içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Zuhurun Eşiğinde Hak Cephesinin İsimsiz Generali

Dinî literatürde “âhir zaman”, fitne, kargaşa ve şaşkınlıkla dolu bir dönem olarak tasvir edilir.

Zuhurun Eşiğinde Hak Cephesinin İsimsiz Generali

Bismillahirrahmanirrahim

 

Dinî literatürde “âhir zaman”, fitne, kargaşa ve şaşkınlıkla dolu bir dönem olarak tasvir edilir; öyle bir zaman ki hak ile bâtılın sınırları birbirine öylesine karışır ki, hakkı bâtıldan ayırt etmek, seçkinler ve ileri gelenler için dahi güçleşir. Böyle bir hengâmede pek çok bayrak yükselir; her biri haklılık iddiasında bulunur ve her biri kendisine tâbi olunmasını ister. Ancak İslâmî rivayetler, bu kadar bayrak arasından yalnızca birini “şaşmaz yol” olarak işaret etmiştir: Yemânî’nin beyaz sancağı.

Peki, Yemânî’yi diğer âhir zaman figürlerinden ayıran husus nedir?

 

Rivayetler, müminleri gaybet dönemindeki çoğu hareket ve kıyam karşısında ihtiyatlı olmaya çağırırken, “Yemânî” hakkında farklı bir hüküm söz konusudur. İmam Muhammed Bâkır (a.s), Yemânî’nin kıyamı gerçekleştiğinde ona katılmanın vacip olduğunu ve düşmanlarına silah satmanın haram kılındığını açıkça ifade eder. Bu kesin ve benzeri görülmemiş hüküm, beyaz sancağın sahibine, başka hiçbir sancaktar için söz konusu olmayan özel bir konum kazandırmaktadır.

Rivayetler daha da ileri giderek, onun emrine muhalefet etmenin ateşe düşüşe sebep olacağını belirtmiştir. Rivayet metinlerindeki bu sert üslup, nadir görülen bir durum olup, bu kıyamın zuhur eşiğindeki denklemlerde hayati bir öneme sahip olduğuna işaret etmektedir.

 

İman ve Hikmet Diyarı, Yemen

Bu kıyamın menşei olarak Yemen’in seçilmesi, tesadüfî bir tercih değildir. Hz. Peygamber (s.a.a), bu beldenin halkı hakkında şöyle buyurmuştur:

“İman Yemânîdir, hikmet de Yemânîdir.” [1]

Bu nebevî tasvir, tarihsel bir zemine dayanmaktadır. Yemenliler, İslâm’ın ilk dönemlerinde dine yönelenlerin öncülerinden olmuş ve Hz. Peygamber’e (s.a.a) yardım etme hususunda öne geçmişlerdir.

Nitekim rivayetler, yine bu topraklardan, sancağı en doğru yolu gösteren sancak olan bir adamın zuhur edeceğini bildirmektedir. Sanki Hz. Peygamber’in (s.a.a) işaret buyurduğu o “iman ve hikmet” âhir zamanda nihai tecellisini bulacaktır.

 

Adı Gizli Bir Adam

Yemânî’nin adı rivayetlerde zikredilmemiştir. Bu kapalılık, açık bir hikmete dayanır: Kıyam anına kadar kimliğinin korunması. Ancak lakabı “Mansûr”dur; yani “yardım olunmuş, ilâhî destek görmüş” demektir. O, Zeyd b. Ali’nin soyundandır; Emevî zulmüne karşı kıyam eden ve davası uğrunda canını feda eden o yüce şehit. [2]

 

Üç Ana Aktörlü Bir Sahne

Zuhur coğrafyasının haritasını birlikte gözden geçirelim. Şiî rivayetler, bu ana dair son derece kesin ve adeta mühendislik ürünü bir tasvir sunmaktadır. Zaman, Receb ayıdır; öyle bir yıl ki, isyan ve taşkınlık her taraftan yükselmektedir. Tam da “Süfyânî”nin -o cinayet odağının-batıda (Şam’da) Yâbis vadisinden saldırıya geçtiği ve “Horasânî”nin doğudan harekete geçtiği gün, “Yemânî” güneyden yıldırım gibi atılır.

İmam Rızâ’nın (a.s) buyurduğuna göre, Süfyânî, Yemânî ve Horasânî’nin çıkışı aynı yıl, aynı ay ve aynı günde gerçekleşecek; sıraları ise, bir tesbihin taneleri gibi art arda olacaktır. [3]

 

Yemânî’nin Misyonu

Yemânî, Hz. Kâim’in (a.f) kıyamı arifesinde hak cephesinin icraî ve operasyonel koludur. O, bizzat hükümranlık kurmak için gelmez; görevi zemin hazırlamaktır. Gayesi, bâtıl cephesinin belini kırmak ve kudret ile güvenliğin kızıl halısını Hz. Veliyyü’l-Asr’ın (a.f) ayakları altına sermektir. Süfyânî, Şam’daki fetihlerin sarhoşluğuyla Irak’a saldırıp Kûfe’yi kana buladığında, Yemânî’nin ordusu Horasânî ile omuz omuza, iki yarış atı gibi Kûfe’ye doğru akın eder. [4]

Şu husus özellikle önemlidir: Yemânî, zuhurun hizmetkârıdır; onun iddiacısı değildir. Şam’daki kargaşa ve Süfyânî’nin taşkınlığı ile eşzamanlı ortaya çıkışı, onun kıyamının fitneye bir tepki olduğunu, fitnenin başlatıcısı olmadığını göstermektedir.

 

Beyaz Sancak Neyi Simgeler?

Yemânî’nin sancağının beyaz oluşu, dikkat çekicidir. Beyaz, barışın rengidir; oysa Yemânî savaşa gelmektedir. Bu zahirî çelişki, muhtemelen onun savaşının mahiyetine işaret etmektedir: Barış için savaş, savaşları sona erdirmek üzere verilen bir mücadele. Sancağının beyaz oluşu, hedefinin safiyetindendir; ne iktidar hırsı ne de makam tutkusu, yalnızca kurtarıcıya yardım.

Yemânî’nin Süfyânî ile mücadelesi, “iman” ile “nifak” arasındaki bir savaştır. Yemânî’nin askerî stratejisi savunmacı değil, saldırgandır; amacı, Irak ve Orta Doğu’da Şiîliğin kökünü kurutmak isteyen odağa karşı hücum etmektir.

 

Peki Neden Yemânî?

Neden zuhur öncesindeki tüm kıyamlar arasında yalnızca onun sancağı, İmam Cafer-i Sâdık (a.s) tarafından “En hidayet edici sancak” (ehdâ’r-râyât) olarak nitelendirilmiştir? [5]

 

Yemânî’yi diğerlerinden ayıran temel husus, onun insanları “kendisine” çağırmamasıdır. Onun kıyamının ilke ve hedeflerinde güç arayışına yer yoktur. Onun pusulasının yönü, hiçbir sapma göstermeksizin doğrudan “Sâhibü’l-Emr”e yönelmiş ve oraya kilitlenmiştir.

Hazret, başka bir rivayette şöyle buyuruyor:

“Yemânî kıyam ettiğinde, halka [ve düşmanlarına] silah satmak haramdır.” Bu, bâtıl cephesinin ve onunla aynı çizgide olmayan her türlü gücün bütünüyle boykot edilmesi anlamına gelir. Savaş ekonomisinin, Yemânî’nin lehine dönüşmesi gerekir.

Hadisin devamında ise, şöyle denilmektedir:

“Ona katılmak her Müslümana vaciptir.”

Bu bir öneri değil, yönetsel ve ilahî bir hükümdür. Nitekim Hazret şöyle buyuruyor:

“Onun sancağından yüz çeviren herkes cehennem ehlindendir.”

Neden?

“Çünkü o, hakka ve dosdoğru yola davet etmektedir.”

 

Vuku Bulmadan Önce Tanıma

Yemânî’ye dair rivayetlerin incelenmesi, öteden beri sakıncalı sonuçlar doğurabilen somut kişi ve olaylara uyarlama çabalarından bağımsız olarak, önemli dersler barındırır.

Birincisi, fitnelerin tozu dumanı içinde her şey karanlık değildir; görmek isteyenler için yol gösterici ışıklar vardır.

İkincisi, hak ile bâtılı ayırt etmenin ölçütleri, fitne ortaya çıkmadan önce öğrenilmelidir; zira fırtınanın ortasında öğrenmeye fırsat yoktur. Yemânî’nin imanı, bizim basiretimize bağlı olarak anlam kazanacaktır. Çok geç olmadan, o sancağı tanımalıyız.

 

--------------

[1]- el-Kâfî, c. 8, s. 70.

[2]- Bihârü’l-Envâr, c. 83, s. 62.

[3]- İ‘lâmü’l-Verâ, s. 429.

[4]- el-Ğaybe, s. 361.

[5]- Nu‘mânî, el-Ğaybe, s. 264.

Tarih: 17-04-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum