-
İbrahim Aras
Tarih: 09-04-2026 14:53:00
Güncelleme: 09-04-2026 14:53:00
Eğer günümüzde insanların dış etkenler karşısında, yenilgi ve ümitsizliğe düşmemelerini, zorluk ve sıkıntılar karşısında kendini yitirmeden yoluna devam etmesini istiyorsak, onu bağımsız kılmalıyız. Bunun içinde öncelikle bağımsız olmayı yani dışarıdan daha az yardım almayı ve dış etkenlerden etkilenerek yenik düşmemeyi, neticede kendi aslını bularak kendi güç, kudret ve becerilerine güvenmeyi ona öğretmeliyiz.
Böyle olduğu takdirde şahıs kendi güç, kudret, sahip olduğu imkânlar ve yeteneklerini doğru bir şekilde tanıyıp (nelerin üstesinden gelebileceğine inandıktan) sonra hayata atılarak daha başarılı olabilir. Biz buna “öz güven” diyoruz. Ama burada çok önemli bir konuyu açıklamadan geçemeyiz. Oda şu ki, Kendisinde nice eksiklikler bulunduran, ilmi, gücü ve pek çok alanda sınırlı ve belli bir kapasiteye sahip olan insanoğlu nasıl olur da sadece kendine güvenmekle dışarıdan gelen baskı ve zorluklara karşı koyabilir? Nasıl olurda hiç etkilenmeden, ümitsizliğe düşmeden tüm sıkıntı ve musibetlerin üstesinden gelebilir? İnsanoğlu kendisinden hiçbir şeye sahip değildir ki. Bununla birlikte pek çok psikolog, insanın ‘özünden’ maksadın ne olduğu, insanın nice eksikliklerle birlikte pek çok yönden sınırlı bir varlık oluşu hakkında herhangi bir açıklama yapmadan, insanlara özellikle de gençlere, sadece kendilerine güvenip bu zor hayat yolunda ilerlemelerini tavsiye ediyorlar. Hâlbuki insan hayattaki zorluk, sıkıntı ve musibetler karşısında tek başına durma ve dayanma gücüne sahip değildir.
Peki, öyleyse kendine öz güvenden maksat nedir? Bu sorunun cevabı için insanın nereden geldiğine, yani yaradılışına kısa bir göz atmalıyız. Kuran’ı Kerim insanın yaradılışı hakkında şöyle buyuruyor:
“Gerçekten biz, insanı kuru bir çamurdan, biçimlendirilmiş kara bir balçıktan yarattık.” [1]
“Hani Rabbin meleklere, ‘Ben, kuru bir çamurdan biçimlendirilmiş kara balçıktan bir beşer yaratacağım.’ dedi.” [2]
“Onu düzeltip ruhumdan ona üflediğimde, derhal onun için secdeye kapanın!” [3]
Yukarıdaki ayetlerden de anlaşıldığı gibi insan iki boyutlu bir varlıktır. Fiziksel olarak topraktan (kara bir balçıktan) yaratılmıştır ki, bu haldeyken hiçbir değere ve özelliğe sahip olmadığı ayetlerden de anlaşılmaktadır. İkinci boyutu ise, onun ruhi boyutudur ki, insanı değerli ve saygın kılan işte bu boyutudur. Bu ruhu saygın ve değerli kılan şey ise, yüce Allah’ın 29. ayeti kerimede “ruhumdan” diyerek onu kendisine nispet vermesidir. Biz yüce Allah’ın cismi ve ruhu olmadığını biliyoruz. O halde Allah’ın bu ruhu kendisine nispet vermesi, onda olan ilahi özellik ve sıfatlardan kaynaklanmaktadır. Öyle ki hatta bu işin yapılmasını bile (ruhumdan üfledim) kendisine nispet veriyor ve ardından (kara bir balçıktan yaratılan) insanın bu ruhla ne kadar yüce bir saygınlık ve değer bulduğunu göstermek içinde hemen ekliyor:
"Onu düzeltip ruhumdan ona üflediğimde, derhal onun için secdeye kapanın!" [4]
Sonuçta bu konu istense daha da açılabilir ama bu yazının sınırını aşmaktadır. Bu yüzden fazla uzatmıyoruz. Şunu anlıyoruz ki, insanoğlu kendisinde çok önemli bir hakikati ve ilahi sırları bulundurmaktadır. Öyle bir hakikat ki, bununla, içinde bulunduğu madde kalıbından çıkıp lahuti âlemle ve yüce yaratıcısıyla irtibata geçerek kendisini bu dünyadaki karanlıklardan (sıkıntı ve çıkmazlardan) aydınlığa çıkarabilir.
"Allah, iman edenlerin velisidir, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır." [5]
Bu kısa açıklamadan sonra, şimdi insanın güvenmesi gereken şeyin, yani öz güvenden maksadın, insanın sahip olduğu bu ilahi hakikat (ruh) olduğunu söyleyebiliriz. Yani insan kendisinde barındırdığı bu ilahi sıfat ve özellikler vasıtasıyla mutlak Kadir, her şeyi gören, bilen ve her şeyi kapsayan yüce yaratıcıyla irtibat kurarak her türlü yenilgi, ümitsizlik, kararsızlık, perişanlık ve diğer pek çok şeyin üstesinden gelebilir. Tabi hiç şüphesiz öz güvenin yüce Allah’ı tanımayla çok yakından irtibatı vardır. Çünkü Allah’ı her ne kadar tanırsa, onun güç, kudret ve benzeri sıfatlarına yakin edecek ve bu vesileyle de kendi üzerinde de bu yüce yaratıcının elini hissedecektir.
Elbette bu konuyu daha geniş olarak açacak olsak, bir insanın hayatında tam olarak başarılı olması için bununla birlikte doğru yöntemlerle hareket etmesi, gerekli çaba ve zahmetlere de katlanması gerektiği ortaya çıkacaktır. Maalesef insanın Yüce yaratıcıyla nasıl irtibata girebileceğini, irtibat kurduktan sonra, irtibatını nasıl devamlı koruyabileceğini ve… pek çok konuyu daha, yeri olmadığı için açıklayamadan bu konuya burada son veriyoruz. Şimdi de evlatlarımıza nasıl öz güvenlerini kazandırabileceğimiz konusunda birkaç noktaya burada değinmek istiyorum.
Çocuklar eğer gerekli şekilde öz güvenlerini elde edecek olurlarsa, bu, onlarda yetişkinlik ve gençlik dönemlerinde mucize yaratacaktır. İşte birkaç basit ama önemli nokta:
1- Çocuklarınızla evde mutlaka oyunlar oynayın ve oynadığınız oyunlarda her zaman onların kazanmasına izin vermeyin. Bırakın yenilginin de acısını tatsınlar.
2- Okulda sergilediği iyi davranış ve işlerini takdir edin. Size okulunda yapmış olduğu resimlerini, yazmış olduğu yazıları, imtihan kâğıtlarını ve benzeri şeylerini gösterdiğinde veya onlar hakkında sizinle konuştuğunda onu dikkate alarak önemseyin. Ondan yapmış olduğu işin (resim, el işi, sınav kâğıdı ve…) ayrıntıları hakkında sorular sorun. Asla, "Defol git başımdan’; ‘Şimdi işim var daha sonra’; ‘Sen git işine bak ben daha sonra bakarım’ gibi sözlerle veya alaycı bakışlarla çocuklarınızı, başınızdan ederek yapmış olduğu işe pişman etmeyin.
3- Çocuklarınızla onların kendi anlayacakları bir dille arada bir dertleşin. Onlarla korkularınız, başarısızlıklarınız, arzu ve istekleriniz hakkında konuşun. Böylelikle onlara kendi duygularını gizleteceklerine, içlerine atacaklarına ve içlerinde bastıracaklarına sizinle paylaşmasına yardımcı olacaksınızdır.
4- Sizinle herhangi bir konu hakkında konuştuklarında, onları dikkate alın ve onlara sorular sorun. Böylelikle onların anlatma, açıklama ve beyan etme kabiliyetlerine yardımcı olmuş olacaksınız. Bu arada çocuğunuza, onun düşünce ve fikirlerinin sizin için gerçekten de önemli ve calip olduğuna inandırın. Bununla evlatlarınızla aranızda olan irtibat ve diyaloğu koruyacak, ona şahsiyet vereceksiniz. Bu da çocuğunuzun ergenlik ve gençlik döneminde sizden kopmamasına sebep olacaktır. Bu konunun önemini ve olmadığı takdirdeki zararlarını ülkemizde, ailesiyle arasında yeterli ilgi, sevgi ve irtibatı olmadığı için ilk fırsatta fesadın içine düşen yüzlerce genç kız ve erkeklerde görebilirsiniz.
5- Büyük küçük her türlü ilerlemelerinde evlatlarınızı takdir edin ve onları himaye edin. Yaptıkları işler sizin için küçük olsa bile. Herhangi bir işi yapamadıklarını veya yaparken zorlandıklarını gördüğünüzde asla onların işini kendiniz yapmaya kalkışmayın. Çünkü bununla onlara, ‘bak sen bu işi beceremediğin için ben yapmak zorunda kalıyorum’ mesajını vermiş olacaksınız. Bunun yerine böyle durumlarda evlatlarınıza, ‘bunu senin yapacağına inanıyorum’, ‘haydi bir daha dene’ veya ‘sen bunu yapmak için başka bir yol kesin bulursun’ diyerek ona moral verin. Bu konularda gerçekten de çok sabırlı olmanız ve çabuk sinirlenmemeniz gerekiyor.
6- Çocuğunuzu sürekli olarak hediyelerle ödüllendirmeyin. Arada bir sözlü olarak da onu takdir etmeyi unutmayın. Aksi takdirde, her yaptığı iş için ona hediye alınması gerektiği hissine kapılabilir.
7- Onları kendi yaşıtlarıyla iş birliği yapmaya, oynamaya ve gidip-gelmeye sevk edin. Toplumda kendisini bulması için gereklidir.
8- Çocuklarınızın terbiyesinde, onlara başarısızlıklardan, yenilgilerden, sebeplerinden ve bunu halletmenin yollarından da bahsedin. Herhangi bir başarısızlık ve yenilgi esnasında onları teselli edin.
9- Çocuklarınızı hiçbir zaman kız veya erkek kardeşleriyle veya arkadaşlarıyla mukayese etmeyin.
10- Ailece sağlıklı ilişkiler kurabileceğiniz insanlarla gidip-gelin. Unutmayın ki, anne ve babalar çocuklar için en büyük örnektirler. Bu yüzden siz de toplumla olan ilişkilerinizde dikkatli davranışlar sergileyin. Çünkü bu çocuğunuzun ileriki toplumsal hayatında çok önemli bir rol oynayacaktır.
Tüm yazdıklarımızın hepsini birden uygulamak çok zor olabilir. Hatta bazen insan bunları çok kısa bir süre içerisinde unutabilir de; ama azda olsa çocuğumuzun geleceğine önem veriyorsak ki onlar bizim geride bıraktığımız, bizden sonra bizim canımızdan, kanımızdan olan tek parça, azda olsa bunlara önem veririz. Gerekiyorsa bir kâğıda bile yazıp gözümüzün önünde bulundursak yeridir.
Rabbim hepimize başarı versin, vesselam.
------------
[1]- Hicr, 26.
[2]- Hicr, 28.
[3]- Hicr, 29.
[4]- Hicr, 29.
[5]- Bakara, 257.