu ayetler, müminleri açık ve net bir üslupla İslâm’ın ve hakkın düşmanlarına karşı cihat etmeye teşvik etmektedir. Bazıları, cihadın ve dine yardım etmenin yalnızca savaş meydanına özgü olduğunu düşünmektedir. Hâlbuki müfessirlerin bakış açısına göre cihat sadece savaş alanında gerçekleşen bir faaliyet değildir.

“Allah’a yardım etmek” şeklindeki ifade, açıkça “O’nun dinine, peygamberine, şeriatine ve öğretilerine yardım etmek” anlamına gelmektedir. Bu sebeple Kur’ân’ın bazı ayetlerinde Allah’a ve Resûlü’ne yardım etmek birlikte zikredilmiştir. Nitekim Haşr Suresinde şöyle buyrulur:

“Allah’a ve Resûlü’ne yardım ederler; işte onlar doğru sözlü olanların ta kendileridir.” [7]

Allah-u Teâlâ’nın kudreti sonsuz ve yaratılmışların kudreti ise, O’nun karşısında son derece sınırlı olmasına rağmen, ancak yine de bunu “Allah’a yardım etmek” şeklinde ifade etmektedir. Böylece cihadın ve hak dinini savunmanın önemini daha açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Allah-u Teâlâ, yardım etmenin bütün yolları arasında özellikle “sebat ve kararlılık göstermeyi” vurgulamaktadır. Çünkü düşman karşısında dirençli ve metin durmak, zaferin en önemli sırrıdır. Savaşları kazananlar da, daha fazla sebat ve dayanıklılık sergileyen kimselerdir.

Allâme Tabâtabâî bu ayetin tefsirinde şöyle demektedir: “Bu ayette, müminleri cihada teşvik etmek ve onları harekete geçirmek amacıyla ilahî yardım vaad edilmektedir. Şöyle buyurulmaktadır: Eğer Allah yolunda cihat ederek, O’nun dinini desteklemek ve hak sözünü yüceltmek amacıyla Allah’a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder; düşmana karşı üstün gelmenizi sağlayacak sebepleri hazırlar, size cesaret verir ve kalplerinizi güçlendirir. Böylece düşman karşısında sebat gösterir ve onlara galip gelirsiniz. Bu yardım vaadi kesin ve kaçınılmazdır. Bu nedenle müminin, Allah’ın dinine yardım uğrunda canını feda etmeye hazır olması gerekir.

 

Allah Nasıl Yardım Eder?

“Allah’a yardım etmek”ten maksat, yalnızca Allah yolunda, O’nun dinini desteklemek ve hak kelimesini yüceltmek amacıyla cihat etmektir; yeryüzünde hâkimiyet kurmak, ganimet elde etmek veya cesaret ve kahramanlığını sergilemek için savaşmak değildir.

“Allah’ın yardım etmesi” ise, “düşmana karşı zafer kazanmanın sebeplerini hazırlaması” anlamına gelir. Örneğin Allah, kâfirlerin kalplerine sizden korku salar; olayları onların aleyhine, sizin lehinize yönlendirir; kalplerinizi sağlamlaştırır ve size cesaret verir.

Diğer taraftan, kalplerinize iman nurunu, ruhlarınıza takvayı, iradenize güç ve düşüncelerinize huzur bahşeder. Bunun yanı sıra melekleri yardımınıza gönderir, olayların akışını sizin yararınıza değiştirir ve insanların kalplerini size meylettirir. Evet, Allah’ın yardımı insanın bedenini ve ruhunu, iç dünyasını ve dış çevresini kuşatır.

İnsan sınırlı bir varlıktır; bu sebeple Allah yolunda sunduğu yardım ve destek de sınırlıdır. Buna karşılık Allah-u Teâlâ sonsuzdur ve O’nun yardımı sınırsız kudretinden kaynaklanmaktadır. Müslümanların öldürülmesine sebep olan savaşçı kâfirlerle mücadele etmek, Allah’ın dinine yardım etmenin örneklerinden biridir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmaktadır:

“Boyunları vurun…”

“Eğer Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder…”

İlahî mükâfat ve ceza, insanın amelleriyle uyum içindedir. Nitekim Kur’ân’da: “Eğer Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder” buyrulmuştur. Buna göre, her kim düşüncesiyle, diliyle ve ameliyle İslâm dinine yardım ederse, Allah da onu destekler ve korur. “Eğer Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder.” [8] (Tefsîr-i Nûr, ilgili ayetin tefsiri).

 

Sonuç

“Cihat”, İslâm’da derin ve çok boyutlu bir kavram olup yalnızca fizikî savaş meydanıyla sınırlı değildir. Bilakis, Allah’ın dinini yüceltmek ve İslâm ümmetinin izzetini korumak amacıyla hayatın bütün alanlarında gösterilen çaba ve mücadeleyi kapsamaktadır. Bu kavramın çeşitli mertebeleri vardır; savaş meydanında ihlâsla mücadele etmekten, vatanı ve namusu savunmaya; kültür, siyaset, ekonomi ve düşünce alanlarında mücadele vermeye kadar uzanan geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Allah’ın dinine yardım etmek, mazlumları desteklemek, zulüm ve saldırganlığa karşı koymak amacıyla atılan her adım, Allah yolunda cihadın bir örneğini teşkil etmektedir.

İran halkının, özellikle Amerika ve İsrail’in tehditleri ve girişimleri karşısında gece saatlerinde meydanlarda ve şehirlerde sergilediği toplumsal varlık, bu kapsamlı cihat anlayışının bir tezahürü olarak değerlendirilmektedir. Bu katılım, onların dinî değerlere ve İslâm Devrimi’nin kazanımlarına sahip çıkma konusundaki kararlılıklarını, bilinçlerini ve hazırlıklarını göstermektedir.

Dolayısıyla canlarıyla, mallarıyla ve çeşitli alanlardaki gayretleriyle Allah’ın dinine destek veren onurlu İran halkı, “Allah yolunda cihat edenler” (mücâhidîn fî sebîlillâh) kavramının belirgin bir örneğini oluşturmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de vaat edilen ilahî yardım da onları kapsamaktadır. Allah-u Teâlâ, kendisine yardım edenlere yardım eder ve onların hak yolundaki adımlarını sağlamlaştırır.

Bu çerçevede, cesur İran halkının ülkenin şehirlerindeki meydanlarda sergilediği varlık ve duruş, cihadın mertebelerinden biri olarak görülmekte; halk, savunma cihadı kapsamında kendine düşen rolü yerine getirmektedir.

 

-----------

[1]- Şehîd-i Sânî, Mesâlikü’l-Efhâm, c. 3, s. 8, 1413 h.

[2]- Tefsîr-i Numûne, c. 2, s. 28.

[3]- Şehîd-i Sânî, Mesâlikü’l-Efhâm, c. 3, s. 8.

[4]- Ayetullah Hameneî’nin (r.a) üreticiler ve ekonomik aktörlerle görüşmesindeki konuşması, khamenei.ir

[5]- Bakara, 2/218.

[6]- Muhammed, 47/7.

[7]- Haşr, 59/8.

[8]- Tefsîr-i Nûr, ilgili ayetin tefsiri.

Tarih: 13-06-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum