içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Eşhedu Enne Aliyyen Veliyyullah!

Okuyun Karar Verin!

Soru:

Şiîler/Caferiler neden ezan ve kametlerinde “Eşhedü enne Aliyyen Veliyyullah” cümlesini söylerler?

 

Cevap:

Birçok Şiî/Caferi, ezan sırasında bu ifadeyi dile getirir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Şiîlerin bu şehadeti getirmeyi müstehap (yani yapılması sevap olan, önerilen bir davranış) olarak kabul etme konusunda ittifakı vardır; ancak bunun müstehap olmasının gerekçesi konusunda görüş ayrılığı mevcuttur.

 

Şiî/Caferi âlimlerin “Eşhedü enne Aliyyen Veliyyullah” şehadetinin müstehaplığı hakkındaki görüşleri:

Bu konuda iki görüş bulunmaktadır:

1. Bazı âlimler, bu ifadeyi müstehap bir parça olarak kabul eder; yani namazdaki kunut gibi, ibadetin bir parçası olup yapılması tavsiye edilen bir unsur olarak görürler.

2. Diğer bazı âlimler ise, bu ifadeyi müstehap kabul ederler ama ezanın bir parçası olarak değil; yani bu ifade ezanın içinde yer almaz fakat söylenmesi tavsiye edilen bir zikirdir. Bu durum, Hz. Peygamber’in (s.a.a.) ismi anıldığında salâvat getirilmesinin tavsiye edilmesine benzetilir. Nitekim bu salâvat, sadece ezan dışında değil, ezan esnasında da Hz. Peygamber’in (s.a.a) ismi geçtiğinde getirilmesi müstehaptır ve bu konuda kimse bir sakınca ileri sürmemiştir. Üçüncü şehadet (Ali’nin -a.s- velayeti şehadeti) konusunda da durum aynıdır. Şiî rivayetlerinde şöyle geçer: Kişi Allah’ın birliğine ve Hz. Muhammed’in (s.a.a) peygamberliğine şehadet ettiğinde, hemen ardından Emirü’l-Müminin Ali’nin (a.s) velayetine de şehadet etmesi tavsiye edilir.

 

Cevahirü’l-Kelâm kitabının yazarı şöyle der:

الا انه لا بأس بذكر ذلك لا علي سبيل الجزئية عملاً بالخبر المزبور ولا يقدح مثله في الموالاة و الترتيب، بل هي كالصلاة علي محمد عند سماع اسمه... بل لو لا تسالم الأصحاب لأمكن دعوي الجزئية بناء علي صلاحيّه العموم لمشروعية الخصوصية. و الامر سهل.

“Ancak üçüncü şehadetin zikredilmesinde, ezanın bir parçası olarak değil, ‘İhticac’ (delil getirme) rivayetlerine amel etme niyetiyle söylenmesinde bir sakınca yoktur. Bu anlamda üçüncü şehadet, ezan ve ikametin sırasına ve düzenine zarar vermez. Aksine, Hz. Peygamber’in (s.a.a) ismi duyulduğunda salâvat getirilmesi gibi değerlendirilir. Hatta eğer fakihlerin ezanın bir parçası olmadığı konusundaki ittifakları olmasaydı, bunun ezanın bir parçası olduğu bile iddia edilebilirdi. Çünkü genel hükümler, ibadetlerde bazı özel uygulamaların meşrulaştırılmasına imkân tanır.” Kaynak: Cevahiru’l-Kelâm, c. 9, s. 87.

Eğer bazı âlimlerin fetvalarında bu ifadenin söylenmesinin haram olduğuna dair ifadeler görülürse, bu ezanın bir parçası olarak söylenmesi niyetiyle yapılmasını haram gördükleri anlamındadır. Ancak bu ifadeyi sadece zikretmek amacıyla, yani ezanın parçası olduğu niyeti taşımadan söylemekte bir sakınca yoktur.

 

"Ali Veliyyullah" Şehadetinin Caizliğine Dair Rivayetler

 

1. Şiî/Cafeni Rivayetler:

İmam Cafer-i Sâdık’tan (a.s) nakledilen bir rivayette şöyle denir:

İmam’a (a.s) şöyle arz ettim: “Muhalifler, Peygamber Efendimizin (s.a.a) miraca çıkarıldığında arş üzerinde şu yazının bulunduğunu gördüğünü rivayet ediyorlar:

‘Lâ ilâhe illallah, Muhammedun Resûlullah, Ebû Bekr es-Sıddîk.’”

İmam Sâdık (a.s) bu söz üzerine şöyle buyurdu:

“Sübhânallah! Her şeyi değiştirmişler; bunu bile mi?”

Ben: “Evet.” dedim.

Bunun üzerine İmam şu açıklamayı yaptı:

“Allah, arşı yarattığında üzerine şu yazıyı nakşetti:

‘Lâ ilâhe illallah, Muhammedun Resûlullah, Aliyyun Emîrü’l-Mü’minîn.’

Aynı yazı su yaratıldığında onun akış noktasına, kürsü yaratıldığında sütunlarına, levh (levh-i mahfuz) yaratıldığında üzerine, Cebrâil yaratıldığında onun üzerine, yerler yaratıldığında onların üzerine yazıldı.

Allah ayı yarattığında da onun üzerine aynı yazı yazıldı. Ayda görülen siyah çizgi işte bu yazıdan kaynaklanmaktadır.

Dolayısıyla, sizden biri ‘Lâ ilâhe illallah, Muhammedun Resûlullah’ dediğinde, ardından ‘Aliyyun Veliyyullah’ demelidir.” Kaynak: el-İhticâc, s. 158.

Bu rivayette dikkat çeken husus, söz konusu şehadetin herhangi bir zaman veya mekâna özgü olmamasıdır. Dolayısıyla ezan gibi ibadet metinlerinde bu ifadeyi zikretmek, bu genel tavsiye kapsamında değerlendirilebilir.

2. Ehli Sünnet Rivayetlerinde Benzer İçerikler:

Benzer bir içerik bazı Sünnî kaynaklarda da yer almaktadır. Bunlardan biri şöyledir:

Ebû Hamra, Resûlullah’tan (s.a.a) şu hadisi rivayet etmektedir:

“Miraç gecesi göğe çıkarıldığımda, arş üzerinde şu yazı yazılıydı:

‘Lâ ilâhe illallah, Muhammedun Resûlullah; O’nu Ali ile destekledim (eyyedtuhu be Aliyyin).’”

 

Bu anlamı teyit eden rivayetler aşağıdaki Sünnî kaynaklarda yer almaktadır:

* ed-Durru’l-Mansûr, Suyûtî, c. 4, s. 153

* el-Hasâisü’l-Kübrâ, Suyûtî, c. 1, s. 7

* eş-Şifâ, Kâdı Iyâz, s. 138

* Menâkıb, İbnü’l-Meğazilî, s. 39

* er-Riyâdü’n-Nadrâ fî Menâkıbi’l-Aşereti’l-Mubeşşere, c. 2, s. 227

* Durrerü’s-Sımtayn, s. 120

 

İkinci Rivayet:

İbn Mesud’dan – Zuhruf Suresi’nin 45. ayeti bağlamında – Hz. Resulullah’tan (s.a.a) şöyle rivayet edilmiştir:

Resulullah (s.a.a) buyurdu:

"Ey Muhammed! Senden önce gönderilen peygamberlere sor: Hangi şartla gönderilmişlerdir?"

Ben de sordum: "Hangi şartla gönderilmişlerdir?"

Cevap verdi: "Senin velayetin ve Ali bin Ebi Talib’in velayeti üzere gönderilmişlerdir."

Kaynak: Ma’rifetu ʿUlûmu’l-Hadîs, Hâkim en-Nîsâbûrî, s. 96

 

Üçüncü Rivayet:

Huzeyfe’den, Resulullah’tan (s.a.a) şöyle rivayet edilmiştir:

Resulullah (s.a.a) buyurdu:

"Eğer insanlar, Ali’nin ne zaman ‘Müminlerin Emiri’ olarak seçildiğini bilselerdi, onun faziletini inkâr etmezlerdi. O, ‘Müminlerin Emiri’ olduğunda, Âdem henüz ruh ile beden arasında idi (yani daha yaratılma aşamasındaydı)."

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

‘Rabbin, Âdemoğullarının zürriyetinden, onların sırtlarından soylarını çıkarıp kendilerini kendilerine şahit tuttu: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dediler: “Evet, (şahidiz)”’

Ve sonra buyurdu: "Ben Rabbinizim; Muhammed peygamberiniz ve Ali de emîrinizdir."

Kaynak: Ferdevsu’l-Ahbâr, Deylemî, cilt 3, s. 399

 

İkinci Rivayet:

Bu rivayet, Seyyid Ni'metullah Cezayirî tarafından, hocası merhum Allame Meclisî’den, merfu sened olarak Resulullah’tan (s.a.a) nakledilmiştir:

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:

"Ben Allah’tan, her nerede ismim anılıyorsa senin isminin de anılmasını istedim. O da bu isteğimi kabul etti."

Bu rivayete göre, her nerede Resulullah’ın (s.a.a) ismi geçerse (ezan da dâhil olmak üzere), Müminlerin Emiri’nin (yani Hz. Ali’nin) ismi de anılacaktır.

 

Bu rivayeti destekleyen Sünni kaynaklardaki delil:

Sünni kaynaklarda, Resulullah’ın (s.a.a) Ali’ye (a.s) şöyle dediği nakledilir:

Resulullah buyurdu:

"Namazımda Rabbimden ne istediysem, O bana verdi; kendim için ne istediysem, onu senin için de istedim."

 

Kaynaklar:

* Mecmaʿu’z-Zevâid, c. 9, s. 110

* Kenzu’l-Ummâl, c. 13, s. 113

* Riyâzu’n-Nazra, c. 2, s. 213

Bu konuda daha fazla rivayet olduğu da mümkündür:

Merhum Allame Meclisî şöyle der:

"Ben derim ki: Velayete şehadet getirmenin, ezanın müstehap (sevap kazandıran, fakat farz olmayan) parçalarından olması uzak bir ihtimal değildir. Zira Şeyh Tûsî, Allame Hilli, Şehîd (Şehid-i Evvel) ve başkaları bu konuda rivayetlerin bulunduğuna şehadet etmişlerdir."

Kaynak: Biharü’l-Envar, c.84, s. 111

Sonuç:

Bu nedenle "üçüncü şehadet" (yani “Ali veliyyullah” ifadesi), bizim birçok âlimimiz nazarında, Resulullah’ın (s.a.a) risaletine getirilen şehadetin bir tamamlayıcısıdır ve müstehaptır; ezanın bir parçası olmasa da, okunmasında sevap vardır.

Buna, Ayetullah el-Uzma Seyyid Ali Sistanî de işaret etmiştir: Kaynak: Minhâcu’s-Sâlihîn, c. 1, s. 191

 

Üçüncü şehadet ne zaman başladı ve sünni rivayetlerden bağımsız özel bir rivayeti var mı?

 

Ebuzer, ezanda velayete şehadet veriyordu:

Bu konuda, Mısırlı Maraği adlı Sünni âlim, kendi kitabı es-Selâfe fi Emril Hilafe adlı eserinde, büyük sahabi Ebuzer Gıfari ve seçkin sahabi Salman-i Fârisî’den iki rivayet nakletmektedir:

Birinci rivayet Ebuzer hakkında:

Bir kişi Resulullah’a (s.a.a) gelerek dedi ki: “Ey Resulullah! Ebuzer, ezanda peygamberliğe şehadetten sonra, Ali’nin velayetini de şehadet ediyor.”

Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: “Evet, öyledir. Acaba Gadir Hum günü söylediğim sözümü unuttunuz mu: ‘Kim benim mevlam ise Ali de onun mevlasıdır’?”

Kaynak: es-Selafe fi Emri’l-Hilafe, s.32

 

İkinci rivayet Salman hakkında:

Bir kişi Resulullah’a (s.a.a) gelerek dedi ki:

“Ey Resulullah, şimdiye kadar duymadığım bir şeyi duydum.” Resulullah (s.a.a) sordu:

“Ne duydun?”

Cevap verdi:

“Salman, ezanında peygamberliğe şehadetten sonra,

Ali’nin velayetini de şehadet ediyor.”

Resulullah (s.a.a) buyurdu:

“Güzel bir şeyi duydun!”

Kaynak: es-Selafe fi Emr il-Hilafe, s. 32

 

Ezan’daki Bid’atler

 

1. “As-salatu hayrun min an-navm” (Namaz uykudan daha hayırlıdır):

* Bu ifade, ikinci halifenin bir bid’atidir ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.a) zamanında ezanda bulunmamaktaydı. İbn Hazm-ı Zahiri, İmam Malik ve Kurtubi de bunu açıkça belirtmişlerdir.

 

* a) İmam Malik der ki:

Müezzin sabah namazı vakti geldiğinde İkinci halifenin yanına geldi, halife uyuyordu. Müezzin “As-salatu hayrun min an-navm” diye seslendi. Bunun üzerine Ömer, bundan sonra sabah ezanında bu cümlenin söylenmesini emretti.

Kaynak: El-Muvatta 1:72

* b) İbn Hazm der ki:

“As-salatu hayrun min an-navm” ifadesini kabul etmiyoruz çünkü Peygamber’den gelmemiştir.

Kaynak: El-Muhalli 3:161

 

2. “Esselamu aleyk eyyuhe’l-emir” (Selam sana ey Emir):

* Hanefiler, İmam Ebu Yusuf’un izinden giderek, ezan bölümleri arasında ve “Hayye alal-salah” (Namaza gelin) demeden önce halife/amir’e hitaben şu cümleyi eklemeyi caiz görürler:

“Esselamu aleyk eyyuhe’l-emir ve rahmetullahi ve berekatuhu” (Selam sana ey Emir, Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun)

* a) Serehsi der ki:

Ebu Yusuf’tan rivayet edilmiştir ki, yalnızca yöneticiye özel olarak “selam” vermekte sakınca yoktur. Müezzin onun kapısına gelip şöyle der:

“Esselamu aleyk eyyuhe’l-emir ve rahmetullahi ve berekatuhu”, ardından iki kez “Hayye alas-salah”, iki kez “Hayye alal-felah” ve sonra “Es-salatu yarhamukallah” (Namaz, Allah’ın rahmetini üzerine getirsin).

Kaynak: El-Mebsut 1:131

 

* b) Halebi der ki:

Ebu Yusuf’tan rivayet edilmiştir ki, müezzinin şu cümleyi söylemesinde sakınca yoktur:

“Esselamu aleyke eyyuhe’l-emir ve rahmetullahi ve berekatuhu, Hayye alas-salah, Hayye alal-felah, Es-salatu yarhamukallah.”

Çünkü yöneticiler, Müslümanların menfaatleriyle meşguldür ve bu nedenle Ömer bin Abdülaziz’in müezzini böyle yapmıştır.

Kaynak: Es-Siretu’l-Halebiyye 3:304

 

Diğer Kaynaklar:

* El-Hidaye fi Şerhi’l-Bidaye 1:42

* El-Cami’u’s-Sagir 1:38

* Tarih Medineti Dimışk, c. 60, s. 40

* Şerh-i Zerkanî 1:215

* Tenviri’l-Havâlik c. 1, s. 71

* Ez-Zahire 2:47

* Mevahibu’l-Calil 1:431

* Et-Tabakatu’l-Kubra 5:334, 359

 

3- Ezan’dan «Hayya ‘ala hayril ‘amal» (En hayırlı işe gelin) İfadesinin Çıkarılması:

a) "Ezvâu'l-Beyân" (Adva'u'l-Beyan) müellifi şöyle diyor:

İbn Ömer ezanında bunu (bu ifadeyi) söylermiş. Aynı şekilde Ali b. Hüseyin de bunun, ilk (değiştirilmemiş) ezan olduğunu söylemiştir. Bilâl de bazen bu şekilde ezan okumuştur.

Kaynak: Ezvâu'l-Beyân" (Adva'u'l-Beyan), c. 8, s. 156

b) Beyhaki, Sunen-i Kebir adlı eserinde şöyle der:

1842. İbni Ömer ezanında üç kere “Allahu Ekber” der, üç kere şehadet getirirdi; bazen “Hayya ‘ala’l-felah”dan sonra “Hayya ‘ala hayril ‘amal” derdi. İbni Ömer ezanında “Hayya ‘ala hayril ‘amal”i sıkça tekrar ederdi.

1843-İbn Ömer seyahatte iken “ezan” demezdi; ezanında “Hayya ‘ala’l-felah” der, bazen onun ardından “Hayya ‘ala hayril ‘amal” derdi.

1844-Ali bin Hüseyin’den (İmam Sâdık) rivayet edilmiştir ki, ezanında “Hayya ‘ala’l-felah”a geldiğinde “Hayya ‘ala hayril ‘amal” derdi ve bunu ilk ezan olarak nitelendirirdi (değişmeden önceki ezan).

Kaynak: Sunenü’l-Beyhaki’l-Kebir, c.1, s. 424

c) İbn Ebi Şeybe der ki:

2239. Ezanlarında “Hayya ‘ala hayril ‘amal” diyenler şunlardır:

2240. ...Ali bin Hüseyin ezan okurdu, “Hayya ‘ala’l-felah”a geldiğinde “Hayya ‘ala hayril ‘amel” derdi ve bunu ilk ezan olarak kabul ederdi.

2241. ...İbni Ömer ezanında “As-salatu hayrun min an-navm” derdi ve bazen “Hayya ‘ala hayril ‘amal” derdi. İbn Ömer ezanında “Hayya ‘ala hayril ‘amal”i sıkça tekrar ederdi.

Kaynak: Musannaf İbn Ebi Şeybe, c.1, s. 195

d) Abdürrezzak es-San’ani der ki:

1797. İbni Ömer seyahatte namaz kıldığı zaman, “Hayya ‘ala’s-salah, Hayya ‘ala’s-salah, Hayya ‘ala hayril ‘amal” şeklinde iki ya da üç kere söylerdi.

Kaynak: Musannaf Abdürrezzak, cilt 1, s. 464

e) Muttaki Hindi der ki (Kenzu’l-Ümmal’da):

23174. Bilal sabah ezanı okurdu; ezanında “Hayya ‘ala hayril ‘amel” derdi.

Kaynak: Kenzu’l-Ümmal, c. 8, s. 161

f) İbn Hacer el-Askalani der ki (Lisanu’l-Mizan’da):

Ebu Mahzureh demiştir ki: Gençtim, Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: “Ezanının sonunda ‘Hayya ‘ala hayril ‘amal’ de.”

Kaynak: Lisanu’l-Mizan, c. 1, s. 268

 

İlginçtir ki Lisanu’l-Mizan’ın yazarı bu rivayeti aktardıktan sonra, rivayetin zayıf olduğunu söyler. Yani bu ifade mezheplerine aykırı olduğu için, rivayetin sahih olmadığını düşünür; halbuki diğer birçok Sünni alim onu tasdik etmiştir.

g) Zeylaî der ki:

"Hayye ‘alâ hayri’l-‘amel" (حیّ علی خیر العمل) hakkında gelenler şunlardır:

Beyhakî ...’den nakletmiştir ki: Bilâl sabah ezanını okurken "hayye ‘alâ hayri’l-‘amel" diyordu. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.a) ona, bunun yerine "es-salâtu hayrun minen-nevm" demesini ve "hayye ‘alâ hayri’l-‘amel" ifadesini terk etmesini emrettiler.

Beyhakî şöyle demiştir: Bu metin, bu ifadelerle –yani Bilâl ve Ebû Mahzûre’ye öğretilen şeyler bağlamında (hayye ‘alâ hayri’l-‘amel’in çıkarılıp yerine es-salâtu hayrun minen-nevm’in konulması meselesi)– Resûlullah’tan (s.a.a) sahih olarak ulaşmamıştır. Ancak biz ezandaki fazlalıkları (ziyade lafızları) mekruh görürüz; bu yüzden hayye ‘alâ hayri’l-‘amel demeyiz.

İbn Ömer bazen hayye ‘alâ’l-felâh dedikten sonra hayye ‘alâ hayri’l-‘amel derdi... Zaman zaman İbni Ömer ezanında hayye ‘alâ hayri’l-‘amel söylerdi.

Kaynak: Nesbu’r-Rayâ, c. 1, s. 290

 

Ebuzer (Turgut) Atam

Bu yazı 421 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum