içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Sonsuzluk İçinde Sonsuz Rahmet

Bismillahirrahmanirrahîm

Sonsuzluk İçinde Sonsuz Rahmet

Sahîfetü’s-Seccâdiyye, Beşinci Dua, 3. bölüm

İmam Zeynelâbidîn (a.s):

وَ يَا مَنْ لَا تَفْنَى خَزَائِنُ رَحْمَتِهِ، صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَ آلِهِ وَ اجْعَلْ لَنَا نَصِيباً فِي رَحْمَتِكَ

“Ey rahmet hazineleri tükenmeyen! Muhammed’e ve Ehl-i Beyti’ne salât eyle ve rahmetinden bize de bir pay nasip et!”

 

Tefsir

Sonsuzluk içinde sonsuz rahmet

Yüce Allah’ın (celâl ve azameti yüce olsun) rahmeti gibi son derece önemli ve büyük bir mesele, hakikatlerin belgesi ve gerçeklerin kaynağı olan Kur’ân-ı Kerîm’de üç yüzü aşkın âyette ele alınmaktadır.

 

“Rahmâniyet” rahmeti, varlık âlemindeki bütün mevcudatı kapsar. “Rahîmiyet” rahmeti ise, iman, salih amel ve güzel ahlâkla donanmış; hayatlarının bütün alanlarında takvâ ve günahtan sakınma üzere yaşayan mükelleflere mahsustur.

 

Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’ın Rahmeti

Yüce Allah’ın rahmeti tükenmez ve mülk ile melekût âlemlerinin tamamını kuşatır.

Allah’ın Geniş Rahmeti:

“De ki: ‘Rabbiniz geniş bir rahmet sahibidir.’” [1]

“Rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Onu, yakında takvâ sahibi olan, zekât veren ve âyetlerimize iman eden kimseler için takdir edeceğim.” [2]

 

İlâhî Rahmet ve İlâhî Gazap ile Azaptan Kurtuluş

İlâhî rahmet, rahmete lâyık olan insanı gazap ve azaptan kurtarır; isyankârlara, fitne çıkaranlara ve zalimlere yönelen ilâhî öfke ve gazabın pençesinden onu kurtuluşa erdirir.

“(Nuh’un oğlu) ‘Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım.’ dedi. Nuh, ‘Bugün Allah’ın azabından, O’nun merhamet ettikleri dışında hiç kimse koruyamaz.’ dedi.” [3]

 

İlâhî Rahmet ve Nefs-i Emmâre Karşısında Korunma

İlâhî rahmet, nefs-i emmârenin tehlikeli saldırıları ve bireysel, ailevi ve toplumsal bütün kötülükler karşısında insana yardım eder; kurtuluş kapısını onun yüzüne açar ve onu, o yırtıcı kurdun yol açtığı zarar, ziyan ve kayıplardan korur:

“Çünkü nefis, Rabbimin merhamet ettiği kimse dışında, daima kötülüğü emreder.” [4]

 

İlâhî Rahmet, Kıyamet Gününde İmdada Yetişir

Yüce Allah’ın rahmeti, mahşerin şaşırtıcı ve olağanüstü ortamında gönül ehlinin, kendinden geçmiş âşıkların, imanlarında sebat gösteren müminlerin, hakikat yolunun uyanık yolcularının, basiret sahibi bilinçli kimselerin ve güzel ahlâk ile salih amel sahiplerinin imdadına yetişir:

“O gün hiçbir dost, dostuna bir fayda sağlayamaz ve onlara yardım da edilmez. Ancak Allah’ın merhamet ettiği kimse bunun dışındadır. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [5]

 

İlâhî Rahmet, İnsanın Kötülüklere Sürüklenmesini Önler

İnsanın kötülüklere düşmesini önleyen, Yüce Allah’ın rahmetidir. O’nun lütfu ve inayeti olmasaydı, insandan zerre kadar bir iyilik bile meydana gelmezdi:

“Onları kötülüklerin cezalarından koru. O gün kimi kötülüklerin cezalarından korursan, şüphesiz ona merhamet etmiş olursun. İşte büyük kurtuluş budur.” [6]

 

Hâfız-ı Şîrâzî şöyle der:

Neden kendi diyarıma gitmeye azmetmeyeyim?

Neden sevgilinin sokağının toprağı olmayayım?

Gurbetin hüznüne ve yabancılığına katlanamıyorsam,

Kendi şehrime dönüp kendi hükümdarım olmayayım?

Kavuşma sarayının sırdaşlarından olayım,

Allah’ın kullarından biri olarak O’na kulluk edeyim.

Belki ezelî lütuf, Hâfız’a yol gösterir;

Yoksa sonsuza dek kendi hâlimden mahcup kalırım.

 

İlâhî Rahmet, Hüsrandan Kurtulmak İçindir

“Hüsran”, Kur’ân-ı Kerîm’de defalarca dile getirilen bir meseledir. Günaha düşmenin ve tövbe etmemenin sonucu olan “hüsran”, insanın yakasına yapıştığında ondan kurtulmak zorlaşır. İnsan bu hâlde, günahlara bulaşmış olarak öteki dünyaya göçerse, sonsuza dek elem verici bir azaba maruz kalır.

Hüsrandan kurtulmanın tek yolu, Sevgili’nin “rahîmiyet” rahmetine bağlanmaktır. Bu bağ ise, tövbe, iman, salih amel ve güzel ahlâk aracılığıyla kurulur:

“İkisi, ‘Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz’ dediler.” [7]

 

Bu âyet-i şerife; iman, tövbe, salih amel ve güzel ahlâk hakkında bilgi vermektedir.

“Rabbena” (Rabbimiz): İmanı ifade eder.

“Zelemna enfusena” (Kendimize zulmettik): Tövbe etmeyi, hak karşısında tevazu ve boyun eğmeyi, salih ameli ve güzel ahlâkı ifade eder. Bu dört hakikatin her biri, “rahîmiyet” rahmetinin insana yönelmesini sağlayan birer etkendir.

 

Hâfız-ı Şîrâzî’nin Şiiri:

Aşk pınarından abdest aldığım o anda,

Var olan her şeyin üzerine bir çırpıda dört tekbir getirdim.

 

İlâhî Rahmet, Farzların Yerine Getirilmesindedir

Sevgili’nin “rahîmiyet” rahmeti; iyiliği emretme, kötülükten sakındırma, namazı kılma, zekâtı verme ve hayatın bütün alanlarında Allah’a ve Peygamber’e itaat etme görevlerini yerine getiren kimseleri kapsar:

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostları ve yardımcılarıdır. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar; namazı kılar, zekâtı verir, Allah’a ve Resulü’ne itaat ederler. İşte Allah, onlara merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” [8]

 

Kur’ân’a Uymakla İlâhî Rahmete Kavuşmak

Kur’ân-ı Kerîm’in âyetlerine uymak, inanç, amel ve ahlâk bakımından bu kitabın hakikatleriyle donanmak ve takvâ gücüyle, günah ve isyandan sakınarak bu hakikatleri korumak, Yüce Allah’ın rahmetine kavuşmanın nedenidir:

“Bu, indirdiğimiz bereketli bir kitaptır. Öyleyse ona uyun ve ona aykırı davranmaktan sakının ki merhamete nail olasınız.” [9]

 

Kur’ân’ı Dinlemekle İlâhî Rahmete Kavuşmak

Kur’ân’ı gönül kulağıyla dinlemek ve gereksiz yere konuşmaktan dili alıkoymak; başka bir ifadeyle, Allah’ın koyduğu hükümlere karşı yeni hükümler ortaya koymamak, ilâhî rahmete vesile olur:

“Kur’ân okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki merhamete nail olasınız.” [10]

 

İlâhî Rahmet ve Din Kardeşleri Arasında Barışı Sağlamak

Din kardeşleri arasında barışı sağlamak, insanlar arasındaki anlaşmazlıkları çözmek ve takvâyı gözetmek, insanın Yüce Allah’ın rahmetine kavuşmasının nedenlerindendir:

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasındaki bütün çekişme ve anlaşmazlıklarda barışı sağlayın ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki merhamete nail olasınız.” [11]

 

Sabırda İlâhî Rahmet

Allah’ın imtihanlarından ve dünya hayatının sıkıntılarından başarıyla çıkan, dinini, imanını ve ahlâkını korumak için olaylar karşısında sabreden kimseler, Sevgili’nin rahmetine kavuşacaklardır:

“Şüphesiz sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele! Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, ‘Biz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz’ derler. İşte Rablerinden bağışlanma ve rahmet olanlar bunlardır. Doğru yolu bulanlar da işte onlardır.” [12]

 

Güzel Ahlâkta İlâhî Rahmet

İnsanlara karşı yumuşak huylu olmak, hemcinsleriyle güzel geçinmek, güzel ahlâkı ve övülmeye değer sıfatları benimsemek, insanın Yüce Allah’ın rahmetine bağlı olduğunun göstergesidir:

“(Ey Peygamber!) Allah’ın rahmeti sayesinde onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi. Öyleyse onları affet, onlar için bağışlanma dile ve iş hakkında onlarla istişare et. Karar verdiğinde ise, Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” [13]

 

İlâhî Rahmet Hakkında Konunun Özeti

Kur’ân-ı Kerîm’de ilâhî rahmetle ilgili bütün hususları zikretmek isteseydim, söz uzayıp giderdi. Bu nedenle, örnek olarak aktarılan âyetlerin yeterli olduğunu düşünüyorum. Bu âyetler şu hususları ortaya koymaktadır:

a) Sevgili, rahmeti kendi üzerine gerekli kılmıştır.

b) O’nun rahmeti geniş bir rahmettir; başka bir ifadeyle, sonsuzluk içinde sonsuzdur.

c) Bu rahmet, gerekli şartları taşıyan ve lâyık olan kimseleri kapsar.

Kur’ân-ı Kerîm’de “rahîmiyet” rahmeti meselesiyle ilgili âyetler, bu üç hakikati ortaya koymanın ötesinde başka bir amaç taşımamaktadır.

 

Azizlerim! Dost olan Allah’ın rahmetine kavuşabilmek için gerekli şartları taşımaya gayret edin. Çünkü Yüce Allah’ın engin rahmet denizine bağlanan kimse, dünya ve ahiret saadetini eksiksiz bir şekilde güvence altına almış olur.

 

Yüksek mertebeli o arif ve muhabbet bahçesinin coşkun bülbülü Feyz-i Kâşânî şöyle buyurur:

Keşke bu göğsün bir kapısı olsaydı da

Sevgili, derdimden bir haber alabilseydi.

Ayrılık hüznüyle bir ömür daha ne zamana dek geçecek?

Keşke seherle taçlanan mübarek bir gece olsaydı.

Değerli ömrümüz muhabbet uğruna tükendi;

Keşke sonunda bir meyvesi olsaydı.

Bir tek ah ile yakardığımızda yeri ve zamanı yakardık,

Keşke gönlümüzün dumanında bir kıvılcım olsaydı.

Geceler boyunca ellerimi yakarışla kaldırdım;

Keşke dualarım bir tesir bıraksaydı.

 

Rivayetlerde Allah’ın Rahmeti

İblis’in Allah’ın Rahmetine Olan Tamahı

İmam Cafer-i Sâdık (a.s) bu konuda şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah, kıyamet günü rahmetini öylesine yayacaktır ki İblis bile O’nun rahmetine tamah edecektir.” [14]

 

Kötülüklerin İyiliklere Dönüştürülmesi

İmam Rızâ (a.s), babalarından, onların da Allah Resulü’nden (s.a.a) rivayet ettiklerine göre şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet günü, Sevgili olan Allah, mümin kuluna tecelli eder ve onu günahlarının her biri hakkında bilgilendirir. Ardından, mukarreb bir meleğin ve gönderilmiş bir peygamberin bile haberdar olmayacağı şekilde, lütuf ve mağfiretiyle kuluna ihsanda bulunur ve günahlarını bağışlar. Kulunun herhangi bir kimsenin öğrenmesini istemediği kusurlarını örter. Sonra onun bütün kötülüklerine şöyle buyurur:

İyiliklere dönüşün!” [15]

 

Rabbine Karşı Hüsnüzan Beslemek

İbn Ruâb şöyle anlatır: İmam Cafer-i Sâdık’tan (a.s) şunu işittim:

“Kıyamet günü, dünyada kendisine zulmetmiş bir kul mahşer saflarına getirilir. Ona şöyle hitap edilir: ‘Ben sana itaat etmeni emretmedim mi ve bana isyan etmeni yasaklamadım mı?’

Kul şöyle cevap verir: ‘Evet, ancak ben arzularımın esiri oldum. Eğer beni azaba uğratırsan, bunu günahım sebebiyle yapmış olursun ve bana hiçbir haksızlık etmiş olmazsın.”

Bunun üzerine onun ateşe götürülmesi emredilir. Kul feryat ederek şöyle der: ‘Ben Senin hakkında böyle bir kanaate sahip değildim.’

Kendisine şöyle hitap edilir:

‘Benim hakkımda kanaatin neydi?’

Kul, ‘Senin hakkındaki kanaatim, en güzel kanaatti” diye arz eder. Bunun üzerine onun cennete götürülmesi emredilir.

Ardından kula şöyle hitap edilir:

‘İşte bu saatte, Bana yönelik hüsnüzannın sana fayda sağladı.’” [16]

 

İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s) “Ancak Tövbe Edenler…” Âyetine Dair Açıklaması

Süleyman b. Hâlid şöyle anlatır: İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s) huzurunda şu âyeti okudum:

“Ancak tövbe eden, iman eden ve salih amel işleyenler müstesna. İşte Allah, onların kötülüklerini iyiliklere dönüştürür.” [17]

İmam (a.s) şöyle buyurdu:

“Bu âyet siz Şiiler hakkındadır. Şöyle ki günahkâr bir mümin kıyamet günü getirilerek Yüce Allah’ın huzurunda durdurulur. O gün onun hesabını görecek olan, merhameti bol Allah’tır. Sevgili Allah, kulunu işlediği günahların her birinden haberdar eder ve ona şöyle buyurur:

‘Dünyada falan vakitte şöyle bir günah işledin.’

Kul, ‘Biliyorum’ diye cevap verir. Bu durum, kul bütün günahlarından haberdar edilinceye ve her birini tek tek itiraf edinceye kadar devam eder.

Ardından şöyle hitap edilir:

‘Ben dünyada bütün bu günahlarını örttüm; bugün de seni bağışlıyorum. Kulumun kötülüklerini iyiliklere dönüştürün!’

Sonra kulun amel defteri, mahşerde bulunanların görebileceği şekilde ortaya konur. Mahşer halkı hayretle şöyle seslenir:

‘Sübhânallah! Bu amel defterinin sahibinin tek bir günahı bile yok mu?’

İşte ey Süleyman b. Hâlid, okuduğun âyetin anlamı budur.” [18]

 

Allah’ın Kullarına Genişlik ve Kolaylık Sağlayan Rahmeti

İmam Bâkır (a.s), Allah Resulü’nden (s.a.a) şöyle rivayet etmiştir:

“Kıyamet günü bir adam getirilir ve kendisine şöyle denir:

‘Bana karşı ileri sürebileceğin delilini ortaya koy!’

Adam şöyle cevap verir: ‘Rabbim! Beni yarattın, bana hidayet verdin ve rızkımı bol kılarak bana genişlik sağladın. Ben de yaşadığım müddetçe Senin kullarına genişlik sağlamaya ve bütün işlerinde onlara kolaylık göstermeye devam ettim. Bunu, bugün rahmetini üzerime yayman ve bu zor geçitte, bu çetin duruşta işlerimi kolaylaştırman için yaptım.’

Bunun üzerine celâli yüce, zikri ulvî olan Yüce Rab tarafından şöyle buyurulur:

‘Kulum doğru söyledi. Onu cennete götürün!’

 

Ebû Ubeyde, İmam Cafer-i Sâdık’tan (a.s) şöyle rivayet eder:

“Yüce Allah, kıyamet günü kuluna lütufta bulunarak onu rahmetine ve inayetine yaklaştırır. Ardından kendisine verdiği bütün nimetleri hatırlatır ve şöyle buyurur:

“Şu gün ve şu gün, şu iş ve şu mesele hakkında dua etmemiş miydin? Ben de duanı kabul etmemiş miydim?

Şu gün ve şu gün benden bir istekte bulunmamış mıydın? Ben de istediğini sana vermemiş miydim?

Şu gün benden yardım istememiş miydin? Ben de o sıkıntı ve acıyı senden gidermemiş miydim?

Benden mal ve servet istememiş miydin? Ben de sana ihsan etmemiş miydim?

Benden bir işçi istememiş miydin? Ben de onu sana lütfetmemiş miydim?

Benden, kabilesi içinde itibarı ve saygınlığı bulunan falanca kızı istememiş miydin? Ben de onunla evlenmeni sağlamamış mıydım?”

Kul şöyle arz eder: ‘İlâhım! Senden istediğim her şeyi bana lütfettin. Ancak bütün isteklerimin arasında, Senin yüce zatından cenneti de istemiştim.’

Bunun üzerine Allah-u Teâlâ şöyle buyurur:

“Bu isteğini de kabul edeceğimden emin ol. İşte cennetim, şimdi senin emrindedir. Razı oldun mu?”

Mümin, sevgili Rabbine şöyle cevap verir: ‘Evet, ey Rabbim! Peki, Sen de benden razı oldun mu?’

Allah-u Teâlâ şöyle buyurur:

‘Ben amellerinden razıyım. Ayrıca senin için en güzel karşılığı da uygun gördüm. Çünkü katımda verilebilecek en güzel mükâfat, seni cennete yerleştirmemdir.’ [20]

 

İllah’ım, Rabbim, Efendim ve Mevlâm! Bizi dünyada ve ahirette rahmet-i Rahîmiyye’nden mahrum ve uzak bırakma. Lütuf ve inayetinden yararlanmamıza imkân sağlayacak şartları hazırla. Zira biz ebediyen Senin rahmetine muhtaç ve muhtacız.

 

----------

[1]- En‘âm sûresi, 6/147.

[2]- A‘râf sûresi, 7/156.

[3]- Hûd sûresi, 11/43.

[4]- Yûsuf sûresi, 12/53.

[5]- Duhân sûresi, 44/41-42.

[6]- Mü’min (Gâfir) sûresi, 40/9.

[7]- A‘râf sûresi, 7/23.

[8]- Tevbe sûresi, 9/71.

[9]- En‘âm sûresi, 6/155.

[10]- A‘râf sûresi, 7/204.

[11]- Hucurât sûresi, 49/10.

[12]- Bakara sûresi, 2/155-157.

[13]- Âl-i İmrân sûresi, 3/159.

[14]- Bihârü’l-Envâr, c. 7, s. 287, 14. bâb, 1. hadis; Şeyh Sadûk, el-Emâlî, s. 205, 2. hadis.

[15]- Bihârü’l-Envâr, c. 7, s. 287, 14. bâb, 2. hadis; Uyûnü Ahbâri’r-Rızâ (a.s), s. 233, 31. bâb, 57. hadis.

[16]- Bihârü’l-Envâr, c. 7, s. 288, 14. bâb, 4. hadis; el-Mehâsin, c. 1, s. 25, 2. bâb, 4. hadis.

[17]- Furkân sûresi, 25/70.

[18]- Bihârü’l-Envâr, c. 7, s. 288, 14. bâb, 4. hadis; el-Mehâsin, c. 1, s. 170, 36. bâb, 136. hadis.

[19]- el-Kâfî, c. 4, s. 40, 8. hadis; Vesâʾilü’ş-Şîa, c. 21, s. 545, 22. bâb, 27822. hadis.

[20]- Bihârü’l-Envâr, c. 7, s. 289, 14. bâb, 8. hadis; Tefsîrü’l-Kummî, c. 2, s. 259, Gâfir sûresinin 60. âyetinin tefsiri.

Tarih: 19-10-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum